Hayvanlar Bile Ondan Şeriat ve Adalet Bekler. Kendilerini Haksızlık Yapıldığında Gavsın Mahmekemesine Başvururlar ve Haklarını Alırlar

I – Vaktiyle Sûfînin Biri, Bir Yere Giderken Yol Başındaki Bir Köpeğe Sopasıyla Ansızın Vurdu. Köpek Kızgınlıkla Ebû Saîd’in Huzuruna Koştu, Kinle Coşarak Ona Ayağını Gösterdi Ve Dedi ki: ”Ey Eşi Bulunmaz Şeyh! Onun Elbisesini Sûfî Elbisesi Gördüm De Bana Bir Zararı Dokunmaz Sandım. Ona Ceza Vereceksen Hemen Şimdi Ver. Onun Üstünden Sûfî Elbisesini Çıkar Da Herkes Şerrinden Kurtulsun. Bu Ceza, Kıyamete Kadar Yeter Ona”

II – Bir Gün Seyyid Ahmed Rufaî Hazretlerinin Meclisinde Oturuyordum. İçeri Bir Adam Geldi: Efendim, Abdest Almak İçin Su Çıkarırken Biri Arslan Gelip Bu Fakirin Öküzünü Yedi, Dedi. Seyyid Rufaî “Bana Hemen O Aslanı Çağırın Gelsin!” Deyince Gidip Aslanı Çağırdılar. Arslan Geldi, Arslan Dile Gelip Fasîh Bir Lisan İle: Ey Efendim! Yedi Gündür Bir Şey Yememiştim Diye Cevap Verdi

.

I – Vaktiyle Sûfînin Biri, Bir Yere Giderken Yol Başındaki Bir Köpeğe Sopasıyla Ansızın Vurdu. Köpek Kızgınlıkla Ebû Saîd’in Huzuruna Koştu, Kinle Coşarak Ona Ayağını Gösterdi Ve Dedi ki: ”Ey Eşi Bulunmaz Şeyh! Onun Elbisesini Sûfî Elbisesi Gördüm De Bana Bir Zararı Dokunmaz Sandım. Ona Ceza Vereceksen Hemen Şimdi Ver. Onun Üstünden Sûfî Elbisesini Çıkar Da Herkes Şerrinden Kurtulsun. Bu Ceza, Kıyamete Kadar Yeter Ona”
Ebu Saîd’in Bir Sûfî ve Bir Köpekle Konuşması
Vaktiyle sûfînin biri, bir yere giderken yol başındaki bir köpeğe sopasıyla ansızın vurdu. Köpeğe şiddetlice vurduğundan köpek feryadü figan etmeye başladı. Kızgınlıkla Ebû Saîd’in huzuruna koştu, kinle coşarak ona ayağını gösterdi ve o gafil sûfîye kısas yapılmasını istedi.
Şeyh sûfîye dedi ki :
”’Ey vefasız! Bu ağzı var, dili yok hayvana bu cefayı niçin ettin? Bak, ayağını kırmışsın.”
Sûfî,
”Şeyhim! Kusur bende değil, köpekte. Elbiseme süründü. Artık o elbiseyle namaz kılamam. Lâf olsun diye değil, bu yüzden benden sopa yedi” dedi.
Köpek orada feryat edip duruyordu.
Şeyh, köpeğe,
”Sen gönlünü hoş tut” dedi. ”Aldırma! Sen hangi cezayı vermemi diliyorsan söyle, ben onun cezasını vereyim. Yalnız bu cezayı kıyamete bırakma. Dilersen onu ben cezalandırayım. Yalnız senin kızgınlığını istemem, hoşnut olmanı dilerim.”
Köpek, o vakit dedi ki :
”Ey eşi bulunmaz şeyh! Onun elbisesini sûfî elbisesi gördüm de bana bir zararı dokunmaz sandım. Beni böyle her yerimden yakıp yandıracağını nereden bilirdim! Resmî elbiseler giyinmiş birini görseydim yanına bile yaklaşmazdım. Fakat selâmet ehlinin elbisesini görünce ona güvendim. Ona ceza vereceksen hemen şimdi ver. Onun üstünden sûfî elbisesini çıkar da herkes şerrinden kurtulsun. Çünkü böyle bir ziyanı rindlerden bile görmedim ben. Ondan selâmet ehlinin hırkasını çıkar. Bu ceza, kıyamete kadar yeter ona.‘’
Kaynak: İlâhiname , Feridüddin Attar (K.S.) , S.79-80 , Semerkand Yayınları

.

II – Bir Gün Seyyid Ahmed Rufaî Hazretlerinin Meclisinde Oturuyordum. İçeri Bir Adam Geldi: Efendim, Abdest Almak İçin Su Çıkarırken Biri Arslan Gelip Bu Fakirin Öküzünü Yedi, Dedi. Seyyid Rufaî “Bana Hemen O Aslanı Çağırın Gelsin!” Deyince Gidip Aslanı Çağırdılar. Arslan Geldi, Arslan Dile Gelip Fasîh Bir Lisan İle: Ey Efendim! Yedi Gündür Bir Şey Yememiştim Diye Cevap Verdi
Seyyid Hasan Nakibül Mukaddem (aleyhirrahme) şöyle anlatıyor:
— [Bir gün Seyyid Ahmed Rufaî hazretlerinin meclisinde oturuyordum. İçeri bir adam geldi:
– Efendim, abdest almak için su çıkarırken biri arslan gelip bu fakirin öküzünü yedi, dedi.
Seyyid Rufaî:
— Bana hemen o aslanı çağırın gelsin, buyurdu.
— Efendim, biz aslanı nasıl çağıralım, vardığımız gibi bizi parçalar, yer.
– Korkmayın, ondan size zerre kadar zarar gelmez.
Bunun üzerine gidip aslanı çağırdılar. Arslan geldi, Rufaî hazretlerinin önünde yüzünü yere koydu. Pîr Seyyid Rufaî hazretleri ona dedi ki:
– Ey arslan, niye böyle küstahlık edip fakirin hizmetinde olan öküzü yedin? Hazreti Allah’dan korkmadın mı?
Arslan dile gelip fasîh bir lisan ile:
— Ey efendim! Ceddin Hazreti Peygamberin ruhu şerifi için gazaba gelip bana beddua etme. Zira yedi gündür bir şey yememiştim. Açlık canıma tak demişti. (Men kesüret hilmü kesiretül hayrat aleyh) mazmu-nunca enlen ve evliyâ-i izam ve ekremi meşâyihı kiram bilmekle affınıza itimad edip çaresiz bu küstahlığa irtikâb ettim, dedi.
Seyyid Rufaî hazretleri, arslanın böyle söylemesi üzerine (el-özrü makbulün indallahi ve inde kirâmin-nâs) fehvasınca özrünü kabul etti ve dedi ki: «Suçunu bir şartla affederini; yediğin öküzün yerine bu fakirin hizmetinde olacaksın.»
Arslan Seyyid Rufai’nin bu şartım kabul etti. O kimsenin hizmetinde bulundu.
Kaynak: Allah’a ve Resulune En Yakın Yol – Sıddık Naci Eren, Demir Kitabevi, İst-1985 (S.39-40)