I – Öyle Şeyhler Görüyoruz Ki, Resulullah Efendimiz’i Yakazada Uyanıkken Görüyorum. Sorduklarımıza Cevap Veriyor Diyorlar… Efendim, Allah Seyyidliğinizi İdame Ettirsin, Bunları Bize Hiç Değilse Remizle Olsun Beyan Edin De, Resulullah Efendimizle Uyanıkken Konuşanların Alâmeti Nedir
II – Bir Rahmetle Allah Ona Rahmet Etmişse, O Zaman Cenab-ı Hak Ona Seyyidil Evvelin Vel Ahirin Olan Resulullah (s.a.s.) Efendimizin Rü’yetini Nasib Eder. Resulullah Efendimizi Açıkça Görür, Uyanıkken Müşahede Eder. Resulullah Efendimizi Gördükte Allah’tan Ona Öyle İmdat, Ruhani Feyiz Gelir Ki, Gözlerin Görmediği, Kulakların İşitmediği Ve İnsanın Hayal Edemiyeceği Nimetlere, Saadetlere Erer
.
I – Öyle Şeyhler Görüyoruz Ki, Resulullah Efendimiz’i Yakazada Uyanıkken Görüyorum. Sorduklarımıza Cevap Veriyor Diyorlar… Efendim, Allah Seyyidliğinizi İdame Ettirsin, Bunları Bize Hiç Değilse Remizle Olsun Beyan Edin De, Resulullah Efendimizle Uyanıkken Konuşanların Alâmeti Nedir
O zahir hocası A. Debbağ Hz.lerinden yine sordu ki:
-Öyle Şeyhler görüyoruz ki, Resulullah Efendimiz’i yakazada uyanıkken görüyorum. Sorduklarımıza cevap veriyor diyorlar. Halbuki ârif-i billâhlar demişler ki: Böyle bir idiya yapanın iddiası kabul olunmaz. Ancak beyyine getirmesi lâzımdır. Onun da isbatı 3000 makamı geçmiş olmaktır. Efendim, Allah seyyidliğinizi idame ettirsin, bunları bize hiç değilse remizle olsun beyan edin de, Resulullah Efendimizle uyanıkken konuşanların alâmeti nedir, bilelim.
Debbağ Hz.leri cevap verdi:
-Herkesin vücudunda 366 damar, sinir vardır. Herbir sinir Cenab-ı Hak ne için yaratmışsa o hassayı hâmildir. Basirt sahibi arif ise bu 366 siniri ziyalı, ışık ve¬ren bir nur olarak görür. Yalanın da, hasedin de, riyanın da, ücûb, kibir v.s. nin de her birinin birer damarı ve ışığı vardır. Arif olan bir kimse insanlara baktığı vakit her bi¬rini, üzerinde 366 fener asılmış, ışıklandırılmış bir âlem gibi görür. Her bir lâmbanın kendine has rengi vardır.
Sonra bu hassaların her birinin de kısımları vardır. Sonra bu hassaların her birinin de kışından vardır. Meselâ, mal şehvetinin aynbir kısmı vardır. Mansıb, mevki şehvetinin de ayrı birer kısımları vardır. Bir kimsenin bütün bu damarlardan, kısımlarıyla birlikte ilgisi kesilmedikçe keşfi açılmaz. Allah bir kuluna hayır murad ettikçe, onu keşfe ehil görürse, o kulunu yavaş yavaş bunlardan keser. Meselâ, yalan söylemek hassasını kesince, o zaman doğruluk makamına erer. Ondan sonra daha ilerliyerek tasdik makamına gelir. Mal şehveti hassasını kestiği vakitte zühd, zahidlik makamına girer.
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.359-364)
.
II – Bir Rahmetle Allah Ona Rahmet Etmişse, O Zaman Cenab-ı Hak Ona Seyyidil Evvelin Vel Ahirin Olan Resulullah (s.a.s.) Efendimizin Rü’yetini Nasib Eder. Resulullah Efendimizi Açıkça Görür, Uyanıkken Müşahede Eder. Resulullah Efendimizi Gördükte Allah’tan Ona Öyle İmdat, Ruhani Feyiz Gelir Ki, Gözlerin Görmediği, Kulakların İşitmediği Ve İnsanın Hayal Edemiyeceği Nimetlere, Saadetlere Erer
Eğer görüşü safi, basiret nuru tamam olmuş ise, sonunda şekavet olmayan bir rahmetle Allah ona rahmet etmişse, o zaman Cenab-ı Hak ona Seyyidil evvelin vel ahirin olan Resulullah (s.a.s.) Efendimizin rü’yetini nasib eder. Resulullah Efendimizi açıkça görür, uyanıkken müşahede eder. Resulullah Efendimizi gördükte Allah’tan ona öyle imdat, ruhani feyiz gelir ki, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal edemiyeceği nimetlere, saadetlere erer. Resulullah Efendimizi görmek saadetine erdiği vakitte sevinç ve afiyet makamına erer, ona müjdeler olsun. İşte bütün bunlar o nefis hassalan ve bütün müşahede makamlarının hepsini geçtikten sonra olur. Resulullah Efendimizin şemaili mutahharesi ümmeti mütahharesine gizli değildir. Nitekim ulema yazmışlardır..
Kaynak: Kitab-ül-ibriz, Abdülaziz Ed-Debbağ, Seha Neşriyat, İst.1997 (S.359-364)