I – Şeyh Huzurunda Diz Dize Oturur Gibi Kıbleye Yönelir. Kalbini Bir Kaba, Veya Bir Tekneye. Şeyhinin Kalbini De Bir Denize Benzetir. Çeyrek Veya Yarım Saat, En Çok Bir Saat, Feyz-i İlâhiyi, Mürşidin O Deniz Gibi Kalbinden, Kabına Doldurmağa Çalışır. Sâlik, Her Gezip Oturduğu Yerde, Şeyhinin Eli Elinde Ve Dâim Huzurunda İmiş Gibi Oturur. Şeyhinin Ruhâniyeti, Bir Hırka Veya Cübbe İmiş De Sırtında İmiş Gibi Gezip Oturur. Hâli, Şeyhinin Hırkası Veya Koltuğu Altında Dâima Berabermiş Gibidir. Yatıp Uyumak İstediği Zaman Da Sanki Başını Şeyhinin Ayağına Koyup Da Yatmış Gibi Yatıp Uyur
II – Müridin Makam Ve Mertebelerine Göre Değişik Rabıta Şekilleri Vardır. Birincisi, Mürid Oturup Gezdiği Her Yerde, Şeyhinin Huzurunda Durduğu Gibi Durmalı, Hayalen Mürşidinin Kendisinden Ayrılmadığına, Daima Kendisi İle Berabermiş Gibi Olduğuna -Değil Hareketlerine, Hislerine Bile Vakıf Olduğuna- İnanmalıdır. Uykusunda, Annesinin Yavrusunu Başucunda Beklediği Gibi, Şeyhi De Ayak Ucunda Sabaha Kadar Onu Bekliyormuş Gibi, Farzetmelidir
III – İkincisi, Mutavassıt Yani Orta Halli Bir Müridin Hayatının Her Anında Sanki Resulullah’ı Görüyormuş, Onunla Hareket Ediyormuş Gibi; Şeyhiyle Resulullah Arasında, Resul-i Kibriya’nın Ruhaniyetini, Bizlere Şefaaçi Olduğunu, O Şefaatiyle Noksan Amellerimizin Allah’a Kabul Ettirilmesine Vasıta Olduğunu Bilmesi Lazım Gelir.
IV – Üçüncüsü, Vuslata Yaklaşma Kabiliyetinde Olan Salihin, Mürşidine Ve Resul-i Kibriya Efendimizin Ruhaniyetine Sığındığı Gibi, İhsan Üstünden Allahu Azimüşşan’ı Hatırdan Çıkarmamasıdır
V – İnsan, Her Üç Günde Bir Makam Geçmeye Çalışsa, Hali Güzelleşse, Kamil Bir İnsan Olsa, Peygamber (s.a.v.)’i Görür Hale Gelir. Ebu’l Abbas Mürsi Hazretleri: “Ben 40 Senedir Resul-i Kibriya (s.a.v.)’i Bir An Görmesem Kendimi Mü’min Saymam.” Buyurmuştur. Nice Evliya-i İzam Ruhani Halini İnkişaf Ettire İki Cihan Serveriyle Müşerref Olup, Cesed-i Pakini Açık Şekilde Görüp, Görüşmüşlerdir
.
I – Şeyh Huzurunda Diz Dize Oturur Gibi Kıbleye Yönelir. Kalbini Bir Kaba, Veya Bir Tekneye. Şeyhinin Kalbini De Bir Denize Benzetir. Çeyrek Veya Yarım Saat, En Çok Bir Saat, Feyz-i İlâhiyi, Mürşidin O Deniz Gibi Kalbinden, Kabına Doldurmağa Çalışır. Sâlik, Her Gezip Oturduğu Yerde, Şeyhinin Eli Elinde Ve Dâim Huzurunda İmiş Gibi Oturur. Şeyhinin Ruhâniyeti, Bir Hırka Veya Cübbe İmiş De Sırtında İmiş Gibi Gezip Oturur. Hâli, Şeyhinin Hırkası Veya Koltuğu Altında Dâima Berabermiş Gibidir. Yatıp Uyumak İstediği Zaman Da Sanki Başını Şeyhinin Ayağına Koyup Da Yatmış Gibi Yatıp Uyur
Mübtedi sâlik üç vech ile teveccüh eder :
1 — Şeyh huzurunda diz dize oturur gibi kıbleye yönelir. Kalbini bir kaba, veya bir tekneye. şeyhinin kalbini de bir denize benzetir. Çeyrek veya yarım saat, en çok bir saat, feyz-i ilâhiyi, mürşidin o deniz gibi kalbinden, kabına doldurmağa çalışır.
2— Şeyhini dört yanından içine ilâhî feyz akan bir çadır içinde oturur farz ederek durur.
3 — Şeyhinin ruhâniyetini büyük bir denize benzetir ve kendisi sanki bu deniz ipine batmış bir katre imiş gibi müteveccih olur.
Bu makamların rabıtası da üç vech iledir :
1 — Sâlik, her gezip oturduğu yerde, şeyhinin eli elinde ve dâim huzurunda imiş gibi oturur.
2 — Şeyhinin ruhâniyeti, bir hırka veya cübbe imiş de sırtında imiş gibi gezip oturur.
3 —Hâli, şeyhinin hırkası veya koltuğu altında dâima berabermiş gibidir.
Yatıp uyumak istediği zaman da sanki başını şeyhinin ayağına koyup da yatmış gibi yatıp uyur.
Kaynak: Miftahul kulub1 –Mehmed Nuri Şemsittin Nakşibendi Demir Kitabevi, İst-1968 (s:17-18)
.
II – Müridin Makam Ve Mertebelerine Göre Değişik Rabıta Şekilleri Vardır. Birincisi, Mürid Oturup Gezdiği Her Yerde, Şeyhinin Huzurunda Durduğu Gibi Durmalı, Hayalen Mürşidinin Kendisinden Ayrılmadığına, Daima Kendisi İle Berabermiş Gibi Olduğuna -Değil Hareketlerine, Hislerine Bile Vakıf Olduğuna- İnanmalıdır. Uykusunda, Annesinin Yavrusunu Başucunda Beklediği Gibi, Şeyhi De Ayak Ucunda Sabaha Kadar Onu Bekliyormuş Gibi, Farzetmelidir
Müridin makam ve mertebelerine göre değişikm rabıta şekilleri vardır.
Birincisi, mübtedi mürid oturup gezdiği her yerde, şeyhinin huzurunda durduğu gibi durmalı, hayalen mürşidinin kendisinden ayrılmadığına, daima kendisi ile berabermiş gibi olduğuna -değil hareketlerine, hislerine bile vakıf olduğuna- inanmalıdır. Uykusunda, annesinin yavrusunu başucunda beklediği gibi, şeyhi de ayak ucunda sabaha kadar onu bekliyormuş gibi, farzetmelidir. Kamil bir mürşid, bir anneden daha şefkatlidir, kamil olan ruhaniyeti Allah’ın azametinden çekmiş olduğu feyizleri müridine akıtır. Abdestli olarak zikirle yatan, selatü selamla yatıp uyuyan, uykusunda evliya-i izamı sanki başucunda duran bir anne gibi düşünen mürid rabıtanın başlangıcındadır,
Kaynak: Miftahul kulub1 –Mehmed Nuri Şemsittin Nakşibendi Demir Kitabevi, İst-1968 (s:17-18)
.
III – İkincisi, Mutavassıt Yani Orta Halli Bir Müridin Hayatının Her Anında Sanki Resulullah’ı Görüyormuş, Onunla Hareket Ediyormuş Gibi; Şeyhiyle Resulullah Arasında, Resul-i Kibriya’nın Ruhaniyetini, Bizlere Şefaaçi Olduğunu, O Şefaatiyle Noksan Amellerimizin Allah’a Kabul Ettirilmesine Vasıta Olduğunu Bilmesi Lazım Gelir.
İkincisi, mutavassıt yani orta halli bir müridin hayatının her anında sanki Resulullah’ı görüyormuş, onunla hareket ediyormuş gibi; şeyhiyle Resulullah arasında, Resul-i Kibriya’nın ruhaniyetini, risaletini milyonlarca anneden daha şefkatli olarak “Ümmeti, ümmeti” dediğini, bizlere şefaaçi olduğunu, o şefaatiyle noksan amellerimizin Allah’a kabul ettirilmesine vasıta olduğunu bilmesi lazım gelir. Şu halde, kamil bir sofi, Resulullah’ın risaletini ve ruhaniyetini daima düşünmek mecburiyetindedir. Şeyhler gökteki yıldızlar ve ay gibi ise Resul-i Kibriya (s.a.v.) bütün alemi aydınlatan güneş gibidir. Onun ruhaniyetinin bulunmadığı, nurani kemalatının ve mü’minlere olan yardımının ulaşmadığı bir mekan düşünmek mümkün değildir.
Kaynak: Miftahul kulub1 –Mehmed Nuri Şemsittin Nakşibendi Demir Kitabevi, İst-1968 (s:17-18)
.
IV – Üçüncüsü, Vuslata Yaklaşma Kabiliyetinde Olan Salihin, Mürşidine Ve Resul-i Kibriya Efendimizin Ruhaniyetine Sığındığı Gibi, İhsan Üstünden Allahu Azimüşşan’ı Hatırdan Çıkarmamasıdır
Üçüncüsü, vuslata yaklaşma kabiliyetinde olan salihin, mürşidine ve Resul-i Kibriya Efendimizin ruhaniyetine sığındığı gibi, ihsan üstünden Allahu Azimüşşan’ı hatırdan çıkarmamasıdır. Yani mürşidini düşüne düşüne Resulullah’ın nuraniyetini anlamağa çalışır. Buradan da, bütün mükevvenatın Allah’ın yed-i kudretinde olduğunu idrake başlar “Ben Rabbimi görmüyorum ama kudret-i ilahiye, benim tırnağımın büyümesinden, bir harfi konuşmamdan, kafamdaki idrak ve hissiyatıma kadar her şeye vakıftır.” bilincinde olur. Bu bilinçle kimseye kötülük edemez.
Kaynak: Miftahul kulub1 –Mehmed Nuri Şemsittin Nakşibendi Demir Kitabevi, İst-1968 (s:17-18)
.
V – İnsan, Her Üç Günde Bir Makam Geçmeye Çalışsa, Hali Güzelleşse, Kamil Bir İnsan Olsa, Peygamber (s.a.v.)’i Görür Hale Gelir. Ebu’l Abbas Mürsi Hazretleri: “Ben 40 Senedir Resul-i Kibriya (s.a.v.)’i Bir An Görmesem Kendimi Mü’min Saymam.” Buyurmuştur. Nice Evliya-i İzam Ruhani Halini İnkişaf Ettire İki Cihan Serveriyle Müşerref Olup, Cesed-i Pakini Açık Şekilde Görüp, Görüşmüşlerdir
İnsan, her üç günde bir makam geçmeye çalışsa, hali güzelleşse, kamil bir insan olsa, Peygamber (s.a.v.)’i görür hale gelir. Ebu’l Abbas Mürsi hazretleri: “Ben 40 senedir Resul-i Kibriya (s.a.v.)’i bir an görmesem kendimi mü’min saymam.” buyurmuştur. Nice evliya-i izam ruhani halini inkişaf ettire iki cihan serveriyle müşerref olup, cesed-i pakini açık şekilde görüp, görüşmüşlerdir.
Kaynak: Tasavvufi Hayat – Mehmet Ildırar, Sey-Taç Yay., 1.Baskı, Ankara 1996