I – Muhyiddid İbn Arabi: İşte Kendi İsimlerindeki Âyetlerden (Bâzılarını) Göstermek Üzere Allah Beni De İsrâ (Göklere Seyahat) Ettirince, …Beni (Önce) Mekân’ımdan İzâle Etti Ve İmkân Burâkı Üzerinde Yükseltti, Ve … Böylece Arzın Semâsına (Birinci Gök Tabakasına) Nüfuz Ettim. Ve Babam (Hz. Adem)e Selâm Verdim… Babam Hz. Adem (Daha Önceleri) Hiç Haberdar Olmadığım Bu İlmi, Bana İfâde Etti.
II – Sonra ikinci Semâda Hz. İsa’ya İndim. Onun Yanında Halazadesi Yah Yâ Aleyhisselâmı Buldum… Yahya’yı Allahın Ruhu (Olan) Hz. İsa’nın Yanında Bulmuştum. Zira Her Ruh, Şüphesiz Olarak Diri ( Canlı) Dir Fakat Her Diri (Canlı) Olan Ruh Değildir. İkisine De Selâm Verdim …Sonra (Üçüncü Semâda) Hz. Yusuf’a Yükseltildim.. Sonra Onunla Vedâlaşarak Hz. İdrıs’e, (Doğru) Ayrıldım.
III – Kıyâmet’in Zuhuruna Ne Kaldı? Dedim… İnsanların Hesaba Çekilmesi Çok Yakındır. Halbuki Onlar Gaflet İçinde Bulunuyorlar Dedi. Kıyametin Yaklaşma Şartlarından Bir Şartı Bana Tarif Etsene Dedim. Dedi Ki: Adem’in Varlığı, Kıyametin Şartlarındandır Dedi. Bu Dünyâdan Önce, Bir Dünyâ Var Mıydı? Dedim. Varlık Dünyâsı Tek’tir; Dünyâ Ancak Sizinledir. Ahıret İse Ancak Sizinle Ondan Ayrılmıştır. Cisimlerdeki İş (Yani Mesele) Kevn’ler (Oluşlar) Ve İstihaleler (Değişmeler), Gelmeler, Gitmeler’dir. Bunlar Hep Devam Ederler Dedi.
IV – Sonra Ona (Yani Hz. İdrîs’e) Veda Ederek Ayrıldım Ve Hânın Aleyhis- Selâm’ın Yanına İndim. Gördüm Ki Hz. Yahya Ona Benden Önce Geçmiş (Gitmiş). (Hz. Yahya’ya) Dedim Ki: Seni (Miraç) Yolumda Görmedim. Burada Başka Bir Yol Mu Var? Her Şahıs İçin, Ancak Kendisinin Girdiği Bir Yol Vardır Dedi.
V – Sonra Ona Veda Ettim Ve Musa Aleyhisselâm’ın (Yanına) İndim. Onu Selâmladım. … Kendisine: Başkalarının Hakkı (Uğrun)Da Koşuştun Da, Senin İçin Tam İyilik Doğru Oldu (Gerçekleşti) Dedim. Dedi Ki: Başkalarının Hakkı (Uğrun)Da İnsanın Koşması (Çalışması) İşin Aslında Ancak Kendisi İçin Koşma(Çalışma)Dır. Buna Sâdece Başkalarının Teşekkürü İlâve Olunur
VI – Sonra Ona Veda Ettim Ve Ayrıldım. Böylece Hz. İbrahim Halil’in Yanına İndim. Ona Selâm Verdim. Sonra Da Beyt-i Mâmûr’u Gördüm. Bir De Baktım Ki O Benim «Kalbim»Miş… Ordan Ayrılınca Sidre-i Müntehâ’ya Gittim: Onun Aşağı Dalları İle Yüksek Dalları Arasında Durdum. (İyi) Amellerin Nurları, Beni Kendimden Geçirdi. Dallarının Zirvelerinde (İyi) Amel Edenlerin Ruhlarının Kuşları (Yani Kuş Haline Gelen Ruhları), İnsan Yaratılışı Üzere Nida Ediyordu.
.
I – Muhyiddid İbn Arabi: İşte Kendi İsimlerindeki Âyetlerden (Bâzılarını) Göstermek Üzere Allah Beni De İsrâ (Göklere Seyahat) Ettirince, …Beni (Önce) Mekân’ımdan İzâle Etti Ve İmkân Burâkı Üzerinde Yükseltti, Ve … Böylece Arzın Semâsına (Birinci Gök Tabakasına) Nüfuz Ettim. Ve Babam (Hz. Adem)e Selâm Verdim… Babam Hz. Adem (Daha Önceleri) Hiç Haberdar Olmadığım Bu İlmi, Bana İfâde Etti.
«… Evliyâ’ya gelince : İşte onların da rûhânî-berzahî miradan vardır ki orada, tecessüd eden manaları, mahsûs (hissî=maddî) suretler halinde müşahede ederler. …
Şimdi de Allahın hassaten bana gösterdiği; safîlerin mîrâcı’ndan bahs edelim :
Onların miraçları, (birbirinden) farklıdır. Zira bunlar, hissî (maddî=cismânî) mirâc’ın zıddına (olarak) tecessüd eden mânâlar’dır. Şu halde evliyanın miraçları, ruhların miracı ve kalblerin rüyeti (görmesi) ve berzah (= geçit) âlemine ait suretler ve tecessüd etmiş mânâlar’dır. (Şahsen) bundan müşahede ettiğimi, el-İsra ve Tertîb’ür- Râhile isimli kitabımızda zikrettik…»
«… İşte kendi isimlerindeki âyetlerden (bâzılarını) göstermek üzere Allah beni de isrâ (göklere seyahat) ettirince, …beni (önce) mekân’ımdan izâle etti ve imkân Burâkı üzerinde yükseltti, ve … böylece arzın semâsına (birinci gök tabakasına) nüfuz ettim. Kendimde neş’etimden (doğuşumdan) birşey kalmadı … ve babam (Hz. Adem)e selâm verdim. … Babam Hz. Adem (daha önceleri) hiç haberdar olmadığım bu ilmi, bana ifâde etti. … Zira bu, garip hakîkî ve dakîk (ince) bir ilimdir ki onun farkında (çok kimseler) olmazlar. Aksine insanlar, bu ilimde körlük için dedir…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990
.
II – Sonra ikinci Semâda Hz. İsa’ya İndim. Onun Yanında Halazadesi Yah Yâ Aleyhisselâmı Buldum… Yahya’yı Allahın Ruhu (Olan) Hz. İsa’nın Yanında Bulmuştum. Zira Her Ruh, Şüphesiz Olarak Diri ( Canlı) Dir Fakat Her Diri (Canlı) Olan Ruh Değildir. İkisine De Selâm Verdim …Sonra (Üçüncü Semâda) Hz. Yusuf’a Yükseltildim.. Sonra Onunla Vedâlaşarak Hz. İdrıs’e, (Doğru) Ayrıldım.
«… Sonra ikinci semâda Hz. İsa’ya indim. Onun yanında halazadesi Yah yâ aleyhisselâmı buldum… Yahya’yı Allahın Ruhu (olan) Hz. İsa’nın yanında bulmuştum. Zira her ruh, şüphesiz olarak diri (canlı)dir fakat her diri (canlı) olan ruh değildir. İkisine de selâm verdim…»
«… Sonra (üçüncü semâda) Hz. Yusuf’a yükseltildim…»
«… Sonra onunla vedâlaşarak Hz. İdrıs’e, (doğru) ayrıldım. Kendisine selâm verdim. Ona dedim ki:
Bana (haber) geldi ki sen, (kendi) kavminden sadece tevhîd istemişsin başka (şey) değil.
Fakat yapmadılar dedi. Zira ben kelime-i tevhîd’e davet eden bir nebî idim, tevhîd’e değil. Zira tevhîd’i hiç kimse inkâr etmedi.
Çok garip dedim. Sonra ona : Ey hüküm vaz’eden, tâli nesnelerde ictihad bizce meşrudur. Ve ben bu zamanın âlimlerinin lisânıyım dedim.
(İctihad) ana meselelerde de meşrudur dedi. Zira Allah, bir kimseyi ancak vus’ati kadar mükellef kılmaktan daha celâlet (büyüklük) sahibidir.
Hakk(Teâlâ) da ve onun hakkındaki sözlerde (=görüşlerde) çok ihtilâf oldu dedim.
Bundan başkası olamazdı dedi. Çünkü bu iş, (insandaki) mizaca tabidir.
Fakat siz nebiler topluluğunun bu konuda hiç ihtilâf etmediğini gördüm dedim.
Zira bir nazar (= tefekkür)den değil, ancak tek bir ilâhtan söyledik dedi. Şu halde hakikatları bilen(ler), bütün nebilerin tek söz (ayni görüş)de ittifak ettiklerini de bilir. Bu da nazar sahiplerinin (feylesofların) tek görüşte (olmaları) mesabesindedir.
Mesele sizin söylediğiniz gibi midir? dedim. Zira aklın delilleri bu konuda sizin getirdiklerinizde muhal (imkânsız = absürde) işler yapıyor.
Mesele bize denildiği ve bunda diyenin dediği gibidir dedi. Zira Allah, her söz söyleyen (görüş sahibi olan) ın sözünde (görüşünde)dir. …
Ona dedim ki:
Bir vakıamda ben, tavaftaki bir şahsı gördüğümde, o bana, benim ecdadımdan (biri) olduğunu haber verdi ve kendi ismini söyledi. Ne zaman vefat ettiğini sordum ve bana 40.000 sene (önce) dedi. Ona, bizce tarihte müddeti takarrür etmiş Hz. Adem’den suâl ettim.
Hangi Âdem’den suâl ediyorsun? En yakın Âdem’den mi soruyorsun? dedi. Ve dedi ki: Allahın Peygamberi olduğumu tasdik et. Bu âlem için bütünü ile durduğu bir müddet bilmiyorum. Şu kadar var ki Allah, her şey için dâima yaratıcı olmuştur. Dünyâda, âhırette ve yaratıklarda (ki) eceller, müddetlerin sona ermesiyledir, yaratmada değil. Böylece yaratma nefisler (=ruhlar) ile birlikte tecessüd ederler, Allah bize neyi öğrettiyse biz de onu bildik…
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990
.
III – Kıyâmet’in Zuhuruna Ne Kaldı? Dedim… İnsanların Hesaba Çekilmesi Çok Yakındır. Halbuki Onlar Gaflet İçinde Bulunuyorlar Dedi. Kıyametin Yaklaşma Şartlarından Bir Şartı Bana Tarif Etsene Dedim. Dedi Ki: Adem’in Varlığı, Kıyametin Şartlarındandır Dedi. Bu Dünyâdan Önce, Bir Dünyâ Var Mıydı? Dedim. Varlık Dünyâsı Tek’tir; Dünyâ Ancak Sizinledir. Ahıret İse Ancak Sizinle Ondan Ayrılmıştır. Cisimlerdeki İş (Yani Mesele) Kevn’ler (Oluşlar) Ve İstihaleler (Değişmeler), Gelmeler, Gitmeler’dir. Bunlar Hep Devam Ederler Dedi.
Kıyâmet’in zuhuruna ne kaldı? dedim…
İnsanların hesaba çekilmesi çok yakındır. Halbuki onlar gaflet içinde bulunuyorlar dedi.
Kıyametin yaklaşma şartlarından bir şartı bana tarif etsene dedim.
Dedi ki:
Adem’in varlığı, kıyametin şartlarındandır dedi.
Bu dünyâdan önce, bir dünyâ var mıydı? dedim.
Varlık dünyâsı tek’tir; dünyâ ancak sizinledir. Ahıret ise ancak sizinle ondan ayrılmıştır. Cisimlerdeki iş (yani mesele) kevn’ler (oluşlar) ve istihaleler (değişmeler), gelmeler, gitmeler’dir. Bunlar hep devam ederler dedi.
Nedir o? dedim.
Bildiğimiz ve bilmediğimizdir dedi.
Şu halde dedim, hangisi doğru hangisi yanlıştır?
Yanlışlık izafî bir şeydir dedi. Asi olan doğru’dur. Allahı ve âlem’i bilen bilir ki doğru müstehab (makbul) bir asıldır. Bu hiç zail ol yet mütekabillik varsa, yanlışlık da vardır. Yanlışlığa kail olan, doğruya da kaildir; yanlışlığın yokluğuna kail olan da, doğru’ya kail olandır ve o (kimse) yanlışlık’ı doğru’dan meydana getirmiştir.
Âlem, hangi (ilâhî) sıfatdan sâdır oldu? dedim.
(İlâhî) cömertlik’den dedi.
Bâzı şeyhlerden böyle işitmiştim dedim.
Dedikleri doğrudur dedi…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990
.
IV – Sonra Ona (Yani Hz. İdrîs’e) Veda Ederek Ayrıldım Ve Hânın Aleyhis- Selâm’ın Yanına İndim. Gördüm Ki Hz. Yahya Ona Benden Önce Geçmiş (Gitmiş). (Hz. Yahya’ya) Dedim Ki: Seni (Miraç) Yolumda Görmedim. Burada Başka Bir Yol Mu Var? Her Şahıs İçin, Ancak Kendisinin Girdiği Bir Yol Vardır Dedi.
«… Sonra ona (yani Hz. İdrîs’e) veda ederek ayrıldım ve Hânın aleyhis- selâm’ın yanına indim. Gördüm ki Hz. Yahya ona benden önce geçmiş (gitmiş). (Hz. Yahya’ya) dedim ki:
Seni (miraç) yolumda görmedim. Burada başka bir yol mu var?
Her şahıs için, ancak kendisinin girdiği bir yol vardır dedi.
Bu yollar nereye (çıkar)? dedim.
(Bu yollar) sâlik olmanın meydana gelmesiyle ortaya çıkar dedi. Sonra da Harun aleyhisselâmı selâmladım… Bana dedi ki:
İşin aslında ben bir peygamber değildim. Risâleti de ancak kardeşimin suâli üzerine aldım. Böylece üzerinde olduğum işde, bana da vahy geliyordu dedi.
Ey Harun dedim, ariflerden (=sûfîlerden) bâzı insanlar, kendi haklarında varlık’ın yokluk hâline geleceğini zannediyorlar ve ancak Allahı görüyorlar. Allahın yanında onlar için, âlemde iltifat ettikleri bir şey kalmıyor. Şüphe yok ki onlar, mertebe konusunda sizin gibilerin altındadır…
Doğru söylemişler dedi. Zira onlar kendi zevklerinin (bilgilerinin) kendilerine verdiği şeye ilâve yapmamışlardır. Lâkin bak, onlarca zail olan şeyden başka alemde birşey zail olmuş mu?…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990
.
V – Sonra Ona Veda Ettim Ve Musa Aleyhisselâm’ın (Yanına) İndim. Onu Selâmladım. … Kendisine: Başkalarının Hakkı (Uğrun)Da Koşuştun Da, Senin İçin Tam İyilik Doğru Oldu (Gerçekleşti) Dedim. Dedi Ki: Başkalarının Hakkı (Uğrun)Da İnsanın Koşması (Çalışması) İşin Aslında Ancak Kendisi İçin Koşma(Çalışma)Dır. Buna Sâdece Başkalarının Teşekkürü İlâve Olunur
«… Sonra ona veda ettim ve Musa aleyhisselâm’ın (yanına) indim. Onu selâmladım. … Kendisine :
Başkalarının hakkı (uğrun)da koşuştun da, senin için tam iyilik doğru oldu (gerçekleşti) dedim. Dedi ki:
Başkalarının hakkı (uğrun)da insanın koşması (çalışması) işin aslında ancak kendisi için koşma(çalışma)dır. Buna sâdece başkalarının teşekkürü ilâve olunur. … Dedim ki:
Allah seni kendi elçilikleri ve kelâmı ile insanlara seçkin kıldığı halde sen, (Allahı) görmeği istedin. Halbuki Resûlullâh Hz. Muhammed der ki: «Ölmeden hiç kimse Rabb’ini göremez.»
Öyledir dedi. Ben de Allahı görmek isteyince (Allah) bana cevap verdi:
Ölünce mi? dedim.
Ölünce dedi. … Dedim ki:
Sen âlimler topluluğundansm. İstediğin zaman sence «Allahı görmek» (Ru’yet’ullâh) ne idi? Dedi ki:
Aklî bir vucûb ile gerekliydi.
Başkalarından (ayrılan) hususiyetin nedir? dedim.
Ben Allahı görüyordum fakat onun Allah olduğunu bilmiyordum dedi … (Meselâ): içinde, ismen tanımadığın bir şahsı tanıman (arzusu) var ve sen onun ismini, ona ihtiyacın var diye taleb ediyorsun. Böylece onunla karşılaşıyorsun ve selâm veriyorsun. O da seni, karşılaştığın diğerleri ile birlikte selâmlıyor fakat (sen) kendisini bilmiyorsun. Onu görüyorsun ama, yine de (hangisi olduğunu) görmüyorsun. Böylece onu sormakta (aramakta) devam ediyorsun. Halbuki o, senin gördüğün yerdedir…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990
.
VI – Sonra Ona Veda Ettim Ve Ayrıldım. Böylece Hz. İbrahim Halil’in Yanına İndim. Ona Selâm Verdim. Sonra Da Beyt-i Mâmûr’u Gördüm. Bir De Baktım Ki O Benim «Kalbim»Miş… Ordan Ayrılınca Sidre-i Müntehâ’ya Gittim: Onun Aşağı Dalları İle Yüksek Dalları Arasında Durdum. (İyi) Amellerin Nurları, Beni Kendimden Geçirdi. Dallarının Zirvelerinde (İyi) Amel Edenlerin Ruhlarının Kuşları (Yani Kuş Haline Gelen Ruhları), İnsan Yaratılışı Üzere Nida Ediyordu.
«… Sonra ona veda ettim ve ayrıldım. Böylece Hz. İbrahim Halil’in yanına indim. Ona selâm verdim…»
«… Sonra da Beyt-i mâmûr’u gördüm. Bir de baktım ki o benim «kalbim»miş. … Ordan ayrılınca Sidre-i müntehâ’ya gittim: Onun aşağı dalları ile yüksek dalları arasında durdum. (İyi) amellerin nurları, beni kendimden geçirdi. Dallarının zirvelerinde (iyi) amel edenlerin ruhlarının kuşları (yani kuş haline gelen ruhları), insan yaratılışı üzere nida ediyordu. (Oradaki) dört (tane) nehire gelince : Bunlar, Merâtib’u ulûm’il- Vehb (XXVIII 46 ‘ 47 ) adını verdiğimiz küçük eserimizde zikr ettiğimiz dört ilâhî bilgi’dir. Sonra ariflerin (sûfîlerin) mişkât’larnıın refreflerini gördüm. Onların nurları beni kendimden geçirdi. Nihayet (ben dahî) bütün bir nur oldum. (krş. XII 14 ) Allah bana işi öyle yaklaştırdı ki, bunları her ilim için bir anahtar kıldı. Bildim ki, ben (Allahın) zikrettiği şeylerin toplamıyım. Zira Hz. Muhammed’e vâris olanlar arasında muhammedî makam sahibi olduğum müjdesi bana, bununla verilmişti. Çünkü Hz. Muhammed, son elçidir, kendisine (âyet) inen son kimsedir. … Böylece bu mîracda bütün (ilâhî) isimlerin mânâları hasıl oldu ve ben bunların tek bir müsemmâ’ya (Allaha) ve tek bir cevher’e rucû ettiğini gördüm. İşte bu müsemmâ, benim görmüş olduğum idi ve bu cevher, benim varlığım idi. Böylece benim yolculuğum ancak kendimde ve benim rehberliğim ancak kendi hakkımdadır. Nihayet bildim ki ben, mahz (katkısız, öz) bir kulum; bende rububiyet bir eser asla yoktur…»
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990