I – Kâfirlere Gelince, Onlar Bizzat Allah’a Kulluk Etmişlerdir. Çünkü, Cenab-ı Hak Bütün Varlıkların Gerçeği (Yani Özü Ve Ta Kendisi) Olduğuna Göre-Ki Kâfirler De Varlıkların Bir Bölümüdürler – Öyleyse Cenâb-ı Hak Onların Da Gerçeğidir. Dolayısıyla Kâfirler, Allah’ın Bizzat Kendisi Oldukları İçin Varlıklarının Kaçınılmaz Gereği Olarak O’na Tapmış Oldular.
Örneğin: Nakşibendilerin kendisinden saygı ve övgü ile söz ettikleri, Abdülkerim el-Ciyli, El-insan’ul – Kâmil, adlı kitabında aynen şunları kaydetmektedir:
“Kâfirlere gelince, onlar bizzat Allah’a kulluk etmişlerdir. Çünkü, Cenab-ı Hak bütün varlıkların gerçeği (yani özü ve ta kendisi) olduğuna göre-ki kâfirler de varlıkların bir bölümüdürler – öyleyse Cenâb-ı Hak onların da gerçeğidir. (Yani onların da ta kendisidir.) Tabiatıyla O’nun ayrıca bir tanrısı yoktur. Mutlak rab (yani kesin genel anlamdaki ) ilâh O’dur. Dolayısıyla kâfirler, Allah’ın bizzat kendisi oldukları için varlıklarının kaçınılmaz gereği olarak O’na tapmış oldular.”
“Bu sözleri biraz daha açmak gerekirse Abdulkerim el Ciyli aslında daha ilk cümlede şunu demek istiyor:”
“Kafirler, (yani Kur’an’a göre Allah’ı inkâr edenler, ya da O’na ortak koşanlar), Allah’ın (Haşa!) ta kendisi oldukları için öz varlıklarını inkâr edemeyeceklerinden, (sonuç olarak) O’nu da dolaylı şekilde tanımış sayılırlar.”
Kaynak: Tarikatta Râbıta ve Nakşibendilik, ekin yayınları 1996 Yazan Ferit Aydın, sayfa 107).
Kaynak: https://kiziroglu.wordpress.com/2007/06/09/m-arabinin-vahdeti-vucud-iddialari/