I – Hakk’ın Cihetinden Bakıldığında Hakîkat-ı Muhammediyye, Bizzât Hakk’ın Yaratıcı Gücü Ya Da Mükevvenâtın Kendini İzhâr Eden Gücü Olarak Hakk Teâlâ’dır
Bu türlü telâkki edildiğinde Hakîkat-ı Muhammediyye a’yân-ı sâbite’nin kendilerinden ibâret değildir. Bu, daha çok, a’yân-ı sâbite’yi cem’ eden, a’yân-ı sâbite’nin varlığının kendisine bağlı olduğu aktif prensiptir. Hakk’ın cihetinden bakıldığında Hakîkat-ı Muhammediyye, bizzât Hakk’ın yaratıcı gücü ya da mükevvenâtın kendini izhâr eden gücü olarak Hakk Teâlâ’dır (*517)
Buna ontolojik olarak “gerçeklerin Gerçeği” (hakîkatların Hakîkatı, Hakîkat-ı Hakaik) de denilmektedir. Gerçeklerin Gerçeği, eninde sonunda, Hakk’dan başka bir ey değildir ama o başlangıçtaki mutlaklığına bürünmüş olan Hakk da değildir; O, Hakk’ın kendini izhâr etmeğe bağlamasının ilk sûretidir. Ve bu İlâhî bilinç de en sâdık tarzda İnsân-ı Kâmil’in kendini idrâk eden bilincinde yansımaktadır. Bu yönüyle İnsân-ı Kâmil Hakk Teâlâ’nın zâhirde tecellî eden bilincidir. Bundan dolayı Hazret-i Muhammed’e kevnî ölçekte Plotinus’un Akl-ı Evvel’i tekabül etmektedir.
Kevnî ölçekte İnsân-ı Kâmil olarak Hazret-i Muhammed Hakk’ın taayyünâtının (tecellîlerinin) ilkidir. İlm-i Kelâm açısından da Allah’ın ilk yarattışıdır.
“Allah’ın ilk yaratmış olduğu şey benim Nûr’umdu” şeklindeki hadîse dayanan İbn Arabî Hakîkat-ı Muhammediyye’ye Nûr-i Muhammedî de demektedir. Bu Nûr bütün yaratılanlar varlığa bürünmezden önce de mevcûddu. Bu i’tibârla bu Nûr kadîm (yâni ezeldenberi mevcûd) ve zaman-dışı’dır (gayr-ı hâdis’tir). Ve bu ezelî Nûr da sonuncu ve tarihî tecellîgâhı olan Hazret-i Muhammed’e erişinceye kadar sırasıyla Âdem’de, Nûh’da, İbrâhim’de, Mûsâ’da, İsâ’da, vs… tecellî etmiş bulunmaktadır.
Bu Nûr Allah’ın her şeyden önce yarattığı ve bundan hareketle de her şeyi yarattığı olduğundan âlemin hilkatinin temelini teşkil eder. Bu, Akl-ı Evvel’den yâni Allah Mutlak Teklik hâlindeyken O’nu kendinden kendine tecellî ettiren İlâhî Bilinç’den başka bir şey olmadığı içindir ki Nûr idi. Ve bu Nûr şahsî vechesi itibâriyle Hakîkat-ı Muhammediyye idi.
*517 Bk. Afîfî, s.69.
Kaynak: http://www.muhyiddinibnularabi.com/hakikat-i-muhammediyye-muhammedin-gercegi/
(Ayet) Allah, ‘Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?’ demişti de, ‘Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin’ demişti, ‘Ben onlara sadece ‘Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin
Maide Suresi
116. Allah, ‘Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Beni ve annemi Allah’tan başka iki tanrı olarak benimseyin dedin?’ demişti de, ‘Haşa, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem, şüphesiz Sen onu bilirsin; Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben Senin içinde olanı bilmem; doğrusu görülmeyeni bilen ancak Sensin’ demişti, ‘Ben onlara sadece ‘Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim, beni aralarından aldığında onları Sen gözlüyordun. Sen her şeye şahidsin