Allah’ı Teala Onada Bir Melek (Azrail) Aracılığı İle Mektup ve Defter Verilmiştir. Allah-u Tealanın Gavsıma Verdiği Defterde Kıyamete Kadar Tarikatının Devam Edeceği Yazmaktadır

I – Neden Kadiri Tarikatına Girmeliyiz? Allah-u Tealanın Abdülkadir Geylaniye Bir Defter Vermesi: Allah-u Tealanın Ona Verdiği Defterde Kıyamete Kadar Tarikatının Devam Edeceği Ve Ona Mürid Olacakların İsimlerinin İsimlerinin Yazılı Olduğu Behçetül Esrar Kitabında Geçmektedir.

(Ayet) ‘Biz’ dediler; ‘Sana asla inanmayacağız. Ta ki .. senin altından yapılmış bir evin olmalı yahut göğe çıkmalısın. (Ama unutma!) Sen bize oradan dönerken okuyacağımız bir kitap indirmedikçe yine de senin oraya çıktığına inanmayız ha!’ De ki: ‘Fe Sübhanallah! Ben sadece elçi olan bir insandan başka ne olabilirim ki?

II – Allah-u Teala’nın Azrail (a.s) Vasıtasıyla Abdulkadir Geylani’ye Mektup Göndermiştir: Hazreti Gavs’m Vefatı Anı Geldikğinde, Azrail (a.s.) bir Arap Şahıs Şeklinde Sûretlenerek Gelmiş, Kendisine Bir Mektup Getirmişti.. Bu Dünyada Artık, Gavsü’l-Âzâm’ın Manevî Görevi Son Bulmuş Ve Yüce Velî, Ahirete Davet Olunmaktaydı… Mektup Sevenden, Sevilene Yazılmış Bir Mektupdu. Bu Mektupdan Açıkça; Yüce Mevlâ (c.c.) Hz. Gavsü’l-Âzâm’ın Dediği Abdülkâdîr (k.s.)’u Mahbûb (Sevgili) Mertebesine Yükseltmişti…

(Ayet) Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Bu cahilliklerini çok görme! Nitekim daha önce Mûsâ’dan bundan da fazlasını istemişlerdi ve: ‘Allah’ı bize açıktan göster!’ demişlerdi

III – Üstünlük Rekabetini Veren Bu Tevhîd İçin, Bu (197nci) Bâb’ı Yazarken, Acâib Bir Vakıa Gördüm. Bana Bir Yazılmış Kâğıd Verildi Ki, Göz Kararıyla Yirmi Dirsek (Yani 13.5 Metre) Den Fazlaydı. Uzunluğuna Gelince: Tahkik Edemiyorum (Gerçek Olarak Bilemiyorum).

.

I – Neden Kadiri Tarikatına Girmeliyiz? Allah-u Tealanın Abdülkadir Geylaniye Bir Defter Vermesi: Allah-u Tealanın Ona Verdiği Defterde Kıyamete Kadar Tarikatının Devam Edeceği Ve Ona Mürid Olacakların İsimlerinin İsimlerinin Yazılı Olduğu Behçetül Esrar Kitabında Geçmektedir.
Neden Kadiri Tarikatına Girmeliyiz ?
1) Gavsul Azam Abdülkadir Geylaninin Müridlerinin Derecesi: Abdülkadir Geylaniye müridlerinin derecesini sordular dediki:Bizim tarikatımıza yeni giren bir mürid diğer şeyhlarin bin müridine bedeldir.Bu başlangıç ve ortada olan müridlerimin halidir.Amma kamiller ( bu yolda ilerleyenler ) akılların ötesindedir.
2) Allah-u Tealanın Abdülkadir Geylaniye Bir Defter Vermesi:
Allah-u Tealanın ona verdiği defterde kıyamete kadar tarikatının devam edeceği ve ona mürid olacakların isimlerinin isimlerinin yazılı olduğu Behçetül Esrar kitabında geçmektedir.
Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurdu:
Bana bir dosya verildi.Kıyamete kadar halife ve müridlerin isimleri yazılıydı.Rabbim bana “Ya Abdülkadir bunları sana bağışladık” dedi.Cehennem malikine sordum tarikatıma bağlı olan müridlerden (kadirilerden) hiç kimse cehennemde var mı ? Dedi ki : Allah-u Teala’nın İzzet ve Celaline yemin olsun ki yoktur.
Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurdu:
Benim elim müridimin üzerinde, göğün yerin üzerinde olduğu gibidir.Eğer müridim iyi değilse ben iyiyim.Rabbimin İzzet ve Celaline yemin olsun ki: Onun huzurundan sizleri alıp, beraber cennete gitmeden kıyamet gününde ayağımı kaldırmam.
Abdülkadir Geylani Hazretleri buyurdu:
Allah-u Teala hiçbir müridimin cehenneme girmeyeceğine dair bana söz verdi.Kim ben kadiriyim diye kendisini bana intisap ettirirse (Kadiri tarikatına girerse) onu kabul ederim ve ona yönelirim.Birde Münker ve Nekir den hiçbir müridimi kabirde korkutmayacağına dair söz aldım.
Kaynak: http://www.geylanilerturkiye.com/neden-kadiri-tarikatina-girmeliyiz/

.

(Ayet) ‘Biz’ dediler; ‘Sana asla inanmayacağız. Ta ki .. senin altından yapılmış bir evin olmalı yahut göğe çıkmalısın. (Ama unutma!) Sen bize oradan dönerken okuyacağımız bir kitap indirmedikçe yine de senin oraya çıktığına inanmayız ha!’ De ki: ‘Fe Sübhanallah! Ben sadece elçi olan bir insandan başka ne olabilirim ki?
İsra,
89-93. “Bu Kur’ân’da biz her türlü mânayı, insanlar için çeşitli tarzlarda tekrar tekrar açıkladık. Ama insanların çoğu inkârcılıkta ısrar ettiler. Ve ‘Biz’ dediler; ‘Sana asla inanmayacağız. Ta ki yerden bir pınar akıtasın. Yahut senin hurma ve üzüm bağların olsun da aralarından gürül gürül ırmaklar akıtasın. Yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü parçalayıp üzerimize kısım kısım düşüresin, ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getiresin de onlar senin söylediklerine şahitlik etsinler. Yok, yok! Bu da yetmez, senin altından yapılmış bir evin olmalı yahut göğe çıkmalısın. (Ama unutma!) Sen bize oradan dönerken okuyacağımız bir kitap indirmedikçe yine de senin oraya çıktığına inanmayız ha!’ De ki: ‘Fe Sübhanallah! Ben sadece elçi olan bir insandan başka ne olabilirim ki?..’”

.

II – Allah-u Teala’nın Azrail (a.s) Vasıtasıyla Abdulkadir Geylani’ye Mektup Göndermiştir: Hazreti Gavs’m Vefatı Anı Geldikğinde, Azrail (a.s.) bir Arap Şahıs Şeklinde Sûretlenerek Gelmiş, Kendisine Bir Mektup Getirmişti.. Bu Dünyada Artık, Gavsü’l-Âzâm’ın Manevî Görevi Son Bulmuş Ve Yüce Velî, Ahirete Davet Olunmaktaydı… Mektup Sevenden, Sevilene Yazılmış Bir Mektupdu. Bu Mektupdan Açıkça; Yüce Mevlâ (c.c.) Hz. Gavsü’l-Âzâm’ın Dediği Abdülkâdîr (k.s.)’u Mahbûb (Sevgili) Mertebesine Yükseltmişti…
Şimdi, ibretle yüce Gavs’ın vefatından önce Hak (c.c.)’nün Ö’na olan sonsuz sevgisini dile getirelim:
Kendileri, elbette mevti ihtiyari (arzuya bağlı ölüm) erbârından da olduklarından, ruhları kabzedici melek birden Gavs’m huzuruna gelip, ruhu pâklerini alamazdı.
Nitekim, bu sır şöyle de tecellî etmiştir:
Hazreti Gavs’m vefatı anı geldikte, Azrail (a.s.) bir Arap şahıs şeklinde sûretlenerek gelmiş, kendisine bir mektup ge¬tirdiğini oğlu Abdülvehâb’a beyânla, mektubu oğluna vermiş¬tir.
Gönül gözü açık olan Abdülvehâb (k.s.), bunun bu âlemdeki yazılara benzemeyen, lâhutî bir nağme (Gayb âlemine ait bir mektup) olduğunu anlamakta gecikmedi.
Güneş batmak üzere idi ki, Abdülvehâb (k.s.)’a verilen mektupda şu ilâhî irâde belirlenmekte idi:
Bu dünyada artık, Gavsü’l-âzâm’ın manevî görevi son bul¬muş ve yüce velî, ahirete davet olunmaktaydı…
Mektup sevenden, sevilene yazılmış bir mektupdu. Bu mektupdan açıkça; Yüce Mevlâ (c.c.) Hz. Gavsü’l-âzâm’ın dediği Abdülkâdîr (k.s.)’u mahbûb (sevgili) mertebesine yük¬seltmişti…
Bu mektubu okuyan Abdülvehâb (k.s.), sevinçle, keder arasında kalmıştı.
Âlemlerin Yüce Rabbi’nin, pederi Gavsü’l-âzâm’ı mahbub-luk sıfatına lâyık görmesi, bir yönüyle iki cihan değerinde idi. Fakat, bir taraftan da, insan olmasından dolayı, babasından ayrılacağını anlıyor, bu üzüntü ile göz yaşlarını tutamıyordu.
Söz sırası gelmişken şunu arz edelim ki:
Resûl-i Kibriya (s.a.v.)’in mir’âç gecesinde, âlemlerin yüce Rabbi kendilerine:
— «Neden manevî oğlun Abdülkâdîr’i getirmedin… ?»
derken, nasıl ilâhî bir sevgiyle Gavsü’l-âzâm’a muhabbetini izhar buyuruşla, Gavsü’l-âzâm’ı âhirete davet buyururken de ona «Allah’ın Sevgilisi» olmak sıfatını da bahşetmesi, aynı ilâhî esrarı dile getirmekte idi.
Gavsü’l-âzâm (k.s.) canını, cananına teslim ederken, hatiften şu nida duyuldu:
– «Câennidâü yâ eyyühennefsilmutmainne ircü râdi-yetten mardiyye» (Âyet-i Kerîm’e)
Mâna-i şerîfi:
«Yâ mutmainlik makamına gelen nefs, sen Rabbinden, Rabbin senden hoşnut ve razı olarak cennetime gir!..»
Bu, şuna işarettir ki:
Ayrılmakla, âlemi göz yaşlarına gark ederken, âlem-i beka o yüce velîye kavuşmakla, sonsuz sürür buldu.
Kaynak: Gayb’ın Dili Abdülkadir Geylani’nin Menkıbeleri… – Muhammed Sadık Ul Sadi, Kitsan, İst. 1996, Tercüme: Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa (S.119-120)

.

(Ayet) Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Bu cahilliklerini çok görme! Nitekim daha önce Mûsâ’dan bundan da fazlasını istemişlerdi ve: ‘Allah’ı bize açıktan göster!’ demişlerdi
Nisa,
153. Ehl-i kitap senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Bu cahilliklerini çok görme! Nitekim daha önce Mûsâ’dan bundan da fazlasını istemişlerdi ve: ‘Allah’ı bize açıktan göster!’ demişlerdi. Bunun üzerine de zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarpmıştı. Daha sonra kendilerine açık mûcizeler ve deliller gelmesini müteakip, bu sefer tuttular buzağıyı tanrı edindiler. Derken onlar tövbe edince, bunu da bağışladık. Ve Mûsâ’ya da onlar üzerinde âşikâr bir nüfuz ve kudret verdik.”

.

III – Üstünlük Rekabetini Veren Bu Tevhîd İçin, Bu (197nci) Bâb’ı Yazarken, Acâib Bir Vakıa Gördüm. Bana Bir Yazılmış Kâğıd Verildi Ki, Göz Kararıyla Yirmi Dirsek (Yani 13.5 Metre) Den Fazlaydı. Uzunluğuna Gelince: Tahkik Edemiyorum (Gerçek Olarak Bilemiyorum).
Bu arada kendisine altı ve üstü yazılı bir kâğıt sunulmuş ve İbn’ul-Arabî bu kâğıdı çe¬şitli kılıklarda (biçimlerde) görmüş ve bütün müşahede ettiklerini bize şöylece ak¬tarmıştır:
«… Üstünlük rekabetini veren bu tevhîd için, bu (197nci) bâb’ı yazarken, acâib bir vakıa gördüm. Bana bir yazılmış kâğıd verildi ki, göz kararıyla yirmi dirsek (yani 13.5 metre) den fazlaydı. Uzunluğuna gelince: tahkik edemiyorum (gerçek olarak bilemiyo¬rum). Kenarda tasvir edilmiş şekildeydi ve bir tek cild idi. Bir cild ki, bakarsın, okurken onu beyaz görürsün; okumaksızın bakarsan, onu yeşil görürsün. Onu okuduğun zaman bir cild (kitap) olarak görürsün; okumadığın zaman: bilemem, ipek veya keten bir top kumaş olarak görürsün.
Kaynak: Muhyiddid İbn Arabi – El-Futahat-Mekkiyye, Prof.Dr.Nihat Keklik, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-1990 (s:57-58)

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın