Nasılki Peygamber Efendimizin Soyundan Gelenler Seyyid Oluyorsa, Onun Soyundan Gelenlerde Kutsanmıştır: Onun 1 Yaşından Küçük Kızıda Tıpkı Hz İsa Gibi Beşikteyken Konuşmuş, Babası 15 Gün Önceden Öleceğini Bildirerek Nurlar İçinde Vefaat Etmiştir.

I – Süt Emzirilen (Henüz) Bir Yaşından Küçük Kızıma Sordum: Eşiyle Cinsel Birleşme Yapıp Ta İnzal Olmayan Adam Hakkında Ne Dersin? Oda Cevap Verdi: Ona Yıkanmak Vacip Olur Dedi

II – Rahmetli Babam’da Ölmezden On Beş Gün Önce Öleceğini Bana Haber Vermiş Ve Çarşamba Günü Öleceğini Söylemişti, Nitekim Böyle Oldu. Ölürken Her İki Yanında (Yanağında) Bedeninin Rengine Uymayan Bir Parıltı Zâhir Oldu: İnci Gibi Parıldayan Bir Nur… İşte Pederi Kaplayan Bu Parıltı, Yüzüne Doğru Yayıldı Ve Bütün Bedenini İstilâ Etti. Onun Elini Öptüm, Vedalaştım Ve Huzurundan Ayrıldım.

.

I – Süt Emzirilen (Henüz) Bir Yaşından Küçük Kızıma Sordum: Eşiyle Cinsel Birleşme Yapıp Ta İnzal Olmayan Adam Hakkında Ne Dersin? Oda Cevap Verdi: Ona Yıkanmak Vacip Olur Dedi
Süt emzirilen bir kızımla (böyle bir hâdise) bana da tesâdüf etti:
(Henüz) bir yaşından küçük idi ki ona:
– Yavrucağım deyince başını döndürdü: Eşiyle cinsel birleşme yapıp ta inzal olmayan adam hakkında ne dersin. Ona yıkanmak vacip olur dedi.
Kaynak: El – Futûhât El – Mekkiyye, Muhyiddin İbn’ül Arabi, çeviri. Prof Dr. Nihat Keklik Kültür Bakanlığı Yayınları – 1990 sayfa 125
Kaynak: https://kiziroglu.wordpress.com/2007/06/09/m-arabinin-vahdeti-vucud-iddialari/

.

II – Rahmetli Babam’da Ölmezden On Beş Gün Önce Öleceğini Bana Haber Vermiş Ve Çarşamba Günü Öleceğini Söylemişti, Nitekim Böyle Oldu. Ölürken Her İki Yanında (Yanağında) Bedeninin Rengine Uymayan Bir Parıltı Zâhir Oldu: İnci Gibi Parıldayan Bir Nur… İşte Pederi Kaplayan Bu Parıltı, Yüzüne Doğru Yayıldı Ve Bütün Bedenini İstilâ Etti. Onun Elini Öptüm, Vedalaştım Ve Huzurundan Ayrıldım.
Bu hali, rahmetli babam’da dahi gördüm. Zira onu, yüzünde canlı (insan)ların sûreti (şeklinde) olmasından (dolayı), şüphe ile defnettik. Onda ölülerin damarlarının (nabzının) durması ve nefes kesilmesi yoktu. Ölmezden on beş gün önce öleceğini bana haber vermiş ve Çarşamba günü öleceğini söylemiş. Nitekim böyle oldu: ölüm günü gelince, şiddetli bir şekilde hastalanmıştı. Bir şeye dayanmaksızın doğruldu ve dedi ki:
– Oğlum, bugün (artık) göç ve (Cenab-ı Hakk ile) karşılaşma olacak. Men de :
– Allah bu sefer’inde (=yolculuk’unda) sana selâmet versin ve mülâkatında seni mübârek kılsın dedim. Bu söz ile ferahladı ve:
– Oğlum, Allah benden (yana) sana iyilik mükâfatı versin. Senden işittiğim ve bilmediğim, belki de bir kısmını (daha önce) inkâr ettiğim (söz) işte budur dedi.
Sonra her iki yanında (? Yanağında) bedeninin rengine uymayan bir parıltı zâhir oldu: İnci gibi parıldayan bir nur… İşte pederi kaplayan bu parıltı, yüzüne doğru yayıldı ve bütün bedenini istilâ etti. Onun elini öptüm, vedalaştım ve huzurundan ayrıldım.
– Ben Câmi-i Kebir’e gidiyorum. Ölüm haberin gelinceye kadar (oradayım) dedim.
– Git ve benim yanıma bir kimsenin girmesini bırakma dedi. Sonra kendi karısı’nı ve kızları’nı (etrafına) topladı. Öğle (vakti) olunca ölüm haberi bana geldi. Kendisine gittim ve bakanları:
– Ölü mü? Yoksa diri mi? (diye) şüphede bırakan bir halde buldum. İşte böyle bir halde onu defnettik.
Babamın büyük bir meşhed’i (şahadeti) vardı. … Bu makamın sahiplerinin hâyatı ve ölümü (birbirine) müsâvidir…
Kaynak: El – Futûhât El – Mekkiyye, Muhyiddin İbn’ül Arabi, çeviri. Prof Dr. Nihat Keklik Kültür Bakanlığı Yayınları – 1990 sayfa 128-129
Kaynak: https://kiziroglu.wordpress.com/2007/06/09/m-arabinin-vahdeti-vucud-iddialari/

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın