Gavsım Tanrı’nın Cemalini Tüysüz Oğlan Çocuklarında; Bu Çekici Küçük Oğlan Çocuklarının Küçücük Ağızında, Kaşlarıyla Gönülleri Avlayan Ay Gibi Parlayan Yüzünde, Misk Gibi Kokan Saçlarında Görür ve Bu Tüysüz Oğlana Aşkını İlan Eder

I – Ay Yüzlü Güzel Bir Çocuk Vardı. Misk, Onun Saçlarının Bir Teliydi Ancak. Aynaya Baktı Mı Adeta Yüzüne Ay Görünür, Dudaklarıyla Lâli Alt Eder, Değersiz Bir Hale Getirirdi. Daima Kaşlarıyla Gönülleri Avlar, Kendisine Bağlardı Da Bu Yüzden Kaşları Çatıktı…Sevgili, Onun Sırrını Bilip O Aşığın Hakikaten Kendisine Tutkun Olduğunu Anlayınca, O Âlemleri Bezeyen Güzel Atından İndi, Acıyarak Ve Esirgeyerek Sevgi İle Aşığının Ayağını Kucağına Aldı. Gönüllere Sancı Veren Bu Dikenleri Bütün Gün Kendi Eliyle Bir, Bir Çıkarmaya Koyuldu. Âşık Derviş Kendi Kendine Ah Diyordu, Ne Olurdu Da Her Diken Yüz Diken Olsaydı. Bedenimdeki Yara Daha Fazla Bulunsaydı. Gönlüm, Daha Fazla Huzura Ererdi..
Ay Yüzlü Çocukla Nazar Sahibi Derviş
Ay yüzlü çocukla nazar sahibi derviş
Ay yüzlü güzel bir çocuk vardı.
Misk, onun saçlarının bir teliydi ancak.
Başındaki zülfü, bir daldı ki ancak şerre delalet ederdi.
Aynaya baktı mı adeta yüzüne ay görünür, dudaklarıyla lâli alt eder, değersiz bir hale getirirdi.
Daima Kaşlarıyla gönülleri avlar, kendisine bağlardı da bu yüzden kaşları çatıktı.
Ağzı zencefre (Kök gövde) kelimesinin bir tek harfiydi adeta.
Yirmi dokuz harf, o kelimesinin harekesiz okunmasından, harflerinde durulmasından meydana gelmişti sanki.
O ağız, öyle küçüktü ki bir harf bile sığmazdı.
Artık yirmi dokuz harften başka bir şeyle tartılması değer mi?
Söyleriyle gâh incinin kulağını delerdi, gâh ayın kulağına küpe takardı.
Bir derviş, onun aşkıyla güçsüz hale düştü.
Elinde yalnız bir gönlü kalmıştı, o da kan kesilmişti.
Hararetli aşk, dervişi ateşlere atınca bütün mafsalları, bütün vücudu ateşlere yandı, tutuştu.
Nihayet sabredemez duruma düşüp, o dünya güzelinin yanına gelip,
Dedi ki:
Derdime derman yok.
Sensiz yaşamam mümkün değil.
Bir an bile sensiz yaşamayı istemiyorum.
Bir tek canım var ancak.
Artık sen bilirsin.
Beni bağışlarsan bağışla.
Zaten düşkünüm ben.
Öldürsen yine hoş, durup bekliyorum.
Sensiz ne sabrım kaldı, ne takatim.
Ne yapacaksan hadi, yap durma!
Oğlan, bu sözleri duyup aşığın sırrını anlayınca dedi ki:
Canınla oynuyorsan;
Pekâlâ, seni bir sınayayım da canının bana karşı kadrini, kıymetini, bir göreyim.
Derviş bu sözü duyunca ateş gibi hararetlendi, duman gibi kalktı.
Çocuk derhal atına binip yalnızca bir ovaya gitti.
Orada dervişin boynuna bir ip attı, sonra atını sürdü.
At koşmaya başladı.
Dervişte boynunda ip, arkasından koşuyordu.
Çocuk, atı bir hayli koşturdu, her yana sürdü.
Derviş bir hayli zahmete katlandı.
Bir hayli at sürdükten sonra onu dikenlerle dolu bir çöle sürdü.
O başsız, göğüssüz aşığı yüz yerde kırdı geçirdi.
Gül dalı gibi ayağına binlerce diken battı.
Sevgili, onun sırrını bilip o aşığın hakikaten kendisine tutkun olduğunu anlayınca, o âlemleri bezeyen güzel,
(Bu aşkın doğru bir aşk olduğunu, cinsel şehvetin bulunmadığını, âşıklığa layık olduğunu anladı)
Atından indi, acıyarak ve esirgeyerek sevgi ile aşığının ayağını kucağına aldı.
Gönüllere sancı veren bu dikenleri bütün gün kendi eliyle bir, bir çıkarmaya koyuldu.
Âşık derviş kendi kendine ah diyordu, ne olurdu da her diken yüz diken olsaydı.
Bedenimdeki yara daha fazla bulunsaydı.
Gönlüm, daha fazla huzura ererdi.
Şu sözü, gönlünden gizlice geçirmede, onca ayağındaki dikenlerden güller açmaktaydı.
Diyordu ki:
“ Bu dikenler ayağımda olmasaydı bu çocuğun kucağına yerleşemezdim”
*Senin ayağına da sevgilinin uğruna diken batmışsa o dikenler diken değildir.
Her biri, bir gül bahçesidir.*
*Onun adı uğruna öldürülür, bütün azan (Vücut parçaları) kanlara bulanırsa asla üzülme.*
*Kanını içen, onun adı olduktan sonra kanına da elbette nazar eder.*
Kaynak: İLAHİNAME. FERİDÜDDİN-İ ATTAR M.E. B. YAY. 392


II – Güzel Delikanlının Biri Arzu Kemendini Dervişler Halkasına Attı. Merkez Noktası Gibi Sofiler Dairesine Yerleşti. Yanağı Tanrı’yı Arayanların Kıblesi Oldu! Tekkenin Piri De O Sevdaya Külah Kaptırmış Ve O Dava Da Kendisini Şahit Tutmuştu. Gence Öğüt Vermeye Başladı.”Ey Değerli Oğul, Ey Gönüller Bağlayan Taze” Dedi. “Her Rastgelenle Süt Ve Şekerin Birleşmesi Gibi Düşüp Kalkma, Her Alçağın Aldatıcı İpi İle Kuyuya İnme, Sen Tanrı’nın Çehresini Aksettiren Bir Aynasın. Her İpsiz Sapsıza Yüz Gösterme. Her An Dizgini Yabancıların Pençesine Kaptırma, Hususi Halvetinde Umuma İltifat Gösterme. Senin Yanağın Parlak Bir Aynadır, Bu Saf Ve Temiz Aynayı Tozlarla Kirletme
Tüysüz Oğlana Methiye
“… Güzel delikanlının biri arzu kemendini dervişler halkasına attı. Merkez noktası gibi sofiler dairesine yerleşti. Yanağı Tanrı’yı arayanların kıblesi oldu! Onlar Tanrı’ya dönmüş olan yüzlerini bu mahbubun (sevgilinin) yüzüne çevirdiler. Futa örtünmüş olan dervişler bu şeker sözlünün etrafına şeker arayan sinekler gibi üşüştüler. Herkes onu kendine mal etmek ister, onun iltifat nazarlarıyla şereflenmek arzusunu güderdi. Nihayet aralarında ayrılık ve kavga baş gösterdi.
Aşk oyununa girenler arasında birbirini dövmek tehlikesi uzak değildir. Çünkü hepsi de güzel yüzlü bir sevgilinin aşkından dem vururlar. Kâbe’nin çevresini dolaşanların süratle koşmak zevkinden dolayı birbirlerine çarpmaları pek yerinde bir harekettir.
Tekkenin piri de o sevdaya külah kaptırmış ve o dava da kendisini şahit tutmuştu. Gence öğüt vermeye başladı.” Ey değerli oğul, ey gönüller bağlayan taze” dedi. “Her rastgelenle süt ve şekerin birleşmesi gibi düşüp kalkma, her alçağın aldatıcı ipi ile kuyuya inme, sen Tanrı’nın çehresini aksettiren bir aynasın. Her ipsiz sapsıza yüz gösterme. Her an dizgini yabancıların pençesine kaptırma, hususi halvetinde umuma iltifat gösterme. Senin yanağın parlak bir aynadır, bu saf ve temiz aynayı tozlarla kirletme.
O tatlı delikanlı bu öğüdü işitince kendisine acı geldi, yüzünü ekşitti. Şeyhin huzurundan kalktı ve bir bahaneyle tekkeden dışarı çıktı. Birkaç gün uğramadı. Pir ve müritler onun ayrılmasından üzüldüler. Hicran acısından feryada geldiler, kirpiklerinin elmasıyla zaruret ve zavallılık cevherini deldiler, umutsuzca ağladılar, yoksulluk diliyle ve özür dileme yoluyla şu beyiti tekrarladılar:
“Ey çocuk, geri gel ki hiç kimse senin üzerinde hükmünü yürütemez. Her kiminle oturmak istersen otu, her kimden kaçmak istersen kaç, her ne kadar aklı aldatan ve dine düşman olan bir fettansan da gene geri dön. Çünkü kırık gönüllere sükun veriyorsun. Bizim çektiğimiz bela ve mihnetleri gördüğün halde meclisimizde başkalarının takıntılarıyla oturma derdi bize yetişir.”
Delikanlı dervişlerin özür dilediklerini duyunca sert huyluluktan vazgeçti, onların derneğinde yalnız kaldı, hasretini çekenlerin, ayrılığından hasta düşenlerin yanına döndü…” (
Kaynaj: Molla Câmî, Baharistan, M.E.B Yayınları, s.151
Kaynak: Süreyya Aslaner, Tasavvufta Seks Fenomeni, Tevhid Yayınları, İstanbul, 1996. (s.121)


(Ayet) Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.
A’raf Suresi;
190. Fakat Allah, kendilerine salih bir evlat verince, her ikisi de tuttular verdiği evlatlar üzerine ona ortak koşmaya başladılar. Allah, onların koştukları şirkten münezzehtir.


III – Ebu Havde’den Allah Ondan Razı Olsun! Bir Kadın Veya Bıyıkları Henüz Terlemiş Bir Genç Gördüğü Zaman Onunla Cinsi Münasebete Kalkışır Ve Dübürünü Yoklardı
” Şaranî, Ebu Havde’den şöyle söz ediyor: “Allah ondan razı olsun! Bir kadın veya bıyıkları henüz terlemiş bir genç gördüğü zaman onunla cinsi münasebete kalkışır ve dübürünü yoklardı. Bu kişi ister emirin, ister vezirin oğlu olsun, isterse babasının veya başkalarının huzurunda olsun, arkasını yoklar onunla livata yapmaya kalkışırdı.”
Kaynak: Şaranî, et-Tabakatü’l-Kübra, c.2, s.122
Kaynak: Süreyya Aslaner, Tasavvufta Seks Fenomeni, Tevhid Yayınları, İstanbul, 1996. (s.173)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın