I – Soru: Evliyaullah Birbirini Tanırlar Mı? Cevap: Kutbiyet Ve Gavsiyet Mertebesine Gelenler Tanıyabilir. Diğer Evliyâ İse Tanıyabilirler De Tanımayabilirler de. Çünkü Onlar Temsil Ettikleri Ve Zıllinde Seyrettikleri Makamlarla Vardırlar.
II – Veli, Veliyi Görse Tanır mı?: Ebül Abbas Diyor Ki: “Bana Bu İki Zattan Birisi Kutubdur” Denildi. Ben Merakta Kaldım. Acaba Hangisi Kutubdur Diye Düşünürken, O Anda Bir Secde Âyeti Okundu. Her İkisi De Secdeye Kapandılar. Bu Anda Bana, Hangisi Başını Evvel Kaldırırsa Kutup (Gavs) Odur, Denildi. Bunun Üzerine Bir De Baktım Ki, Muhyiddîni Arabî Başını Evvel Kaldırdı. Artık Onun Kutbiyyetinden Şüphem Kalmamıştı
III – Bana Bu İki Kişiden Birisinin “Gavs” Olduğu Söylendi. Ancak Ben Hangisinin “Gavs” Olduğunu Anlamadım. Derken Bir Delîl Gösterildi Ve O İki Kişi Secdeye Kapandı. Bana Secdeden Başını İlk Kaldıracak Olanın “Kutb/Gavs” Olduğu Söylendi…
IV – İzzuddin b. Selâm’ın İbn Arabî’yi Kınadığı, Zındıklıkla İtham Ettiği Haberi Bana Ulaşmıştı. Bir Gün Arkadaşlarından Biri Ona “Bana Kutbu Göstermeni İstiyorum.” Diye Israr Etmiş, Bunun Üzerine O Da İbn Arabi’yi İşâret Ederek “İşte (Kutb) Budur” Demişti. Arkadaşı, “Oysa Onu Kınıyordun.” Deyince; “Şerîatın Zâhirini Muhâfaza İçin Öyle Yaptım.” Cevabını Vermişti
.
I – Soru: Evliyaullah Birbirini Tanırlar Mı? Cevap: Kutbiyet Ve Gavsiyet Mertebesine Gelenler Tanıyabilir. Diğer Evliyâ İse Tanıyabilirler De Tanımayabilirler de. Çünkü Onlar Temsil Ettikleri Ve Zıllinde Seyrettikleri Makamlarla Vardırlar.
Soru: Evliyaullah birbirini tanırlar mı?
Cevap: Kutbiyet ve gavsiyet mertebesine gelenler tanıyabilir. Diğer evliyâ ise tanıyabilirler de tanımayabilirler de. Çünkü onlar temsil ettikleri ve zıllinde seyrettikleri makamlarla vardırlar. Böyle her zaman kendileri olamadıklarından, zaman zaman zılliyet ile aslı birbirine karıştırılabilir. Mesela, Hz. İlyas (as)’ın makamı, Hz. Mesih’in makamı, Muhammedî Makam gibi makamları (sav) tefrik edemeyenler, hatta, zıll ile aslı karıştırıp, bu Hz. Hızır’dır bu Hz. Mesih’tir… falan diyebilirler. Halbuki o bildiğimiz velidir ama, belli bir ismin gölgesinde seyrettiği için, halk onu o makamın asıl sahibi zanneder. Bu çok dakik bir mevzudur. En büyük velide bile bazen böyle durumlarda iltibaslar görülebilir. Bazen birisi, yaptığı irşad ve hizmetlerle makam-ı Mehdiyetin cüz’î bir hassasını temsil ederken, hüşyar fakat, ihatasız ruhlar da bu şahsa Mehdi derler. Halbuki bilmiyorlar ki o zat, büyük bir hakikatin sadece bir zıllini temsil ediyor. Onun içindir ki; bu türlü televvünat esnasında her zaman ifrattan sakınmalı; zira, ifrat edilirse mesul olunur. Evet, veli de olsa mesul olur.
Kaynak: Fasıldan Fasıla 1, M.Fethullah Gülen, Nil Yayınları, 3.Baskı, Eylül 1995, Sayfa 38 ]
.
II – Veli, Veliyi Görse Tanır mı?: Ebül Abbas Diyor Ki: “Bana Bu İki Zattan Birisi Kutubdur” Denildi. Ben Merakta Kaldım. Acaba Hangisi Kutubdur Diye Düşünürken, O Anda Bir Secde Âyeti Okundu. Her İkisi De Secdeye Kapandılar. Bu Anda Bana, Hangisi Başını Evvel Kaldırırsa Kutup (Gavs) Odur, Denildi. Bunun Üzerine Bir De Baktım Ki, Muhyiddîni Arabî Başını Evvel Kaldırdı. Artık Onun Kutbiyyetinden Şüphem Kalmamıştı
O, zamanın kutbu idi. Muhyiddîni Arabi kendisinin kutub olup olmadığı hakkında şüphe eden Ebül Abbas’a bir mektup yazmış, bâtınına teveccüh etmesini emretmişti. Ebül – Abbas bâtınına teveccüh edince bütün evliyayı bir daire teşkil eder görmüştü. Ortalarında iki zat vardı. Biri Ebül – Hasan, diğeri de Endülüslü Muhyiddîn’di.
Ebül – Abbas diyor ki:
«Bana bu iki zattan birisi Kutubdur» denildi. Ben merakta kaldım. Acaba hangisi Kutubdur diye düşünürken, o anda bir secde âyeti okundu. Her ikisi de secdeye kapandılar. Bu anda bana, hangisi başını evvel kaldırırsa kutup (gavs) odur, denildi. Bunun üzerine bir de baktım ki, Muhyiddîni Arabî başını evvel kaldırdı. Artık onun kutbiyyetinden şüphem kalmamıştı.
Kendisiyle o anda harfsiz ve savtsız bir konuşma yaptım. Bir sual sordum, o da bir üfürmekle cevap verdi. Bu üfürük evliya halkasına da sirayet etti. Cümle velîler ondan nasiblerini aldılar. Bundan sonra Muhyiddîn; «Sen bu dereceye erişince ben seninle Mısır’dan haberleşirim» dedi. Bir daha da bana mektup yazmadı.»
Kaynak: Muhyiddini Arabi Hazretleri – M.Kemal Pilavoğlu, Elifbe Yayınları, 3.Baskı, İst-1979(S.39-40)
.
III – Bana Bu İki Kişiden Birisinin “Gavs” Olduğu Söylendi. Ancak Ben Hangisinin “Gavs” Olduğunu Anlamadım. Derken Bir Delîl Gösterildi Ve O İki Kişi Secdeye Kapandı. Bana Secdeden Başını İlk Kaldıracak Olanın “Kutb/Gavs” Olduğu Söylendi…
İmâmu’l-Ârif Şeyh Safiyuddîn b. Ebû Mansûr (öl. 628/1230)(38) bir risâlede şöyle demektedir: “Dımeşk’te ilmiyle âmil eşsiz İmâm Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî’yi gördüm. Tarîkat âlimlerinin en büyüğü olup kesbî ilimlerin yanısıra, kendisine verilen vehbî ilimleri şahsında cemetmiş birisiydi. Büyük şöhrete sahip, bir çok tasnifi mevcûttu. Tevhîd; ilmen, ahlaken ve yaradılış olarak kendisine galebe çalmıştı. Mevcûdun kendisine yönelmesi veya yüz çevirmesine aldırmazdı. Kendisine bağlı vecd ve tasnif sahibi âlimler vardı. Efendim Ebu’l-Abbâs el-Harra ile onun arasında bir uhuvvet vardı. Birçok seyahatta kendisine refakat etti. Allah kendisinden râzı olsun.”
Er-Risâle adlı eserinin başka bir yerinde ise şunları aktarmaktadır: “Şeyh Muhyiddîn İbn Arabî Dımeşk’ten, Şeyh Ebu’l-Hasan el-Harra’ya bir mektup gönderdi. O mektupta: ‘Ey kardeşim! Fetihlerin hakkında bana bilgi ver.’ diye yazdı. Bunun üzerine Şeyh ,bana ‘Bende garib işler, acâib haberler cereyan etti’ diye yaz dedi. İbn Arabî ona tekrar şunları yazdı: ‘Onları sen bana bâtınınla anlat, ben de onlar hakkında sana bâtınımla cevap vereceğim.’ bunun üzerine Şeyh bana şöyle yaz dedi: ‘Tüm evliyâ bana yuvarlak bir dâire (hâlka) şeklinde (oturmuş olarak) gösterildi. Ortalarında iki kişi durmaktaydı. Bunlardan biri Şeyh Ebu’l-Hasan b. esSebâğ diğeri ise Endülüslü bir adam idi. Bana bu iki kişiden birisinin “Gavs” olduğu söylendi. Ancak ben hangisinin “Gavs” olduğunu anlamadım. Derken bir delîl gösterildi ve o iki kişi secdeye kapandı. Bana secdeden başını ilk kaldıracak olanın “Kutb/Gavs” olduğu söylendi. Secdeden ilk olarak başını kaldıran Endülüslü adam oldu. Böylece durumu tam olarak anladım. Orada durup bekledim. Ona harf ve sesten münezzeh bir suâl sordum. O da bana nefesiyle cevap verdi. Böylece ondan cevabımı almış oldum. Diğer sâir evliyâ dâirelerini dolaştım. Her velî o dâireden nasibini aldı. İşte ey kardeş! Eğer sen bu mesabede (makâmda) isen, Mısır’da zaten seninle konuştum.’ Bundan sonra da bu konuda ona hiç bir şey yazmadı.”
Kaynak: http://ilimcephesi.com/imam-suyutinin-ibn-arabiye-dair-bir-risalesi/
.
IV – İzzuddin b. Selâm’ın İbn Arabî’yi Kınadığı, Zındıklıkla İtham Ettiği Haberi Bana Ulaşmıştı. Bir Gün Arkadaşlarından Biri Ona “Bana Kutbu Göstermeni İstiyorum.” Diye Israr Etmiş, Bunun Üzerine O Da İbn Arabi’yi İşâret Ederek “İşte (Kutb) Budur” Demişti. Arkadaşı, “Oysa Onu Kınıyordun.” Deyince; “Şerîatın Zâhirini Muhâfaza İçin Öyle Yaptım.” Cevabını Vermişti
İzzuddin b. Selâm’ın İbn Arabî’yi kınadığı, zındıklıkla itham ettiği haberi bana ulaşmıştı. Bir gün arkadaşlarından biri ona “Bana kutbu göstermeni istiyorum.” diye ısrar etmiş, bunun üzerine o da İbn Arabi’yi işâret ederek “İşte (kutb) budur” demişti. Arkadaşı, “Oysa onu kınıyordun.” deyince; “Şerîatın zâhirini muhâfaza için öyle yaptım.” cevabını vermişti. Veya buna benzer bir söz kullanmıştır. Zira Mısır ve Şam ehlinden salâh, fazilet sahibi, âdil ve dinde sika ehli olmakla ma’rûf birden fazla kişiden bana bu haber ulaşmıştır. Ancak bunlardan bir kısmı haberi “Bana bir velî göstermeni istiyorum” diğer bir kısmı da “Bana kutbu göstermeni istiyorum” şeklinde bildirmiştir.
Kaynak: http://ilimcephesi.com/imam-suyutinin-ibn-arabiye-dair-bir-risalesi/