Hz Muhammed’e Uymanın En Güzel Yolu Şeyhe Uymaktır, Çünkü Şeyh Olan Kişi Hz Muhammed’in Halifesidir. Tasavvuftan Nasipsizler, ‘Bu Da Nerden Çıktı?’ Derler. Gavsın Elini Tutan, Resûlullah’ın Elini Tutmuş Gibi Olur. Müridin Kendisini Şeyhe Teslim Etmesi, Kendini Allah Ve Resûlü’ne Teslim Etmesi Demektir

I – Hz. Peygamber’e (s.a.v) Hakkıyla Uymanın En Güzel Yolu, Sünnet Üzere Yaşayan Sadatları Takip Etmektir. Sadatlar, Sünnet-i Seniyyeyi Kal Olarak Değil, Hal Olarak Yaşar Ve Yayarlar. Onlara Uymakla İman Selameti İle Ölmek Nasib olur. Böylece Ebedi Ahiret Yolculuğu İman İle Başlamış Olur. En Büyük Saadette Budur

II – Şeyh Olan Kimse Resûlullah s.a.v.’in Halifesidir. Resûl/Peygamber İse Allah’ın Halifesidir. Bunu Bilmeyen Tasavvuftan Nasipsizler, ‘Bu Da Nerden Çıktı?’ Derler. Gavsın Elini Tutan, Resûlullah’ın Elini Tutmuş Gibi Olur. Müridin Kendisini Şeyhe Teslim Etmesi, Kendini Allah Ve Resûlü’ne Teslim Etmesi Demektir.

III – Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dan Sonra Gelen Veliler O’nun Tasarrufunu Taşımaktadırlar. Hazret-i Muhammed Aleyhissetâm, Onlar Vasıtasıyla Halk İçinde Tasarruf Etmektedir

.

I – Hz. Peygamber’e (s.a.v) Hakkıyla Uymanın En Güzel Yolu, Sünnet Üzere Yaşayan Sadatları Takip Etmektir. Sadatlar, Sünnet-i Seniyyeyi Kal Olarak Değil, Hal Olarak Yaşar Ve Yayarlar. Onlara Uymakla İman Selameti İle Ölmek Nasib olur. Böylece Ebedi Ahiret Yolculuğu İman İle Başlamış Olur. En Büyük Saadette Budur
GAVSI SANİ KS HZ LERİNİN BİR SOHBETİ……………
4. Bu dünya bir han gibidir; ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çıkmıştır. Ölümle başlayan bir yolculuğun geri dönüşü yoktur. Yola çıkan kimsenin, hedefine ulaşması için belli bir yol ve usul takip etmesi gerekir. Başı boş ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye varacağı da belli olmaz.
Allah yolu da böyledir. O yol da Hz. Rasulullah (s.a.v) ın izinden başka Allah’a giden bir yol ve kapı yoktur. Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) hayatını yaşamak için de ulu Sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e (s.a.v) hakkıyla uymanın en güzel yolu, sünnet üzere yaşayan sadatları takip etmektir. Sadatlar, sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil, hal olarak yaşar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasib olur. Böylece ebedi ahiret yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet te budur.
Kaynak: http://www.nasihatler.org/2013/12/22/gavs-i-sani-hz-lerinin-sohbeti/

.

II – Şeyh Olan Kimse Resûlullah s.a.v.’in Halifesidir. Resûl/Peygamber İse Allah’ın Halifesidir. Bunu Bilmeyen Tasavvuftan Nasipsizler, ‘Bu Da Nerden Çıktı?’ Derler. Gavsın Elini Tutan, Resûlullah’ın Elini Tutmuş Gibi Olur. Müridin Kendisini Şeyhe Teslim Etmesi, Kendini Allah Ve Resûlü’ne Teslim Etmesi Demektir.
Seyyid Muhammed Raşid k.s. hazretleri şöyle buyurmuş: ‘’Allah dostluğu nedir iyi bilenler, bu yolun ne kadar faydalı olduğunu çok iyi bilirler.‘’
Hz. Mevlânâ k.s şöyle buyurmuştur: “Kâmil bir mürşidin elini tutmak, Allah’ın kudret elidir.”
Allah’ın kudret eli demek, Rabbü’l-âlemin’in gücü kuvveti ve azametine temsildir. Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v) eli ise, insanlara uzanan bir ilâhî rahmettir. Bu el vasıtasıyla Allah Teâlâ, dilediğini diriltir veya öldürür. Peygamberler, kâmil mürşidler Allah’a hidayete sevkeden vesilelerdir. Rabbü’l-alemin’in insanlara özel ikramıdır.
Müridin kendisini şeyhe teslim etmesi, kendini Allah ve Resûlü’ne teslim etmesi demektir. Çünkü şeyh olan kimse Resûlullah s.a.v.’in halifesidir. Resûl/peygamber ise Allah’ın halifesidir. Şu halde şeyhin elini tutan, Resûlullah’ın elini tutmuş gibi olur. Allah’a teslim olmuş demektir. Müridler, şeyhlerin elini tutup tövbe/biat ederler, çünkü ashap da böyle yapmıştır. Resûlullah s.a.v. Efendimiz’e geçmiş hayatlarına tövbe ederek biat etmişlerdir. Müridin, mürşid elini tutması sünnet-i Resûlullahtır. Bunu bilmeyen tasavvuftan nasipsizler, ‘Bu da nerden çıktı?’ derler. Meşâyih/mürşid-i kâmiller, kavmi içinde enbiya gibidir. Müridin, şeyhin elini alması mübayaat/manevi alışveriştir.’’
Kaynak: Mürşid ve Mürid Hukuku : Tasavvufi Sohbetler – Ciltli, Mehmet Ildırar, Semerkand yayınları (s.192)
Kaynak: http://www.naksibenditarikati.com/detay.asp?icerikID=236

.

III – Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dan Sonra Gelen Veliler O’nun Tasarrufunu Taşımaktadırlar. Hazret-i Muhammed Aleyhissetâm, Onlar Vasıtasıyla Halk İçinde Tasarruf Etmektedir
“Haber verme bakımından nübüvvet bitmişse de, velayet ve tasarruf bakımından devam etmektedir. Çünkü Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dan sonra gelen veliler O’nun tasarrufunu taşımaktadırlar.
Hazret-i Muhammed Aleyhissetâm, onlar vasıtasıyla halk içinde tasarruf etmektedir.
Nasıl ki nübüvvet, hariçte peygamberlerden müteşekkil bir dâire meydana getiriyor ve bu dâire Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm ile tamamlanıyorsa, velayet de hâriçte velilerden meydana gelen bir daire teşekkül eder ve bu daire, Son veli ile tamamlanır.
Hâtem’ül-evliyâ, hakikatte Hâtem’ül-enbiyâ’dan başka bir şey değildir. (Yani Hâtem’ül-evliyâ, velayet suretiyle çeşitli vücudlar aracılığı ile tasarrufuna devam etmiş ve onun nübüvveti, nasıl Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm suretinde tamamlanmışsa, velayeti de Son veli’de tamamlanacaktır.)
Kaynak: Tasavvuf’un Aslı Hakikat Ve Marifethullah İncileri – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 2.Baskı, İstanbul-2001 (S.540)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın