Zaten Kemal Mertebesine Yalnız Hz. Muhammed Erişmiştir. Kutb’ul-Aktâb (Kutublar Kutbu) Zaten Hakıykat-i Muhammediyye, Yani “Muhammed’in Gerçek Makamı” Demektir. Kutb, Değirmen Taşının Mili Anlamına Gelen Arapça Bir Sözdür. Değirmen Taşı, Nasıl O Milin Çevresinde Döner Ve Nasıl O Koca Taşı Mil Çevirir, Döndürürse Bütün Âlem De Kutb’un İradesiyle Döner; Herkes Ona, O Da Tanrı İradesine Tâbidir

I – Kutb’ul-Aktâb, Kutublar Kutbu Zaten Hakıykat-i Muhammediyye, Yani “Muhammed’in Gerçek Makaamı”. Kutb, Değirmen Taşının Mili Anlamına Gelen Arapça Bir Sözdür. Değirmen Taşı, Nasıl O Milin Çevresinde Döner Ve Nasıl O Koca Taşı Mil Çevirir, Döndürürse Bütün Âlem De Kutb’un İradesiyle Döner; Herkes Ona, O Da Tanrı İradesine Tâbidir
Soru 39 : Bundan önceki sorulara verdiğiniz cevapta kemal mertebesine yalnız Hz. Muhammed’in eriştiğini söylemiştiniz ve ondan öncekilerin de, sonrakilerin de ondan feyiz aldıklarını bildirmiştiniz. Bu, pek anlaşılmadı; araya sorular, cevaplar, konular girdi. Lütfen bunu daha belirli, daha etraflı anlatır mısınız?
Mutlak Varlık’ın her şeyden münezzeh olan zâtı, evvelce de anlattığımız gibi Akl-ı Küll’ü (tüm Akl’ı) izhar etmiştir. Sûfîler, bu ilk tecellîye “Vâhidiyyet – Birlik” demişler, «Hakıykat-i Muhammediyye “Muhammed’in gerçek makaamı” olarak bu ilk tecellîyi kabul etmişlerdir. Mutlak Varlık’la âlem arasında bir berzah, bir geçit olan bu makaama her zaman, tek bir kişi mazhardır. Hz. Muhammed’den evvel gelip geçen peygamberler, hep bu makaamdan feyiz almışlardır; ondan sonraki erenler de bu makaamdan feyiz almaktadırlar. Bu makaama her zaman, tek bir kişi mazhar olabilir. Ona “Kutb’ul-Aktâb – Kutublar Kutbu” denir. Kutb, değirmen taşının mili anlamına gelen Arapça bir sözdür. Değirmen taşı, nasıl o milin çevresinde döner ve nasıl o koca taşı mil çevirir, döndürürse bütün âlem de kutb’un iradesiyle döner; herkes ona, o da Tanrı iradesine tâbidir.
İmâmiyye mezhebinde Hz. Peygamber, Allah’ın emriyle Alî’nin vasıy ve imâm olduğunu ümmete bildirmiştir. Hz. Peygamber’den sonra imamet, Alî’nin ve soyundan gelen onbir imâm’ındır. Onikinçi İmâm, Mehdî’dir; sağdır; zuhur edecek, zulümle dolmuş olan âlemi, adaletle dolduracaktır. Bu mezhebi kabul eden sûfîlere göre Kutb, 0n ikinci imamdır; ondan başka Kutb yoktur; ona en yakın olan eren’in vilâyeti de ancak ondan niyabet yoluyledir (Mehdî hadislerinin Ehli Sünnet kitaplarında bulunanları için Seyyid Murtaza’l-Fîrûzâbâdî’nin, «Fadâil’ül-Hamse min Sıhâh’ıs-Sitte» adlı kitabına bakınız; c, III, Necef – 1348 H. s. 324 – 343).
Kutbdan sonra manevî bakımdan ona en yakın iki kişi vardır ki bunlara iki imâm anlamına “İmâmeyn” denir ve biri. Kutb’un sağında, öbürü solunda farzedilir. Kalb solda olduğu için Kutb’un tasarrufuna vâris olacak eren, sol yandakidir. Kutb ölünce, sol yanında farzedilen eren, yerine geçer. İmâmeyn ve İmâmân denen bu iki erenden sonra dört eren vardır; bunlara direkler anlamına “Evtâd” denir. Bunlardan sonra yedi eren vardır, bunlara da «Abdal» adı verilir. Bu ad, kötü huylarını iyi huya tebdil ettiklerinden, yahut diledikleri vakit, dile¬dikleri yerlerde kendilerine bedel gösterebildiklerinden, yâni bir anda, birçok yerlerde göründüklerinden, yahut Kutb’un ölümü üzerine sol yandaki kutb eren ölünce, onun yerine evtâddan biri. evtâddan boşalan yere de abdâlden biri geçtiğinden bu adla anıldıkları söylenegelmiştir. Abdâl’in dokuz, yahut kırk kişi olduğunu, daha fazla bulunduğunu söyleyenler de vardır. Abdâl’den sonra yetmiş, yahut yetmişten fazla eren gelir ki onlara da özü, soyu temiz kişiler anlamına “Nücebâ” derler.
Nücebâ’dan sonra üç yüz altmış tane temiz kişi vardır. Kutb ölünce aşağı tabakalardan birer kişi, daha üst tabakaya geçirilir. Üç yüz altmış erenden biri, Nücebâ’ya katılır, halktan biri de üç yüz altmış erenden açık kalan yere alınır ve böylece sayı tamamlanır. Halk, kutubla iki imâma “üçler”, abdâl’e “yediler, kırklar” der. Bunların her bireri, bir işi tedbir ederler. Hepsine birden «Ricâl’ul-Gayb – Bayb er¬leri, gizli erenler» adı verilir (Nefehât tere. s. 26 ve de-vamı; Sefînet’ül-Bihâr, II, s. 438 – 439, Cami’, l, s. 102; Tarâık’ul-Hakaaık, l/s. 503 – 533).
Oğlan şeyh İbrahim, «Ve dahi kutb-ı zaman meşrebi üzere üç kimse bulunursa Üçler, yedi bulunursa Yediler, kırk bulunursa Kırklar deyû ta’bîr olunur» sözleriyle bütün bunları, kendine göre yorumlamaktadır (SohbetNâme).
Kaynak: 100 soruda Tasavvuf – Abdülbaki Gölpınarlı, Gerçek Yayınevi, 2.Baskı, (S.72-74)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın