Kuran-ı Kerim’de Yeralan Nisa Suresindeki “Size Apaçık Bir Nur İndirdik” Ayeti Bunun Resâil-in-Nur Olduğunu Remzen Haber Veriyor

I – Kehf Suresindeki “Kendisine Bir İlim Öğrettiğimiz” Ayeti = Resâili’n-Nûr

II – Bakara Suresindeki “Hikmeti Dilediğine Verir. Hikmet Verilen Kimseye Çok Hayır Verilmiştir. Bunu Ancak Aklıselim Sahipleri Düşünüp Anlar” Âyetinin Küllî Ve Umumî Mânasına Risale-in-Nur Kasdî Bir Surette Dahil Olduğuna İki Kuvvetli Emâre Var

III – Nisa Suresindeki “Size Apaçık Bir Nur İndirdik” Ayeti Bunun Resâil-in-Nur Olduğunu Remzen Haber Veriyor

IV – İbrahim suresindeki “(Bu), Rablerinin İzniyle İnsanları Karanlıklardan Aydınlığa Çıkarıp Güçlü Ve Övgüye Lâyık Olan (Allah)In Yoluna İletmen İçin Sana İndirdiğimiz Kitaptır” Ayetinde Dört-Beş Cümlesinde Dört-Beş Îma Var. Ayetteki Nur Kelimesi Risale-i Nur’daki Nur Lâfzına Îma İle Bakıyor

V – İbrahim Suresindeki “Görmedin Mi Allah Nasıl Bir Benzetme Yaptı: Güzel Söz, Kökü Yerde Sabit, Dalları Gökte Olan Güzel Bir Ağaç Gibidi” Ayetindeki Güzel Söz Mâ’nasıyla Risalet-Ün-Nur’un Güzel Sözlerine Tekabül Eder

VI – Ankebut Suresindeki “Ama, Bizim Uğrumuzda Cihat Edenleri Biz, Elbette Yollarımıza İletiriz. Muhakkak Ki Allah, İyilik Edenlerle Beraberdir” Ayeti Kuvvetli Münasebet-i Mâneviyesiyle Beraber Cifirce Bin Üçyüz Kırkdört Eder Ki…İşârî Bir Tabakadan Ve Remzî Bir Perdeden Kur’an’ın Parlak Bir Tefsiri Olan Risale-i Nur’a Bakıyor

VII – Rum Suresindeki “Müminlere Yardım Etmek İse, Üzerimizde Bir Haktır” = Risaletu’n-Nûr

VIII – Fussilet Suresindeki “Allah’a Davet Eden, Salih Amel İşleyen Ve ‘Ben Müslümanım’ Diyen Kimseden Daha Güzel Sözlü Kim Vardır” Ayeti Sözler Namındaki Risâle-i Nur’un Da’vet Edici Cüzleri İşaret Ediyor

IX – Hadid Suresindeki “Ey İman Edenler, Allah’tan Korkun Ve Peygamberine İman Edin Ki Sizin İçin Işığında Yürüyeceğiniz Bir Nur Yaratsın” Ayeti, Hem Mânaca, Hem Cifirce Tevafuku İse, Umum Vücuhu Ayn-ı Şuur Olan Kur’an’ı Mu’ciz-ül-beyan’da Elbette İttifakî Ve Tesadüfî Olamaz

.

I – Kehf Suresindeki “Kendisine Bir İlim Öğrettiğimiz” Ayeti = Resâili’n-Nûr
“Orada, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini bulmuşlardı.”( Kehf, 18/65.)

Ve ‘allemnâhu min ledunnâ ‘ilmen = 598 Resâili’n-Nûr = 598
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 189, Mâîdetü’l-Kur’an.

.

II – Bakara Suresindeki “Hikmeti Dilediğine Verir. Hikmet Verilen Kimseye Çok Hayır Verilmiştir. Bunu Ancak Aklıselim Sahipleri Düşünüp Anlar” Âyetinin Küllî Ve Umumî Mânasına Risale-in-Nur Kasdî Bir Surette Dahil Olduğuna İki Kuvvetli Emâre Var
“Hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir. Bunu ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.”(Bakara, 2/269.)

Bu âyetin küllî ve umumî mânasına Risale-in-Nur kasdî bir surette dahil olduğuna
iki kuvvetli emâre var. (…)
Âyet, bin üçyüz yirmiiki ederek makam-ı ebcedî ile Risale-in-Nur müellifinin
doğrudan doğruya ulûm-u âliyeden başını kaldırıp hikmet-i Kur’aniyeye
müteveccih olarak hâdim-ül-Kur’an vaziyetini aldığı tarihtir ki, bir sene sonra
İstanbul’a gitmiş mânevî mücahedesine başlamış.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 87, Birinci Şua/Onuncu âyet.

.

III – Nisa Suresindeki “Size Apaçık Bir Nur İndirdik” Ayeti Bunun Resâil-in-Nur Olduğunu Remzen Haber Veriyor
“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir burhan (açık ve kesin bir delil) geldi ve size
apaçık bir nur indirdik.”( Nisâ, 4/174.)

O kudsî bürhan-ı İlâhînin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir bürhanı olan Resailin-Nur’a dahi ikinci cümlesi olan: “enzelnâ ileykum nûran mubînen” adedi, iki tenvin vakıfta iki “elif” sayılmak cihetiyle beşyüz doksansekiz ederek aynen tam tamına Resail-in-Nur’a ve Risale-in-Nur adedine tevafuk ile o semavî bürhan-ı kudsînin yerde bir bürhanı, Resâil-in-Nur olduğunu remzen haber veriyor.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 89-90; Şuâlar, 551-552, Birinci Şua/Onbeşinci Âyet

.
IV – İbrahim suresindeki “(Bu), Rablerinin İzniyle İnsanları Karanlıklardan Aydınlığa Çıkarıp Güçlü Ve Övgüye Lâyık Olan (Allah)In Yoluna İletmen İçin Sana İndirdiğimiz Kitaptır” Ayetinde Dört-Beş Cümlesinde Dört-Beş Îma Var. Ayetteki Nur Kelimesi Risale-i Nur’daki Nur Lâfzına Îma İle Bakıyor
“Elif, lâm, râ. (Bu), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp güçlü ve övgüye lâyık olan (Allah)ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz
Kitaptır.”(İbrâhîm, 14/1.)

Şu âyetin dört-beş cümlesinde dört-beş îma var. Mecmuu bir işaret hükmüne geçer.
Birincisi: “ile’n-nûri biizni rabbihim” cümlesi ifade eder ki: “Kitab-ı Mübîn vasıtasiyle, ondördüncü asırdaki zulümattan, insanlar biiznillah Kur’andan gelen bir nura çıkarlar.” Bu meâl ve hususan nur lâfzı, Resail-in-Nur’a mutabık olduğu gibi, makam-ı cifrîsi şeddeli “nun” iki “nun” olmak üzere bin üçyüz otuzsekiz veya dokuz ederek harb-i umumî zulmatında te’lif edilen Resail-in-Nur’un Fâtihası olan İşârât-ül-İ’caz Tefsiri, o zulmetler içindeki zuhuru tarihine tam tamına tevafuku ve
âyetteki Nur kelimesi Risale-i Nur’daki Nur lâfzına îma ile bakıyor.

İkincisi: “ilâ sırâti’l-‘azîzi’l-hamîdi” cümlesi evvelki cümledeki Nur’u târif ederek der: O Nur Cenab-ı Hakkın İzzet ve Mahmudiyetini gösteren yoldur. Bu cümlenin makam-ı ebcedîsi beşyüz kırksekiz veya elli olarak Resail-in-Nur’un şeddeli “nun” bir “nun” olmak üzere adedi olan beşyüz kırksekize tam tamına tevafuk eder. Eğer okunmayan iki “elif” sayılsa, mertebesine işaret eden iki farkla yine tam tamına tevafuk eder. (…)

Üçüncüsü: “min’ez-zulumâti” kelimesindeki “ez-zulumâti” ın adedi bin üçyüz yetmişiki ederek bu asrın zulümleri, zulmetleri ne vakte kadar devam edeceğini, o zulmetlerin içinde bir Nur daima tenvire çalışacağına îma ile Risale-i Nur’un tenvirine remzen bakar.

Dördüncüsü: “lituhrice’n-nâsi” cümlesi diyor ki: “Bin üçyüz kırkbeşte Kur’andan gelen bir Nur ile insanlar karanlıklardan ışıklara çıkarılacak.” Bu meâl ise, bin üçyüz kırkbeşte fevkalâde tenvire başlayan Resâil-in-Nur’a tam tamına cifirce, hem meâlce muvafık ve mutabık olmakla Risale-i Nur’un makbuliyetine îma, belki remzediyor.

Beşincisi: “ileyke” kelimesi Kur’ana has baktığı için hariç olmak üzere, “elif lâm râ kitâbun enzelnâhu” cümlesinin makamı Risalet-ün-Nur’un birinci ismine tam tamına tevafuk etmesi Risalet-ün-Nur Kitab-ı Münzelin tam bir tefsiri mânası olduğunu ve ondan yabanî olmadığını remzen ifade eder.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 105-107; Şuâlar, 566-568, Birinci Şua/Yirmidokuzuncu Ayet

.

V – İbrahim Suresindeki “Görmedin Mi Allah Nasıl Bir Benzetme Yaptı: Güzel Söz, Kökü Yerde Sabit, Dalları Gökte Olan Güzel Bir Ağaç Gibidi” Ayetindeki Güzel Söz Mâ’nasıyla Risalet-Ün-Nur’un Güzel Sözlerine Tekabül Eder
“Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı: Güzel söz, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.”(İbrâhîm, 14/3.)

“Kelimeten tayyibeten” kelimesi (tenvinler sayılır, şedde sayılmaz) bin onbirdir. (1011) Risalet-ün-Nur’iyyenin makamına üç farkla tevafuku ve “kelimeten tayyibeten” mübarek, güzel söz mâ’nasıyla Risalet-ün-Nur’un güzel sözlerine tetabuku “keşeceratin tayyibetin” şedde ve tenvinler sayılmazsa bin üçyüz kırkdört (1344) ederek tam tamına Risalet-ün-Nur’un zuhur ve intişarına ve yükselmesinin tarihine muvafakatı ve mâ’naca bir îma, belki bir remz, belki bir işarettir ki, kelimat-ı tayyibe olan Risalet-ün-Nur’un güzel sözleri bu âyetin bu asırda bir medar-ı nazarıdır.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 120-121, Birinci Şua/Âhirzamandan Haber Veren Mühim Bir Hadis-i Şerif; Kastamonu Lâhikası, 32, Yirmiyedinci Mektubdan/ Âhirzamandan Haber Veren Mühim Bir Hadis-i Şerif

.

VI – Ankebut Suresindeki “Ama, Bizim Uğrumuzda Cihat Edenleri Biz, Elbette Yollarımıza İletiriz. Muhakkak Ki Allah, İyilik Edenlerle Beraberdir” Ayeti Kuvvetli Münasebet-i Mâneviyesiyle Beraber Cifirce Bin Üçyüz Kırkdört Eder Ki…İşârî Bir Tabakadan Ve Remzî Bir Perdeden Kur’an’ın Parlak Bir Tefsiri Olan Risale-i Nur’a Bakıyor
“Ama, bizim uğrumuzda cihat edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah, iyilik edenlerle beraberdir.”(Ankebût, 29/69.)

Bu âyet kuvvetli münasebet-i mâneviyesiyle beraber cifirce bin üçyüz kırkdört eder ki, o tarihte Risale-i Nur’un şâkirdleri gibi bu âyetin mânasına daha ziyade mazhar olanlar zahiren görülmüyor. Demek bu âyet, mânasının müteaddit tabakalarından işârî bir tabakadan ve remzî bir perdeden Kur’an’ın parlak bir tefsiri olan Risale-i Nur’a bakıyor ve en evvel nâzil olan “Sûre-i Alâk” da “innelinsâne leyatğâ” âyeti mânasiyle ve makam-ı cifrisiyle ifade ediyor ki: Bin üçyüz kırkdörtte nev’i insan içinde Fir’avunane emsalsiz bir tuğyan, bir inkâr çıkacak. “vellezîne câhedû fînâ” âyeti ise, o tuğyana karşı mücahede edenleri senâ ediyor.
Kaynak: Risale-i Nur Külliyatı Şualar Üçüncü Âyet-i Meşhure 846

.

VII – Rum Suresindeki “Müminlere Yardım Etmek İse, Üzerimizde Bir Haktır” = Risaletu’n-Nûr
“Biz, senden önce kendi kavimlerine peygamberler gönderdik de, onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Böylece biz, suçlu günahkârlardan intikam aldık. Müminlere yardım etmek ise, üzerimizde bir haktır.” (Rûm, 30/47.)

Ve kâne hakkan ‘aleynâ nasru’l-mu’minîne = 1001 Risaletu’n-Nûr = 998
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 183, Mâîdetü’l-Kur’an

.

VIII – Fussilet Suresindeki “Allah’a Davet Eden, Salih Amel İşleyen Ve ‘Ben Müslümanım’ Diyen Kimseden Daha Güzel Sözlü Kim Vardır” Ayeti Sözler Namındaki Risâle-i Nur’un Da’vet Edici Cüzleri İşaret Ediyor
“Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve ‘Ben Müslümanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?”(Fussilet, 41/33.)

Makam-ı cifrîsi (…) olmak üzere binüçyüz yirmisekiz eder ki: O müthiş tarihte bir tâife ayağa kalkıp Cenab-ı Hakk’a halkı da’vet edeceğine işâret eder ki; o tarihte böyle bir da’vet ve Kur’an’ın tahsinine lâyık olacak güzel söz ise şimdilik Sözler namındaki Risâle-i Nur’un da’vet edici cüzleri başta görünüyor. “ahsenu kavlen” kelime-i kudsiyesinin tarihçesi daha ziyade güzel sözlü kim olabilir der. Demek birisi o tarihte gâyet güzel sözleriyle çıkacak. Sözlerin güzelliğiyle halkı teshir edecek. Bu hassa ise, bu zamanda Risâle-i Nur’un Sözler namında belâgatça ve hüsn-ü cemâlce ve te’sir ve teshîrce yüksek bir mertebede bulunan kelimâtları ve kuvvetli sözlerinde bulunur. Demek bu âyet mâna-yı işarisiyle de Risâle-i Nur’u tahsin eder.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 111-112, Birinci Şua/Otuzuncu Âyet

.

IX – Hadid Suresindeki “Ey İman Edenler, Allah’tan Korkun Ve Peygamberine İman Edin Ki Sizin İçin Işığında Yürüyeceğiniz Bir Nur Yaratsın” Ayeti, Hem Mânaca, Hem Cifirce Tevafuku İse, Umum Vücuhu Ayn-ı Şuur Olan Kur’an’ı Mu’ciz-ül-beyan’da Elbette İttifakî Ve Tesadüfî Olamaz
“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve Peygamberine iman edin ki; size rahmetinden iki kat versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve günahlarınızı bağışlasın! Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”( Hadîd, 57/28)

Lillâhilhamd Risale-i Nur bu kudsî ve küllî mânasının parlak bir ferdi olduğu gibi”nûran” deki tenvin “nun” sayılmak cihetiyle bin üçyüz onsekiz adediyle Resail-inNur müellifi tedristen, te’lif vazifesine ve mücahidane seyahata başladığı zamanın beş sene evvelki zamanına ve çok âyetlerin işaret ettikleri bin üçyüz onaltı tarihindeki mühim bir inkılab-ı nuriyeye başladığı aynı tarihtir. İşte şu nurlu âyet, hem mânaca, hem cifirce tevafuku ise, umum vücuhu ayn-ı şuur olan Kur’an’ı Mu’ciz-ül-beyan’da elbette ittifakî ve tesadüfî olamaz.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 85, Birinci Şua/Altıncı Âyet.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın