Kabe, Beytullâh (Yâni Allanın Evi) İsmini Alması Dolayısıyla, Adetâ Hayatiyet Sahibi (Canlı) Bir Varlıkmış gibi İbn’ul-Arabî’ye Hitâb Ediyor Onunla Konuşuyordu. (Kabe) Bana Dedi Ki: Sen Bana Çok Nâdir Bir Sırr İşittirdin Ve Tuhaf Bir Mânâyı Açtın. Bunu Senden Önce Hiç Bir Velîden İşitmemiştim. Bu Hakikatlara Senin Gibi Sahip Hiç Bir Kimseyi Görmemiştim

I – Kabe, Beytullâh (Yâni Allanın Evi) İsmini Alması Dolayısıyla, Adetâ Hayatiyet Sahibi (Canlı) Bir Varlıkmış gibi İbn’ul-Arabî’ye Hitâb Ediyor Onunla Konuşuyordu. (Kabe) Bana Dedi Ki: Sen Bana Çok Nâdir Bir Sırr İşittirdin Ve Tuhaf Bir Mânâyı Açtın. Bunu Senden Önce Hiç Bir Velîden İşitmemiştim. Bu Hakikatlara Senin Gibi Sahip Hiç Bir Kimseyi Görmemiştim
Hz Arabi’nin Canlı Bir Varlık Gibi Ka’be İle Konuşması Ve Mektuplaşması;
«… İşte bu beyitler benden sâdır olunca, … gâib’ten (görünmez âlem den) bir ses duydum. …Bana denildi ki: Kabe’nin sırrına bak»
Tenkid:
Demek oluyor ki Kabe, Beytullâh (yâni Allanın Evi) ismini alması dolayısıyla, adetâ hayatiyet sahibi (canlı) bir varlıkmış gibi İbn’ul-Arabî’ye hitâb ediyor onunla konuşuyordu .İşte bu konuda şimdi nakledeceğimiz şu tipik ifâdeye biraz dikkat etmemiz lâzımdır :
«… Kendi başına akl’ın ulaşamıdığı ve idrâk’in elinden gelmediği böyle bir ilim (?) bana verilince, (Kabe) bana dedi ki:
Sen bana çok nâdir bir sırr işittirdin ve tuhaf bir mânâyı açtm. Bunu senden önce hiç bir velîden işitmemiştim. Bu hakikatlara senin gibi sahip hiç bir kimseyi görmemiştim.»
Tenkid:
Kabe dolaylarında duyduğu heyecanlar sebebiyle onun bize naklettiği sözler, bundan ibaret değildir. Nitekim yine Futûhat’da bildirdiğine göre, kendisiyle Kabe arasında «mektuplaşmalar ve haberleşmeler» olmuş ve İbn’ul-Arabî, gece yarısında Kabe’yi tavaf ederken, öyle garip şeylerle karşılaşmıştır ki, onun anlattığı hususları, ayni gece rüyasında gören hiç tanımadığı bir şahıs gelerek kendisine tekrar etmiştir: Bu suretle anlattıklarının şüpheden azade olduğunu belirtmek isteyen İbn’ul-Arabî diyor ki:
«… Birgün Kabe’ye baktım: Kendisini tavaf etmemi istiyordu. Zemzem ise, bize kavuşmayı rağbet (arzu) ederek kendi su’yundan bol bol içmemi diliyordu: (Hem de) kulakla işitilen bir konuşma dileği ile (!). Onların her ikisinin mekânet (mertebe) lerinin örtülenmesinden korktuk da, … her ikisine hitaben beyitler (=şiir) söyledik… (Burada oniki beyitlik ve kendisine ait bir şiir var)..
Kabe ile benim aramda, ona komşuluğum zamanında mektuplaşmalar (mükâtebât) ve haberleşmeler (teressülât) ve daimî serzenişler (muâtaba’lar) vardı. Kabe ile kendi aramdaki konuşmalardan bâzılarını, Tâc’ür- Resâil ve Minhâc’ül-Vesâil (XXVIII 78) adını verdiğimiz, yedi veya sekiz risale (mektup) ihtiva eden bir kitapçığımızda zikretmiştim….
Soğuk ve mehtaplı bir gecede sağnak yağmur olmuştu da, onunla abdest almıştım ve şiddetli bir rahatsızlık (inziâc) ile tavafa çıktım. Allah daha iyisini bilir ya, tavafta zannıma göre, (benden gayri) tek bir şahıstan başkası yoktu. Sonra Hacer(-i Esved) i öptüm ve tavafa başladım. … Tavafı(mı), Rükn’üş-Şâmî’ye ulaştırdığımda, … (Kabe) beni, kulağımla işittiğim bir söz (konuşma) ile tehdîd ediyor (beni azarlıyor)du. Sonra şiddetli bir sancı duydum (Sonra) Allaha yemin ederim ki (Kabe), kaideleri (temelleri) ile birlikte arz’dan yükseldi. (!) Derhal, irticalen beyitler (=şiir) söyledim. … (Kabe) tavaf etmemi tekrar işaret etti. … Sonra Hacer (-i Esved)’de kapı gibi (birşey) açıldı da, uzunlamasına onun içine baktım.
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (s:60-61)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın