I – Velilerin Ancak Bir Kısmı Levh-i Mahfuzu Görebilirler, Bir Kısmı Göremezler. Ancak Basiret Gözüyle Levh-ı Mahfuza Teveccüh Ederler. Levh-i Mahfuz Hilâl Gibidir. Herkesin Onu Görüşü Başka Başkadır
(Yorum) Sizin Yaptığınız Levh-i Mahfuzu Okumak Değil, Gayba Sallamak. “Merih’e Gittim. Merihte Et Var, Uranüste But Var” Gibi Kimsenin Kanıtlayamacağını Düşündüğünüz Konularda Büyük İddialarda Bulunmak. İlim Olmadan, Kuran-ı Kerim’e Bakmadan, Toto-Loto Oynar Gibi, Güç Kimdeyse, Gidişata Göre “Bu Allah Dostudur… Yok Yok Değildir Vazgeçtim” Gibi Açıklamalarla Rüzgara Göre Yön Değiştirmek.
II – Abdulaziz Debbağ: Velilerin Keşfi İki Kısımdır. Kimisi Levh-i Mahfuza Bakar. O Değişmez. Efendim Ali El-Havvas Gibi. Kimisi De Yazılıp-Silinen Levhalara Bakar. Bunlar 360 Levhadır. Bunlar Değişir Ve Değiştirilir. Veli Bir Şeyi Haber Verse Ve O Olmasa: ‘Yalan Söyledi’ Denmez. Onun Değişen Levhalara Baktığı Kabul Edilir.
III – Bir Gün, Sevdiklerimden Birine, Bir Belâ Geleceği, İlhâm Olundu. Bu Belânın Geri Döndürülmesi İçin, Cenâb-ı Hakka Çok Yalvardım. Bütün Varlığım İle, Ona Sığındım. Korkarak, Sızlıyarak, Çok Uğraşdım. Bu Belânın, Levh-i Mahfûzda Kazâ-i Mu’allak Olmadığını, Bir Şarta Bağlı Olmadığını Gösterdiler. Çok Üzüldüm,
.
I – Velilerin Ancak Bir Kısmı Levh-i Mahfuzu Görebilirler, Bir Kısmı Göremezler. Ancak Basiret Gözüyle Levh-ı Mahfuza Teveccüh Ederler. Levh-i Mahfuz Hilâl Gibidir. Herkesin Onu Görüşü Başka Başkadır
Divan-ı Evliyaya iştirak eden velilerin hepsinin Levh-ı Mahfuzu görmüş olması şart değildir. O velilerin ancak bir kısmı Levh-i Mahfuzu görebilirler, bir kısmı göremezler. Ancak basiret gözüyle Levh-ı Mahfuza teveccüh ederler. Fakat onun muhteviyatını, münderecatırını bilemezler, bir kısmı ise Levh-i Mahfuza teveccüh dahi edemezler. Çünkü o dereceye gelmediğini, onun ehli olmadığım kendi de bilir. Levh-i Mahfuz hilâl gibidir. Herkesin onu görüşü başka başkadır. Divan-ı Evliya’da veliler toplandığı vakit bu velilerin bazısı bazısına yardım ederler. Bakarsın daha büyük bir veliden, yanındaki küçük veliye nur girer, yardım görür. O Divan’dan ayrıldıkları vakit de nurları ziyadeleşmiş olarak ayrılırlar. Divan-ı Evliya’da, küçük veliler zatı ile hazır olurlar. Fakat büyük velilerde bu mecburiyet yoktur. Çünkü küçük veli Divan’a geldiği vakit, memleketinden kaybolur, asla orada duramaz. Zira Divan’a mevcudu ile iştirak eder. Fakat büyük veliler başkaları ile işi tedvir ederler. Divan’da bulunur ama memle-ketinden de ayrılmaz. Çünkü büyük veliler dilediği şekle, tavır değiştirmeğe kadirdir. Ruhunun kemalinden ötürü isterse 366 zate girer, 366 yerde bulunur.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.334),
(Yorum) Sizin Yaptığınız Levh-i Mahfuzu Okumak Değil, Gayba Sallamak. “Merih’e Gittim. Merihte Et Var, Uranüste But Var” Gibi Kimsenin Kanıtlayamacağını Düşündüğünüz Konularda Büyük İddialarda Bulunmak. İlim Olmadan, Kuran-ı Kerim’e Bakmadan, Toto-Loto Oynar Gibi, Güç Kimdeyse, Gidişata Göre “Bu Allah Dostudur… Yok Yok Değildir Vazgeçtim” Gibi Açıklamalarla Rüzgara Göre Yön Değiştirmek.
SEBE SURESI
53. Halbuki daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.
Kehf Suresi 22. Ayet;
Ahmet Varol Meali
“Onlar üç kişidirler, dördüncüleri de köpekleridir” diyecekler. Yine: “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. (Yaptıkları) gayba taş atmaktır. “Yedi kişidirler, sekizincileri de köpekleridir” diyecekler. De ki: “Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Pek az kimseden başkası onları bilmez.” Artık onlar hakkında açık bir tartışmadan başka tartışmaya girme ve onlar hakkında onlardan (kitap ehlinden) kimseye bir şey sorma.
Ali Bulaç Meali
(Sonra gelen nesiller) Diyecekler ki: ‘Üç’tüler, onların dördüncüsü köpekleridir.’ Ve: ‘Beştiler, onların altıncısı köpekleridir’ diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. ‘Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir’ diyecekler. De ki: ‘Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez.’ Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve haklarında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Diyeceklerdir ki: «Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir» ve diyeceklerdir ki: «Beştir, altıncıları köpekleridir.» (Bu iki söz) Gayba taş atmaktır ve diyeceklerdir ki: «Yedidirler. Sekizincileri de köpekleridir.» De ki: «Onların adetlerini en ziyâde bilen Rabbimdir. Onları ancak pek azı bilir.» Artık onların hakkında zahiri bir mücadeleden başka münakaşada bulunma ve onlara dair bunlardan hiçbirinden bir fetva da isteme.
.
II – Abdulaziz Debbağ: Velilerin Keşfi İki Kısımdır. Kimisi Levh-i Mahfuza Bakar. O Değişmez. Efendim Ali El-Havvas Gibi. Kimisi De Yazılıp-Silinen Levhalara Bakar. Bunlar 360 Levhadır. Bunlar Değişir Ve Değiştirilir. Veli Bir Şeyi Haber Verse Ve O Olmasa: ‘Yalan Söyledi’ Denmez. Onun Değişen Levhalara Baktığı Kabul Edilir.
Abdulaziz Debbağ’a öğrencisi sordu:
“Bazı alimler ihtilaf ettiler: Kur’an’da zikredilen, gaybın anahtarı olan beş maddeyi Peygamber bilir mi? “Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdar olandır.” (31/Lokman, 34)
‘Ed-Debbağ dedi ki: Bu beş şey nasıl peygamberlere gizli kalsın. Onun ümmetinden tasarruf ehli biri bu beş şeyi bilmeden tasarrufta bulunamaz.’ ( El-İbriz 1/522-523 Demir Kitabevi)
Velilerin keşfi iki kısımdır. Kimisi levh-i mahfuza bakar. O değişmez. Efendim Ali el-Havvas gibi. Kimisi de yazılıp-silinen levhalara bakar. Bunlar 360 levhadır. Bunlar değişir ve değiştirilir. Veli bir şeyi haber verse ve o olmasa: ‘Yalan söyledi’ denmez. Onun değişen levhalara baktığı kabul edilir.’
Kaynak: Tasavvuf Menşe ve Mesadir, 182. Tabakat fi Hususi’l Evliya naklen)
Kaynak: http://tevhiddergisi.net/makale/tasavvufta-veli-seyh-tasavvuru
.
III – Bir Gün, Sevdiklerimden Birine, Bir Belâ Geleceği, İlhâm Olundu. Bu Belânın Geri Döndürülmesi İçin, Cenâb-ı Hakka Çok Yalvardım. Bütün Varlığım İle, Ona Sığındım. Korkarak, Sızlıyarak, Çok Uğraşdım. Bu Belânın, Levh-i Mahfûzda Kazâ-i Mu’allak Olmadığını, Bir Şarta Bağlı Olmadığını Gösterdiler. Çok Üzüldüm,
Kazâ, ya’nî ALLAHü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, (Sözümüz değişdirilmez) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmekdedir. Kazâ-i mu’allak için de, Ra’d sûresinde, (ALLAHü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar) meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır. Hocam, Muhammed Bâkî-billah “kuddise sirruh” buyurdu ki, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî “kuddise sirruh”, ba’zı kitâblarında buyurmuş ki, (Kazâ-i mübremi kimse değişdiremez. Fekat ben, istersem, onu da değişdirebilirim). Bu söze şaşar ve olacak şey değildir derdi. Hocamın bu sözü, uzun zemândan beri, zihnimi kurcalamışdı. Nihâyet, ALLAHü teâlâ, bu fakîri de, bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği, ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, Ona sığındım. Korkarak, sızlıyarak, çok uğraşdım. Bu belânın, Levh-i mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümmîdim kırıldı. Abdülkâdir-i Geylânînin “kuddise sirruh” sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrâr sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zevallılığımı göstererek niyâz etdim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki dürlü olduğunu bildirdiler: Birisinin şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmişdir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız ALLAHü teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmekdedir ki, bu kazâ-i mu’allak da, birincisi gibi değişdirilebilir. Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin “kuddise sirruh” sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısm kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, hakîkî kazâ-i mübremi değişdiririm demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pekaz kimseye tanıtmışlardır. Yâ, bunu değişdirebilecek kim bulunabilir? O sevdiğim kimseye, gelmekde olan belânın, bu son kısm kazâdan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu.
Kaynak:Mektubat-ı Rabbani, Cilt 1-2, Çile Yay.Türdav Ofset, İst.1980, 3. Baskı, Çev.Abdülkadir Akçiçek
Kaynak: http://www.islam-tr.net/tevhid/11950-tasavvuf-buyuklerinin-kendi-eserlerinden-kufur-akideleri-kitap.html
.
(Ayet) Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben îmân edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir Peygamberden başka biri değilim
7/ el-A’râf -188- De ki, “ben kendi kendime ALLÂH’ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye mâlik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben îmân edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir Peygamberden başka biri değilim. “