Mevlânâ Buyurdu Ki: Moğol, Neyi Alırsa Tanrının Eline Düşmüş, Haznesine Girmiş Sayılır

I – Birisi Sordu, Dedi Ki: Moğollar, Bizim Mallarımızı Alıyorlar; Bâzı-Bâzı Da Bize Mal Bağışlıyorlar. Acaba Hükmü Nasıldır? Mevlânâ Buyurdu Ki: Moğol, Neyi Alırsa Tanrının Eline Düşmüş, Haznesine Girmiş Sayılır.

.

I – Birisi Sordu, Dedi Ki: Moğollar, Bizim Mallarımızı Alıyorlar; Bâzı-Bâzı Da Bize Mal Bağışlıyorlar. Acaba Hükmü Nasıldır? Mevlânâ Buyurdu Ki: Moğol, Neyi Alırsa Tanrının Eline Düşmüş, Haznesine Girmiş Sayılır.
Birisi sordu, dedi ki: Moğollar, bizim mallarımızı alıyorlar; bâzı-bâzı da bize mal bağışlıyorlar. Acaba hükmü nasıldır? Mevlânâ buyurdu ki: Moğol, neyi alırsa Tanrının eline düşmüş, haznesine girmiş sayılır. Hani denizden bir testi, yahut bir küp su doldurursun; o, senin malın olur. O su, testide, yahut küpte durdukça kimse ona dokunamaz; kim senden izin almadan o küpü götürürse gasbetmiş olur. Fakat tekrar denize dökülürse herkese helâl olur; senin malın olmaktan çıkar. Şu halde bizim mallarımız onlara haramdır, onların mallarıysa bize helâldir..
(Birisi) dedi ki: Moğollar, bu ile ilk geldikleri vakit çıplaktılar. Binekleri öküzdü, silâhları tahtadandı. Şimdiyse ululandılar, doydular. En iyi Arab atları, en güzel silâhlar onların. (Mevlânâ) buyurdu ki: Gönülleri kırık, kendileri arık, güçsüz-kuvvetsiz bir haldeyken Tanrı onlara yardım etti, yalvarışlarını kabul etti. Şimdiyse ululandılar, kuvvetlendiler; onların, kendi güçleriyle-kendi kuvvetleriyle değil, Tanrı yardımıyla üst olduklarını, dünyayı o yüzden zaptettiklerini bilsinler diye Ulu Tanrı, halk zayıf bile olsa gene de onları kahreder. Onlar, ilkin bir ovadaydılar. Halktan uzak, azıksız, yoksul, çır-çıplaktılar. İhtiyaç içindeydiler. Ancak içlerinden bâzıları alış-veriş için Hârezm-şâh’ın iline gelirler, alımda-satımda bulunurlar, kendilerine elbise yapmak için kaba keten kumaşlar alırlardı. Hârezmşâh onları men’etti; tacirlerinin öldürülmesini buyurdu; onlardan vergi alınmasını da emretti. Tacirlerinin, ülkesine girmesini de men’etti. Tatarlar, padişahlarının tapısına gidip öldük diye yalvardılar. Padişahları, onlardan on gün mühlet istedi. Gitti, bir karanlık mağaraya girdi. Oruç tuttu, yalvarıp yakarmaya koyuldu. Ulu Tanrıdan, yalvarışını duydum, duânı kabul ettim, dışarı çık, nereye gidersen üst olacaksın diye ses geldi. İşte sebep buydu, dışarı çıkınca Tanrı buyruğuyla üst oldular, dünyayı zaptettiler.
Kaynak: Fihi ma fih, 15.Bölüm, Sayfa 25

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın