I – Ehl-i Vukufun İnsafsızca Ve Hatâlı Ve Haksız Tenkidleri, Vehhâbîlik Damariyle İmam-ı Ali Radıyallahü Anhın Nurlarla Ciddî Alâkasını Ve Takdîrini Çekemeyerek…
“Ehl-i vukufun insafsızca ve hatâlı ve haksız tenkidleri, Vehhâbîlik damariyle İmam-ı Ali Radıyallahü Anhın Nurlarla ciddî alâkasını ve takdîrini çekemeyerek ve geçen sene zemzem sularını döktüren ve bu sene haccı men’eden evhâmın te’siri altında o yanlış ve hasudâne itirazları “Beşinci Şuâ” ya etmişler. (…) ”
Risale-i Nur’un üstadı ve Risale-i Nur’a Celcelutiye Kasidesi’nde rumuzlu işârâtiyle pek çok alâkadarlık gösteren ve benim hakaik-i îmaniyede hususî üstadım, “İmam-ı Ali”dir. (R.A.) ve “Kul lâ es’elukum aleyhi ecran ille’l-meveddete fi’l-kurbâ” ayetinin nassiyle, Al-i Beytin muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esasdır ve Vehhabilik damarı, hiçbir cihetle nurun hakikî şâkirdlerinde olmamak lâzım geliyor.”
“İşte, şimdi gizli münafıklar, Vehhabilik damariyle, en ziyade İslâmiyeti ve hakikat-ı Kur’aniyeyi muhafazaya me’mur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikatı Alevilikle itham etmekte birbiri aleyhine istimâl ederek, dehşetli bir darbeyi İslâmiyete vurmağa çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hattâ sen de biliyorsun, benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimâl edilen en te’sirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar. Şimdi, Haremeyn-i Şerifeyne hükmeden Vehhabiler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden, İbn-üt-Teymiye ve İbn-ül-Kayyım-i Cevzî’nin pek acib ve cazibedar eserleri, İstanbul’da, çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid’alara müsaadekâr meşreblerini kendilerine perde yapmak istiyen bid’alara bulaşmış bir kısım hocalar; sizin, muhabbet-i Al-i Beytden gelen ve şimdi izharı lâzım olmıyan içtihadınızı vesile ederek; hem sana, Hem Nur Şâkirdlerine darbe vurabilirler. (…)”
Kaynak: http://www.saadettinmerdin.com/genel/54-nursi-ve-cifr-ebced-ve-hurufilik.html
II – O Dönemde, Hz. Peygamber (a.s.m)’e Karşı Çıkanların, Ehl-i Beytin Muhabbetini Esas Alan Risale-i Nur Gibi Bir Hizmete Karşı Çıkmaları Kadar Tabii Bir Şey Olabilir Mi?
Açıklama:
Bediüzzaman; Hz. Ali’nin Risale-i Nur’la olan ciddi alakasını değişik işarî beşaretlerle ortaya koymuştur. Evliyaların binlerce -bu tür- işarî beşaretlerini inkâr etmeyen, bunu da inkâr edemez. Kaldı ki, böyle bir inkârın ispatı imkânsızdır. “Vehhâbîlik damariyle hareket etmek” ille de Vehhabi olmak demek değildir. O dönemde, Hz. Peygamber (a.s.m)’e karşı çıkanların, Ehl-i beytin muhabbetini esas alan Risale-i Nur gibi bir hizmete karşı çıkmaları kadar tabii bir şey olabilir mi?
– “Vehhabilik damarı” kavramı özellikle seçilmiş ve Ehl-i Beyt ve evliyalara karşı adavet eden bir zihniyetin simgesi olarak kullanılmıştır.
– Vehhabilerin yüzlerce Müslümanın kanını akıtarak Haremeyn-i Şerifeyne hâkim oldukları tarihî bir realitedir.
– “Dehşetli dâhîlerden, İbn-üt-Teymiye ve İbn-ül-Kayyım-i Cevzî’nin pek acib ve cazibedar eserleri” ifadesi çok insaflı, hasmının iyi taraflarını söylemekten çekinmeyen ve hakkı teslim eden bir şuurun yansımasıdır. Ancak, bu zatların ehl-i sünnet alimlerinin cumhuruna aykırı olan yanlış görüşlerini dayanak yapan Vehhabî zihniyetli kimselerin, “hayatları boyunca kokusunu bile alamadıkları” velayetin, keşif-kerametin varlığını kabul edenleri yalancılıkla itham ettikleri de bir gerçektir. “Selefîcilik” klişesi altında İslam ümmetinin, büyük veli olarak kabul ettikleri bir kısım zatları tekfir etmekten bile kaçınmayan bu güruhun, Risale-i Nur gibi, ehl-i sünnetin ve ehl-i beytin mesleklerini müdafaa etmeyi bir görev addeden bir hizmete taraftar olmaları düşünülemez.
Bu sebeple; “Hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid’alara müsaadekâr meşreblerini kendilerine perde yapmak istiyen bid’alara bulaşmış bir kısım hocalar…” tespiti ayn-ı hak ve mahz-ı hakikattir.
Kaynak: http://www.sorularlarisale.com/printarticle.php?id=10346
(Ayet) İnkâr edenler ise dedi ki: ‘Bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve onda (o okunduğu zaman)ma’nâsız sözler söyleyin (gürültü yapın), belki (bu sûretle) üstün gelirsiniz!’
Fussilet Suresi 26. ayet
(Hayrat Neşriyat): İnkâr edenler ise dedi ki: ‘Bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve onda (o okunduğu zaman)ma’nâsız sözler söyleyin (gürültü yapın), belki (bu sûretle) üstün gelirsiniz!’
(İbni Kesir): Küfredenler dediler ki: Bu Kur’an’ı dinlemeyin, onun hakkında yaygaralar yapın, belki bastırırsınız.
(İlyas Yorulmaz): Doğruları inkâr edenler kendi yandaşlarına “Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve içindeki hükümleri yok sayın. Böylece galip gelebilirsiniz” demişlerdi.