I – Gavsü’l-âzâm (k.s.) Erbain Çıkarttığı Günlerde İdi. Bu Esnada Kalbine İftarda Dâhi Sudan Başka Ne Yiyecek, Ne De İçecek Bir Şey Bulunmadığı Geldi. Erbainin Tamam Olduğu Gün Şöyle Bir Tecellî Meydana Geldi Ki, Ansızın Hücrenin Tavanı Yarıldı. Bir Zât, Sağ Elinde Bir Altın Tepsi Ve Altın Silsile, Sol Elinde Gümüş, Onda Da Gümüş Silsile Olduğu Halde Hücreye Dahil Oldu.
(Yorum): Yani Demek İstiyorki Havâriler “Ey Meryem Oğlu Îsâ! Rabbin Bize Gökten Bir Sofra İndirebilir Mi?” Diye Sormuşlardı. Onu Size Mutlaka İndireceğim; Fakat Bundan Sonra İçinizden Kim İnkâr Ederse, Varlıklar Âleminde Hiç Kimseye Etmediğim Azabı Ona Edeceğim.”
II – Ebu İmran Vasitî Anlatıyor: Zevcem Çocuk Doğurdu; Çok Hararetlenmiş Olacak Ki, Benden Su İstedi. Bir Şey Diyemedim. Başımı Semaya Doğru Kaldırdım. Birden Güzüme, Gökyüzünde Biri Çalındı. Boşlukta Oturuyordu. Elinde Kırmızı Yakuttan Bir Sürahi Vardı. Alim Zincirle Onu Sarkıtıyordu. Bana Kadar Uzattı. Suyu Aldım.
III – Hasan-ı Basrînin Çağdaşı Rabia Hatun’un Evinde Bir Sele Bulunurdu. Bu Sele Duvarda Asılı Dururdu. Her Ne Zamarı Yemek İstese, Seleye Eli İle Vurur; İstediği Yemeği Alır Yerdi
(Yorum) Demek İstiyorki: Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya’nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?’ demiş, o da: Bu, Allah’ın katındandır’ cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
.
I – Gavsü’l-âzâm (k.s.) Erbain Çıkarttığı Günlerde İdi. Bu Esnada Kalbine İftarda Dâhi Sudan Başka Ne Yiyecek, Ne De İçecek Bir Şey Bulunmadığı Geldi. Erbainin Tamam Olduğu Gün Şöyle Bir Tecellî Meydana Geldi Ki, Ansızın Hücrenin Tavanı Yarıldı. Bir Zât, Sağ Elinde Bir Altın Tepsi Ve Altın Silsile, Sol Elinde Gümüş, Onda Da Gümüş Silsile Olduğu Halde Hücreye Dahil Oldu.
Dokuzuncu menkıbe ve kıssayı teşkil eden bu bahiste Gavsü’l-âzâm’a semâdan indirilen cennet yemekleri konu edilmektedir.
Gavsü’l-âzâm (k.s.) erbain (*) çıkarttığı günlerde idi. Bu esnada kalbine iftarda dâhi sudan başka ne yiyecek, ne de içecek bir şey bulunmadığı geldi. Erbainin tamam olduğu gün şöyle bir tecellî meydana geldi ki, ansızın hücrenin tavanı ya¬rıldı. Bir zât, sağ elinde bir altın tepsi ve altın silsile, sol elinde gümüş, onda da gümüş silsile olduğu halde hücreye dahil oldu. Sorulara pek cevap vermeden kısaca bunların ulvî âlemden geldiğini beyanla yetindi. Tepsilerde çeşitli nadide meyvalar mevcuttu.
Gavsü’l-âzâm (k.s.) menkıbenin devamını şöyle anlatıyor¬lar.
— «Meyvaları altın ve gümüş tepsilerde getiren zât henüz uzaklaşmıştı ki, ceddî pakım (Resûlüllah) gönderilen şeyleri iftarda yememi bana hatırlattı. Nitekim iftar vakti göklerden bir melek cennet yiyecekleri dolu mâna sahanları ile indi, bana getirdi. Biz de müritlerimizle bu yemeklerden yiyerek Hakk Teâlâ (c. c.)’ünün yüce ziyafet ve ihsanlarına sonsuz teşek¬kürlerde bulunduk…» buyurdular.
(*) Erbain: Kırk gün, kırk gece çilehâneye çekilerek az uyumak, az yemek ve az konuşmak suretiyle devamlı ibâdetle, zikirle uğraşmak. Riyâzat, itikâf.
Kaynak: Gayb’ın Dili Abdülkadir Geylani’nin Menkıbeleri… – Muhammed Sadık Ul Sadi, Kitsan, İst. 1996, Tercüme: Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (S.173)
.
(Yorum): Yani Demek İstiyorki Havâriler “Ey Meryem Oğlu Îsâ! Rabbin Bize Gökten Bir Sofra İndirebilir Mi?” Diye Sormuşlardı. Onu Size Mutlaka İndireceğim; Fakat Bundan Sonra İçinizden Kim İnkâr Ederse, Varlıklar Âleminde Hiç Kimseye Etmediğim Azabı Ona Edeceğim.”
Mâide Suresi;
112. Havâriler “Ey Meryem oğlu Îsâ! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” diye sormuşlardı. O şöyle cevap verdi: “Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah’a saygılı olun.”
113. Onlar “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz güvenle dolsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna tanık olalım” dediler.
114. Meryem oğlu Îsâ şöyle yalvardı: “Allahım! Ey rabbimiz! Bize gökten öyle bir sofra indir ki, ilk gelenimizden son gelenimize kadar bizler için bir bayram ziyafeti ve senden bir işaret olsun. Bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın.
115. Allah da şöyle buyurdu: “Onu size mutlaka indireceğim; fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, varlıklar âleminde hiç kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”
.
II – Ebu İmran Vasitî Anlatıyor: Zevcem Çocuk Doğurdu; Çok Hararetlenmiş Olacak Ki, Benden Su İstedi. Bir Şey Diyemedim. Başımı Semaya Doğru Kaldırdım. Birden Güzüme, Gökyüzünde Biri Çalındı. Boşlukta Oturuyordu. Elinde Kırmızı Yakuttan Bir Sürahi Vardı. Alim Zincirle Onu Sarkıtıyordu. Bana Kadar Uzattı. Suyu Aldım.
Ebu İmran Vasitî anlatıyor:
Denizde, gemi içindeydik; yolumuza devam ediyorduk. Aniden gemi delindi ve nihayet parçalandı. Ben ve zevcem kendi Başımıza kaldık. Zevcem çocuk doğurdu; çok hararetlenmiş olacak ki, benden su istedi. Bir şey diyemedim. Başımı semaya doğru kaldırdım. Birden güzüme, gökyüzünde biri çalındı. Boşlukta oturuyordu. Elinde Kırmızı yakuttan bir sürahi vardı. Alim zincirle onu sarkıtıyordu. Bana kadar uzattı. Suyu aldım. Onun bu halini sordum; bana şu cevabı verdi:
Şahsi arzularımı bırakınca Allah, böyle yükseltti.
Kaynak: Onların Alemi – Ahmed-el Rufai, Çev.Abdülkadir Akçiçek, Rahmet Yayınları, 3.Baskı, İst-Tarihsiz. (S.95)
.
III – Hasan-ı Basrînin Çağdaşı Rabia Hatun’un Evinde Bir Sele Bulunurdu. Bu Sele Duvarda Asılı Dururdu. Her Ne Zamarı Yemek İstese, Seleye Eli İle Vurur; İstediği Yemeği Alır Yerdi
Hasan-ı Basrînin çağdaşı Rabia Hatun’un evinde bir sele bulunurdu. Bu sele duvarda asılı dururdu. Her ne zamarı yemek istese, seleye eli ile vurur; istediği yemeği alır yerdi.
Kaynak: Onların Alemi – Ahmed-el Rufai, Çev.Abdülkadir Akçiçek, Rahmet Yayınları, 3.Baskı, İst-Tarihsiz. (S.97)
.
(Yorum) Demek İstiyorki: Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya’nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?’ demiş, o da: Bu, Allah’ın katındandır’ cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
ALİ İMRAN
37. Rabbi onu güzel bir kabulle karşıladı, güzel bir bitki gibi yetiştirdi; onu Zekeriya’nın himayesine bıraktı. Zekeriya mabedde onun yanına her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. ‘Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?’ demiş, o da: Bu, Allah’ın katındandır’ cevabını vermişti. Doğrusu Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.