Onun Tükürüğünü, İdrarını, Kanını İçen Cennetle Müjdelenmiştir; Abdullah Bin Zübeyr (Ra) Hazreti Peygamber (Sav)’İn Kanını İçtikten Sonra, Ağzı Hep Misk Gibi Kokmaya Başladı. İdrarını İçen Sahabe Hakkındaysa “Büyük Ölçüde Kendisini Ateşten Korudu.” Müjdesi Nail Oldu!

I – Ondan Ne Çıkarsa Toprak Onu Ne Yapardı? Yutardı. Ayşe Anamız Peşinden Abdest Bozmaya Giderdi, Misk Kokuyor, Hiçte Birşey Yok. Dedi Ya Resullalah Bu Ne İştir? Dediki Biz Peygamberler Cemaatinden Ne Çıkarsa Toprak Onu Yutar. Ve Misk Kokar, Misk! Bu Tabi Beşer Olduğu İçin Zaruri Görünüşte Böyledir. Sahabe-i Kiram Ne Yapıyordu, İdrarını Ne Yaptı? İçti! İdrarını Bir Kaba Yapmıştı Gece, Yatağın Altına Koyuyordu, Sonra Onu Gece Cariyesi Hizmetçisi İçti. Dedi Neyaptın Onu? Dökecek Diye.. Ee. İçtim Onu Dedi. Ya Niye İçtin Amma.. Cehennmeden Sağlam Kaleye Girdin, Daha Seni Cehennem Yakmaz Dedi
Ondan Ne çıkarsa toprak onu ne yapardı? yutardı.
Ayşe anamız peşinden abdest bozmaya giderdi, misk kokuyor, hiçte birşey yok. Dedi ya Resullalah bu ne iştir?
Dediki Biz peygamberler cemaatinden ne çıkarsa toprak onu yutar. ve misk kokar, Misk!
Bu tabi beşer olduğu için zaruri görünüşte böyledir.
Sahabe-i kiram ne yapıyordu, idrarını ne yaptı? içti!
İdrarını bir kaba yapmıştı gece, yatağın altına koyuyordu, sonra onu gece Cariyesi hizmetçisi içti
Dedi neyaptın onu? dökecek diye.. ee. İçtim onu dedi.
Ya niye içtin amma.. cehennmeden sağlam kaleye girdin, daha seni cehennem yakmaz dedi.
Kan aldırdı götürdü, Kanını aldırdı dediki bunu kimsenin göremeyeceği bir yere göm dedi.
Sahabde bunu içti.
Efendimiz geldi, Dedi Ne yaptın dedi,
Dedi kimsenin göremeyeceği yere gömdüm dedi.
Dedi Sen içtin herhalde?
Dedi Dayanamadım içtim dedi.
Kanım kanınla karıştı, sanada cehennem haram oldu, eee.. daha yakamaz!
Kaynak: Youtube/ Cübbeli Ahmet Hoca – Peygamber Çişi İçmenin Sevabı


II – Ashab-ı Kiram’ın İfadesine Göre, Abdullah Bin Zübeyr (Ra) Hazreti Peygamber (Sav)’İn Kanını İçtikten Sonra, Ağzı Hep Misk Gibi Kokmaya Başladı
Hazreti Peygamber (SAV)’ın kanı hicam olduğu zaman Abdullah bin Zübeyr (RA)’e dökmek üzere verdiler. Zübeyr (RA)’da Resulullah (SAV)’in o kanını içti. Hazreti Peygamber (ASV) verdiği kanı niçin içtiğini sordu: Abdullah bin Zübeyr (RA)’ da cevaben, Ya resulullah (SAV) senin kanına ateş değmeyecek, o sebeple içtim dedi. Orada bulunan Ashab-ı Kiram’ın ifadesine göre, Abdullah bin Zübeyr (RA) Hazreti Peygamber (SAV)’in kanını içtikten sonra, ağzı hep misk gibi kokmaya başladı.
Hazreti Peygamber (SAV)’ın azatlı kölesi Hazreti Peygamber (SAV) hicar olduğu zaman, kanını uzatarak bunu dök dedi. Azatlı kölenin anlatımına göre, kanı alarak bir süre kaybolarak elindeki Hazreti Peygam berin (SAV) kanını içti, sonra bunu Resulullah (SAV) efendimize söyledi H azreti Peygamber (SAV) bunun üzerine gülerek şöyle bulmuştur:
“Benim kanım kimin kanına karışırsa ateş ona değemez.”
Ümmü Eymen’den bir başka rivayet ise şu şekilde:
Ben bir gün akşam kalktım, çok susamıştım, bir tabağın içinde suya benzer bir şey görerek onu sonuna kadar içtim. Hazreti Peygamber (SAV) sabah kalktığında, tabaktaki abdest suyunun (küçük abdestiymiş) dökmemi istedi. Ben ise cevaben onu içtiğimi söyleyince, Hazreti Peygamber (SAV) öyle bir güldü ki, onun ön dişleri gözüktü ve bundan sonra benim karnımın ağrımayacağını söyledi.
Enes’den rivayet edildîğine göre: Hazreti Peygamber (SAV) Ümmü Süleym’in yanına gitti. Bir kırbanın içinde su vardı. Hazreti Peygamber (SAV) o suyu kırbamın deliğinden ağzını koyarak içti, sonra da yatıp uyudu. Annem o kırbanın ucunu kesti (Hazreti Peygamberin ağzının dediği kısım) o hala bizim yanımızda olup, teberrük olarak kendi evimizde muhafaza ediyoruz.
Yahya bin Haris’ten rivayet olunur. Bir gün Eskah oğlu Vasilete rastladım ve ona şöyle dedim: Sen bu ellerinle Hazreti Peygamber (SAV)in mübaya ettin mi?
O’ da evet, dedi. Sen madem ki bu ellerinle mubayaa etmişsin ver o elini öpeyim dedim, oda elini verdi ve bende öptüm.
Buhari, edep bölümünde Süheyp’den rivayet ediyor, Ben İmam-ı Ali’yi gördüm, Hazreti Abbas (RA) ellerini ve ayaklarını öpüyordu. Esma binti Ebubekir’den rivayet edildiğine göre, Annemiz Hazreti Aişe (RA) yanında Hazreti Peygamber (SAV)’ın cübbesi vardı. Hazreti Peygamber (SAV)’ın giyindiği cübbeyi yıkar, onun suyunu içerek Allahu Teala’dan şifa talep ederdik. Eba Mahzuret’ in saçları oturduğu zaman yere değiyordu. Saçlarını niye kesmiyorsun diye sorulduğunda, Eba Mahzuret şöyle dedi,
Hazreti Peygamber (SAV) Efendimiz bu saçları ellediği için hiç kesmeme kararındayım.
Kaynak: Cennet Yolunun Rehberi – Şeyh Seyda Muhammed Konyevi, Özkevser Vakfı Yayınları, Konya 1997 (S.236-237)


III – Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) İdrarını İçen Kişi Hakkında “Büyük Ölçüde Kendisini Ateşten Korudu.” Buyurmuştur
Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.v.) idrarının içilmesi…
Medine döneminde, yanlışlıkla Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) idrarının içilmesi hadisesi yaşanmış; hadise şöyle meydana gelmiştir:
Umeyme binti Rukayka’nın (r.anha) bildirdiğine göre, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) hurma ağacından yapılmış bir kab’ı vardı… Geceleyin ihtiyaç duyarsa, seririn (karyola, divan) altına koyduğu bu kabına bevl eder ve onu tekrar karyola altına koyardı. Bir gece yine aynı şekilde ona ihtiyacını giderdi ve kabı karyolası altına koydu. Daha sonra onu boşaltmak için baktığında, kap’ta idrar olmadığını gördü. Kap’taki idrarın nerede olduğunu sorunca, onu, zevcesi validemiz Ümmü Habibe’nin (r.anha) Habeşistan’dan getirdiği hizmetcisi Bereke’nin içtiğini söylediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):
“Büyük ölçüde kendisini ateşten korudu.” buyurdu.
Beyhaki’de hadise aynı şekilde anlatılmakla birlikte Rasûlullah’ın (s.a.v.) Bereke’ye şöyle sorduğu nakledilir:
– “Kaptaki idrar nerede?”
Bereke buna karşılık:
– “Onu ben içtim, ey Allah’ın Rasûlü.” diye cevap verir.
***
Bu hadiseyi şu açılardan tahlil edebiliriz:
I)Vak’a bir yanılışlık eseri meydana gelmiştir.
II)Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kimseye idrarını içmesini emretmemiştir; eğer böyle olsaydı, bu türden pek çok hadiseye şahit olunurdu.
III) Sahîhu’l-Buharî, Kitâbu’l-Eşribe, Bâb 15‘ te yer aldığına göre, bevl içmek haramdır. Ayrıca idrardan kaçınmamak, kabir azabına sebep olur. [İbn Mâce, Sünen, Tahare, 26; Buhari, Sahih, Cenaiz, 88; İmam ahmed, Müsned, 5, 88]
IV)Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.), idrar içildikten sonra söyledikleri hakkında farklı değerlendirmeler vardır. Hadise,Tabarani‘nin el-Mu’cemu’l-Kebir‘inde ve Beyhaki’nin Sünenü’l-Kübra‘sında yer alır. Doç. Dr. Nuri Topaloğlu, “ Peygamber’in Zatı ve Eşyası ile Teberrük Meselesi” adlı makalesinde, hadise üzerine Peygamber Efendimizin (s.a.v.) azı dişleri görününceye kadar güldüğünü ve “Bundan sonra asla karın ağrısı duymayacaksın.” dediğini kaynaklardan naklettikten sonra… bu tür bir sözün uydurma olduğu kanaatini ızhar eder; fakat bu sözün uydurma olduğuna dair hadisle ilgili bir açıklaması da yoktur. [Bkz. a.g.m., Hadis Tetkikleri Dergisi, İstanbul, 2003, s. 71-95) Dolayısiyle onun bu iddiasının herhangi bir kıymeti ve geçerliliği de olamaz haliyle…
V)Neticede,Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) Bereke’ye gülmesi; onun idrar içmesini doğru bulup tasvip etmesi manasını taşımaz. Nitekim bizler de zaman-zaman yapılmaması gereken şeyleri duyarız ve güleriz. Binaenaleyh Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) de, Bereke’nin idrar içmesini doğru bulduğundan değil, yapmaması icap eden abes bir şeyi yaptığı için gülmemektedir.
VI)Âlemlere rahmet Efendimizin (s.a.v.) Bereke (r.anha) hakkındaki sözleri ise, bu hadiseyi bahane edip iyi bir kimse olduğunu belirtmesi olarak te’vil edilip açıklanabilir ve bu nevi izahların başka benzerleri de vardır.
VII) Mevzu ile ilgili olarak şu hususları da hatırlamamız herhalde uygun olacaktır: Tarihte idrar, kumaş boyama tekniğinde, bazı yiyeceklerin terbiye edilmesinde, halı boyama alanında ve tedavide kullanılmıştır. Cahiliye döneminde de idrarın tedavi gayesiyle kullanıldığı kanaatindeyiz. Tecrid-i Sarih‘in birinci cildinde 174 no’lu hadisin şerhinde, kısa da olsa bu meseleye yer verilmiştir. [Ayrıca bkz. Carmen Thomas, Çişteki Mucize , Çev., Leman Çalışkan, AD Yayıncılık, İstanbul, 1995]
Mukabil selam ve dualar…
Kaynak: http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/1095-peygamberimizin-kani-ve-idrarini.html


IV – Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v), Kanının Karıştığı Kimseye Cehennem Ateşi İsabet Etmeyeceğini Bildirmiş, Ashab-I Kiram’ın İfadesine Göre, Abdullah Bin Zübeyr (Ra) Hazreti Peygamber (Sav)’İn Kanını İçtikten Sonra, Ağzı Hep Misk Gibi Kokmaya Başlamıştır
Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v), kanının karıştığı kimseye cehennem ateşi isabet etmeyeceğeni bildirmiştir.
Değerli kardeşim;
Asıl itibariyle iki maddeden oluşan sorunuzu gene iki madde halinde ele alıp açıklamaya çalışalım.
1- Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) kanının içilmesi…
İslâm tarihine dair kaynaklarda ifade edildiğine göre, Uhud harbinde Rasûlullah (s.a.v) şakağından yaralanınca, zırhının halkasını buradan çıkartmak için, sahabeler (r.anhum) dişleriyle kemiğe giren halkayı çekmek için uğraşmışlar… Ve sahabeden Malik b. Sinan (r.a.) bu sırada Rasûl-i Ekrem’in(s.a.v.) kanını da yutmuştur. Bunun üzerine Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v), kanının karıştığı kimseye cehennem ateşi isabet etmeyeceğeni bildirmiştir. Aynı mevzu Uhud harbini teferruatıyla / detaylarıyla anlatan diğer tarihî eserlerde de yer alır. Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) duasından yola çıkan bazı alimler, onun kanının temiz olduğuna kanaat getirmişlerdir. Ayrıca Rasûl-i zî-şân’ın (s.a.v.), yaptığı bu önemli hizmetten dolayı da sahabeye dua etmiş olduğunu ifade etmişlerdir. [Bkz., Kadı İyaz, Şifâi- Şerif (Terc., Suat Cebeci), Rehber Yayınları, Ankara, 1992, s. 62]
***
Bilindiği üzere İslamiyet’te kan içmek haramdır. Mâide suresinin üçüncü ayeti ve tefsirine bakılırsa bu durum net bir şekilde görülür.
Cahiliye döneminde insanlar, kestikleri hayvanların kanlarını kaplara alarak taze iken veya bekleterek içiyorlardı. Bahsi geçen ayetle kan içme yasaklandı.
Fakat, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) kanını içme meselesinde özel bir durdum vardır, zırh halkası çıkarılırken kan yutulmuştur. Fahr-i âlem (s.a.v.), hiç bir zaman ‘benim kanımı içiniz’ gibi bir emir vermiş değildir. [Bkz. Murat Sarıcık, İnanç ve Zihniyet olarak Cahiliye, Nesil Yayınları, İstanbul, 2004, s. 250; M. Sarıcık, İslâm öncesi Dönem-Cahiliye kültürü, Fakülte Kitabevi, Isparta, 2002, s. 270 vd. Cahiliyede kan içme tarzları için bkz.]
***
Ashab-ı kiramdan Abdulah b. Zübeyir (r.anhum) de çocuk yaşta iken Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hacamat kanını içmiştir. Hadise şöyle gelişmiştir:
Dârekutnî ve başka hadis kitaplarında nakledildiğine göre, Abdullah (r.a.) sekiz-dokuz yaşlarındayken, Rasûlullah (s.a.v.), kendisine hacamat ettirdiği kanınını toprağa gömmesi için bir kap içinde vermiş, Abdullah (r.a.) ise oradan ayrıldıktan sonra tek başına kalınca, kanı gömeceği yerde içmiştir. Geri dönüp gelince, Rasûlullah (s.a.v):
– “Ne yaptın?” diye sormuş, o da kinayeli konuşarak:
– “Onu ortadan kaldırdım.” demiştir. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) vaziyetten şüphelenip:
“Herhalde onu içtin?” deyince Abdullah (r.a.):
– “Evet!..” demiştir.
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.):
– “Kanı kanıma karışana ateş temas etmez.” buyurmuş ve şunları da sözlerine ilave etmiştir: “Veylün leke mine’n-nâs ve veylün li’n-nâsi minke”. Yani, “Yazık insanlardan sana olacaklara, yazık senden dolayı insanlara olacaklara!” [el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4, 21; el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 2708; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3, 554]
Bu hadiseden şu sonuçları çıkarabiliriz:
a) Kanı içen bir çocuktur ve kendisi böyle bir karara varmış ve kanı içmiştir. Kan içmek haram olsa da ya çocuk bunu bilmemekte veya Rasûlullah’a (s.a.v.) saygısını böyle (uygunsuz bir tezahürle) ortaya koymaktadır.
b) Konuşmalarıyla kanı içtiğini saklamak istemektedir. Demek Rasûl-i Ekrem’in (s.a.v.), bu davranışını tasvip ve tasdik etmeyeceğini (onaylamayacağını) düşünmektedir.
c) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ona, kanımı iç,diye bir emir vermemiş, aksine onu gömmesi için kendisini vazifelendirmiştir.
d) Rasûlullah’ın (s.a.v.) açıklamalarına bakılırsa, onun kanında farklı bir hususiyet bulunmaktadır. Kanı kanıma karışana cehennem isabet etmeyecektir. Fakat o, bu yolla Cehennem’den kurtulmayı tavsiye ve emir etmez.
e) Âlemlere rahmet Efendimizin (s.a.v.) sözlerinin bir tefsiri, Emeviler döneminde Abdullah b. Zübeyr’in (r.a.) Mekke muhasarasında / kuşatılmasında şehit edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Mekke’de birçok kimse öldürüldüğü gibi, kendisi de şehit edilmiştir.[Bkz. Târîhu’l-Hamis, 1, 354]
*****
Kaynak: http://www.halisece.com/sorulara-cevaplar/1095-peygamberimizin-kani-ve-idrarini.html

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın