I – Tevbe Suresi’nin 33. ve Saff Suresi’nin 8. Ayetindeki “Onlar İstiyorlar Ki, Allah’ın Nurunu Ağızlarıyla Söndürsünler” İle Kastedilen Bu Nur, Risale-i Nur’un Nurudur. Daha Doğrusu Risale-i Nur’un Kendisidir
II – Kur’an’ı Kerimde Bakara 2/23 suresindeki “Şüphe İçindeyseniz, Haydi Onun (Surelerinden Birisi) Gibi Bir Sure Getirin!” Ayeti Risale-i Nur Meydan Okumasına İşaret Eder
III – Bakara Suresinde Yeralan “…Tağutu İnkâr Eden Ve Allah’a İnanan, Kopması Mümkün Olmayan En Sağlam Kulpa Tutunmuş Olur. Allah İşitendir, Bilendir” Ayetindeki “ Tâ “Hâlidûn” Kelimesine Kadar Risale-i Nur’daki Bütün Muvazenelerin Aslı, Menbaı Olarak Aynen O Muvazeneler Gibi Bir Emâredir Ki, O Tarihte Bulunan Cihad-ı Mânevî Mübarezesinde Büyük Bir Kahraman; Nur Namında Risale-i Nur’dur Ki, Dinde Bulunan Yüzer Tılsımları Keşfeden Onun Mânevî Elmas Kılıncı, Maddî Kılınçlara İhtiyaç Bırakmıyor
IV – Bakara Suresindeki “Dilediği Kimseye Hidayet Eder” Ayeti = Risâle-i Nûr
V – Âl-i İmrân Suresindeki “Allah Katında Din, Şüphesiz İslâm” Ayeti = Resâili’n-Nûr
VI – Hicr Suresindeki “Andolsun, Sana Tekrarlanan Yedi (Ayet)Yi Ve Bu Büyük Kur’an’ı Verdik” Ayeti Risale-i Nur’a Cifirce Dahi İşaret Eder. Çünkü Makam-ı Ebcedîsi Bin Üçyüz Otuzbeş Adediyle Risale-in Nur’un Fâtihası Olan İşârât-ül-İ’caz Tefsirinin…
VII – Enam Suresinde Yeralan “Ölü İken Dirilttiğimiz” Ayeti, Fatiha Suresinin Yanında Risale-i Nur’a Da İşaret Eder, Çünkü Makam-ı Ebcedîsi Bin Üç Yüz Otuz Beş (1335) Adediyle Risalei’n-Nur’un Fâtihası Olan İşarâtü’l-İ’caz Tefsirinin Fâtiha Sûresiyle el-Bakara Sûresinin Başına Ait Kısmı Basmakla İntişar Tarihi Olan Bin Üç Yüz Otuz Beş (1335) Veya Altı (6)’ya Tevafukla Remzî Bir Perdeden Ona Baktığına Bir Emaredir
VIII – Enbiya Suresindeki “Biz Seni Âlemlere Ancak Bir Rahmet Olarak Gönderdik” Ayetinde Kastedilen Kur’aniyenin Bir Hakiki Tefsiri Olan Risale-i Nur’dur
IX – Zümer Suresindeki “Kitabın İndirilmesi, Aziz Ve Hikmet Sahibi Allah Tarafındandır” Ayeti Zümer, Risalet-ün-Nur’un İsmine Ve Zatına Bakıyor
X – Fussilet Suresinin “De Ki: Bu Kur’an, İman Edenler İçin Bir Hidayet Ve Bir Şifadır. İman Etmeyenlerin Kulaklarında Bir Ağırlık Vardır” Ayeti Risale-in Nur Eczalarını Ve Şifasını Kastetmektedir. Fenden Ve Felsefenin Bataklığından Çıkan Ve Tedavisi Çok Müşkil Ve Zendeka Hastalığına Mübtela Olanlardan Çokları Onunla Şifalarını Buldular
XI – Saf Suresindeki “Ağızlarıyla Allah’ın Nurunu Söndürmek İstiyorlar” Ayeti Avrupa’nın Bir Müstemlekât Nâzırı, Kur’anın Nurunu Söndürmesine Çalışması Tarihine Ve Resail-in-Nur Müellifi Dahi Ona Karşı O İnkılâb-ı Fikrî Sayesinde O Nuru Parlatmaya Çalışması Aynı Tarihe Denk Geliyor
XII – Fussilet Suresindeki “(Bu), Rahman’dan, Rahîm’den İndirilmiştir” Âyetin Mâna-yı İşarîsi, Resail-in-Nur İle Münasebeti Çok Kuvvetlidir. Resail-in-Nur ve Risale-i Nurun Adedi Olan Beşyüz Kırksekiz Veya Kırkdokuza Şeddeli “Nun” Bir “Nun” Sayılmak Cihetiyle Pek Cüz’î Ve Sırlı Bir Veya İki Farkla Tevafuk Ederek Remzen Ona Bakar, Dairesine Alır..
.
I – Tevbe Suresi’nin 33. ve Saff Suresi’nin 8. Ayetindeki “Onlar İstiyorlar Ki, Allah’ın Nurunu Ağızlarıyla Söndürsünler” İle Kastedilen Bu Nur, Risale-i Nur’un Nurudur. Daha Doğrusu Risale-i Nur’un Kendisidir
Tevbe Suresi’nin 33. ve Saff Suresi’nin 8. ayetinde şöyle buyurulur:
“Onlar istiyorlar ki, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürsünler. Oysa Allah kâfirler hoşlanmasalar bile, nurunun tamamlayıcısıdır.”
“Bu Nur, Risale-i Nur’un nurudur. Daha doğrusu Risale-i Nur’un kendisidir. Bu nuru ağızlarıyla söndürmek isteyenler de Said-i Nursi’ye ve kitabına karşı olanlardır.”7
“‘Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah nurunun tamamlayışıdır.’ anlamındaki cümlenin sayı değeri 1316 ya da 1317’dir. Bu sayıda Avrupa Müstemlekeler Bakanının, Kur-an’ın ışığını söndürmeye çalışmasına karşılık Risale-i Nur yazarının O nuru parlatmaya çalıştığı tarihe denk geliyor. Bu kadar âyetlerin sayı değeri de aynı tarihin denk gelmesi, işaretten de ötede bir anlam taşır ve Risale-i Nur’un yazan (Said-i Nursi) nin Kur’an âyetlerinde sözü edildiğini açıkça gösterir.”8 (Ek: 3)
Kaynak: Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.67. Aynı kitap, s.67-68.
Kaynak: http://irafshi.blogcu.com/said-i-nursi-nin-kur-an-i-kerim-ayetlerinden-kendisi-ve/5912493
.
II – Kur’an’ı Kerimde Bakara 2/23 suresindeki “Şüphe İçindeyseniz, Haydi Onun (Surelerinden Birisi) Gibi Bir Sure Getirin!” Ayeti Risale-i Nur Meydan Okumasına İşaret Eder
“Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur’an)den şüphe içindeyseniz, haydi onun (surelerinden birisi) gibi bir sure getirin! (Bunun için) Allah’tan başka şahitlerinizi de (yardıma) çağırın; eğer sözünüzde doğru kimseler iseniz.” (Bakara, 2/23.)
Ve in kuntum fî raybin mimmâ nezzelnâ ‘alâ ‘abdinâ = 1372. (1372, “devr-i Nur’un başlangıç” tarihidir.
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 181, Mâîdetü’l-Kur’an
Şems-i Kur’an’ın meydan okumasına bir zeyl olarak ondan lâ-yenfek bir inşiâ’ olan envar-ı nuriyenin bütün aktar-ı âleme okuyuşunu gösteriyor.
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 193, Mâîdetü’l-Kur’an
Fe’tû bisûratin min mislih = 1880. Son asırların tağut dalâletinin doğumu olup, onun temsil ettiği ruh-u dalâlete hazret-i Kur’an’ın ve ondan nebean eden Risale-i Nur meydan okumasını gösterir.
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 193, Mâîdetü’l-Kur’an
“(Melekler de) demişlerdi ki: ‘(Rabbimiz!) Seni tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz (her şeyi) bilen, hakim olan ancak sensin.”(Bakara, 2/32.)
Lâ ‘ilme lenâ illâ mâ ‘allemtenâ = 974
Risâletu’n-Nûr = Aslı ile, yani lam-ı tarifle 976.
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 189, Mâîdetü’l-Kur’an/Hâşiye 4.
.
III – Bakara Suresinde Yeralan “…Tağutu İnkâr Eden Ve Allah’a İnanan, Kopması Mümkün Olmayan En Sağlam Kulpa Tutunmuş Olur. Allah İşitendir, Bilendir” Ayetindeki “ Tâ “Hâlidûn” Kelimesine Kadar Risale-i Nur’daki Bütün Muvazenelerin Aslı, Menbaı Olarak Aynen O Muvazeneler Gibi Bir Emâredir Ki, O Tarihte Bulunan Cihad-ı Mânevî Mübarezesinde Büyük Bir Kahraman; Nur Namında Risale-i Nur’dur Ki, Dinde Bulunan Yüzer Tılsımları Keşfeden Onun Mânevî Elmas Kılıncı, Maddî Kılınçlara İhtiyaç Bırakmıyor
“Dinde zorlama yoktur. Hak yol, batıl yoldan ayrılmıştır. “.(Bakara, 2/256.)
Başta “lâ ikrâhe fi’d-dîni kad tebeyyene’r-rüşdü” cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedi ile bin üçyüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücâhede-i dîniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde bir kanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, “Lâik Cumhuriyet”e döner. Fakat ona mukabil mânevî bir cihad-ı dinî, îman-ı tahkikî kılıncıyla olacak. Çünki, dindeki rüşd-ü irşad ve hak ve hakikatı gözlere gösterecek derecede kuvvetli bürhanları izhar edip tebyîn ve tebeyyün eden bir nur Kur’an’dan çıkacak diye haber verip bir lem’a-i i’caz gösterir.
Hem, tâ “hâlidûn” kelimesine kadar Risale-i Nur’daki bütün muvazenelerin aslı, menbaı olarak aynen o muvazeneler gibi bir emâredir ki, o tarihte bulunan cihad-ı mânevî mübarezesinde büyük bir kahraman; Nur namında Risale-i Nur’dur ki, dinde bulunan yüzer tılsımları keşfeden onun mânevî elmas kılıncı, maddî kılınçlara ihtiyaç bırakmıyor.
Kaynak: Şuâlar, 235, Onbirinci Şua/Meyve Risalesi/On birinci Mes’elenin Haşiyesinin Bir Lahikasıdır.
(Bu ayet) makam-ı cifrî ve ebcedî hesabiyle Risalet-ün-Nur’un tahakkukuna ve tekemmülüne ve parlak fütuhatına mânen ve cifren tam tamına tetâbuku bir emâredir ki, Risaletu’n-Nur bu asırda, bu tarihte bir “Urvetül-Vuska”dır. Yâni, çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir “Hablullah”dır. “Ona elini atan yapışan necat bulur.” diye mana-yı remziyle haber verir.
Kaynak: Şuâlar, 236; Âsâ-yı Mûsa, 82, Birinci Şua/Meyve Risalesi/On birinci Mes’elenin Haşiyesinin Bir Lahikasıdır
.
IV – Bakara Suresindeki “Dilediği Kimseye Hidayet Eder” Ayeti = Risâle-i Nûr
“(Ey Muhammed!) Onları hidayete erdirmek, senin üzerine borç değildir; fakat Allah, dilediği kimseye hidayet eder. (…)”(Bakara, 2/272.)
Velâkinnallâhe yehdî men yeşâu = 598 Risâle-i Nûr = 598
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 184, Mâîdetü’l-Kur’an.
.
V – Âl-i İmrân Suresindeki “Allah Katında Din, Şüphesiz İslâm” Ayeti = Resâili’n-Nûr
“Allah katında din, şüphesiz İslâm’dır. Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık sebebiyle ihtilâfa düşmüşlerdir. Allah’ın ayetlerini inkâr eden bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir. Eğer seninle münakaşaya girerlerse, (onlara) de ki: ‘Ben, bana tâbi olanlarla birlikte Allah’a teslim oldum.’ Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere (cahil müşriklere) de de ki: ‘Siz de (Allah’a) teslim oldunuz mu?’ Eğer teslim olmuşlarsa (İslâm’a girmişlerse), gerçekten doğru yolu bulmuşlardır. Yok yüz çevirirlerse, sana düşen duyurup bildirme (tebliğ)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir.”(Âl-i İmrân, 3/19.)
İnne’d-Dîne ‘indallâhi’l-İslâm = 549; Resâili’n-Nûr = 548, lam-ı târifsiz 549.
Kaynak: Tılsımlar Mecmûası, 192, Mâîdetü’l-Kur’an.
.
VI – Hicr Suresindeki “Andolsun, Sana Tekrarlanan Yedi (Ayet)Yi Ve Bu Büyük Kur’an’ı Verdik” Ayeti Risale-i Nur’a Cifirce Dahi İşaret Eder. Çünkü Makam-ı Ebcedîsi Bin Üçyüz Otuzbeş Adediyle Risale-in Nur’un Fâtihası Olan İşârât-ül-İ’caz Tefsirinin…
“Andolsun, sana tekrarlanan yedi (ayet)yi ve bu büyük Kur’an’ı verdik.”(Hicr, 15/87)
(…) Bu âyet, “seb’al-mesânî” nuruna mazhar bir âyinesi olan Risale-i Nur’a cifirce dahi işaret eder. Çünkü makam-ı ebcedîsi bin üçyüz otuzbeş adediyle Risale-in Nur’un Fâtihası olan İşârât-ül-İ’caz tefsirinin Fâtiha sûresiyle Elbakara sûresinin başına ait kısmı bakmakla intişar tarihi olan bin üçyüz otuzbeş veya altıya tevafukla remzî bir perdeden ona baktığına bir emâredir.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 81, Birinci Şua/Dördüncü Âyet-i Meşhure.
.
VII – Enam Suresinde Yeralan “Ölü İken Dirilttiğimiz” Ayeti, Fatiha Suresinin Yanında Risale-i Nur’a Da İşaret Eder, Çünkü Makam-ı Ebcedîsi Bin Üç Yüz Otuz Beş (1335) Adediyle Risalei’n-Nur’un Fâtihası Olan İşarâtü’l-İ’caz Tefsirinin Fâtiha Sûresiyle el-Bakara Sûresinin Başına Ait Kısmı Basmakla İntişar Tarihi Olan Bin Üç Yüz Otuz Beş (1335) Veya Altı (6)’ya Tevafukla Remzî Bir Perdeden Ona Baktığına Bir Emaredir
“ىلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِوَ âyetidir. Şu cümle Kur’ân-ı Azîmüşşanı ve Fâtiha Sûresini müsennâ senâsıyla ifade ettiği gibi, Kur’ân’ın müsennâ vasfına lâyık bir burhanı ve altı erkân-ı imaniye ile beraber hakikat-i İslâmiyet olan yedi esası, Kur’ân’ın seb’a-i meşhuresini parlak bir surette ispat eden ve سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِى nuruna mazhar bir âyinesi olan Risalei’n-Nur’a cifirce dahi işaret eder. Çünkü (…) makam-ı ebcedîsi bin üç yüz otuz beş (1335) adediyle Risalei’n-Nur’un fâtihası olan İşarâtü’l-İ’caz tefsirinin Fâtiha Sûresiyle el-Bakara Sûresinin başına ait kısmı basmakla intişar tarihi olan bin üç yüz otuz beş (1335) veya altı (6)’ya tevafukla remzî bir perdeden ona baktığına bir emaredir.” (Şualar, s. 544)
EN’AM Suresindeki “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu” Ayeti (EN’AM Suresi 122) Hem cifirle efrad-ı kesiresi içinde hususî bir surette Risalei’n-Nur ve Müellifine bakıyor
EN’AM Suresi 122. Ayet: Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir.”
“اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِى بِهِ فِى النَّاسِ dir. Bu âyetin remzi lâtiftir. Çünkü hem kuvvetli münasebet-i mâneviye ile, hem cifirle efrad-ı kesiresi içinde hususî bir surette Risalei’n-Nur ve Müellifine bakıyor. Şöyle ki: مَيْتًا kelimesi tenvin, ن sayılmak cihetiyle beş yüz (500) ederek “Saidü’n-Nursî” adedi olan 500’e tevafukla, işaret ediyor ki, “Saidü’n-Nursî dahi meyyit hükmünde idi. Risaletü’n-Nur ile ihyâ edildi, onunla hayat buldu.
…
“(…)e tenvin, ن ; ve şeddeli ن iki ن , ve بِهِ de telâffuz edilen ى sayılmak cihetiyle bin iki yüz doksan dört (1294) eder ki, velâdetinin ve hayatının birinci senesidir. Demek bu cümle ile hayat-ı maddiyesine, evvelki cümle ile de hayat-ı mâneviyesine işaret eder.” (Şualar, s. 544)
“İkinci emâre: Birinci âyet, bin üç yüz yirmi iki (1322) ederek makam-ı ebcedî ile Risalei’n-Nur Müellifinin doğrudan doğruya ulûm-u âliyeden ( اٰلِيَه ) başını kaldırıp hikmet-i Kur’âniyeye müteveccih olarak hâdimü’l-Kur’ân vaziyetini aldığı tarihtir ki, bir sene sonra İstanbul’a gitmiş, mânevî mücahedesine başlamış.
İkinci âyet ise, makam-ı cifrîsi bin üç yüz iki (1302) ederek Risale-i Nur Müellifinin Kur’ân dersini aldığı tarihe tam tamına tevafukla remzen Kur’ân’ın bâhir bir burhanı olan Resâili’n-Nur’a bakar.” (Şualar, s. 550)
Kaynak: http://dintahripcileri.com/birinci-suada-sok-eden-ifadeler/
.
VIII – Enbiya Suresindeki “Biz Seni Âlemlere Ancak Bir Rahmet Olarak Gönderdik” Ayetinde Kastedilen Kur’aniyenin Bir Hakiki Tefsiri Olan Risale-i Nur’dur
“Biz seni âlemlere ancak bir rahmet olarak gönderdik.”(Enbiyâ, 21/107)
Âyetin veraset-i Ahmediye (A.S.M.) cihetinde mâna-yı işarî noktasında bu asırda o Rahmete’n-lil-âlemînin bir âyinesi ve hakikat-ı Kur’aniyenin bir hakiki tefsiri olan Risale-i Nur, o küllî rahmetin bir cilvesi bir nümunesidir. Hakikat-ı Muhammediye’nin (A.S.M.) bir kısım evsafını, mâna-yı mecazî ile cüz’i bir varisine verilebilir (…)
Kaynak: Siracü’n-Nûr, 257,
.
IX – Zümer Suresindeki “Kitabın İndirilmesi, Aziz Ve Hikmet Sahibi Allah Tarafındandır” Ayeti Zümer, Risalet-ün-Nur’un İsmine Ve Zatına Bakıyor
“(Bu) Kitabın indirilmesi, aziz ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.”(Zümer, 39/1)
Hem Sûre-i Zümer, hem Sûre-i Câsiye, hem Sûre-i Ahkaf’ın başlarında bulunan bu âyetler dahi yirmiikincideki âyetler gibi Risalet-ün-Nur’un ismine ve zâtına, hem te’lif ve intişarına bir mâna-yı remziyle bakıyorlar.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 96, Birinci Şua/Yirmidördüncü Âyet ve Âyetler
.
X – Fussilet Suresinin “De Ki: Bu Kur’an, İman Edenler İçin Bir Hidayet Ve Bir Şifadır. İman Etmeyenlerin Kulaklarında Bir Ağırlık Vardır” Ayeti Risale-in Nur Eczalarını Ve Şifasını Kastetmektedir. Fenden Ve Felsefenin Bataklığından Çıkan Ve Tedavisi Çok Müşkil Ve Zendeka Hastalığına Mübtela Olanlardan Çokları Onunla Şifalarını Buldular
“Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur’an yapsaydık derlerdi ki: ‘Ayetleri (anlayacağımız biçimde) açıklanmalı değil miydi? Arab’a yabancı söz mü (geliyor)?’ De ki: Bu Kur’an, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur’an, onlara karşı bir körlüktür. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniyor.”(Fussilet, 41/44)
Şu şifalı âyet çok zamandır benim dertlerimin şifası ve ilacı olduğu gibi Eczahane-i Kübra-yı İlâhiyye olan Kur’an-ı Hakîmin tiryakî ilaçlarından, Risale-in Nur eczalarının kavanozlarından alarak belki bin mânevî dertlerime bin kudsî şifayı buldum ve Resail-in-Nur şâkirdleri dahi buldular. Ve fenden ve felsefenin bataklığından çıkan ve tedavisi çok müşkil ve zendeka hastalığına mübtela olanlardan çokları onunla şifalarını buldular.
İşte her derde şifa olan Kur’anın ilaçlarının bu zamanda bir kısım kavanozları hükmünde bulunan Resail-in-Nur dahi bu şifadar âyetin bir medar-ı nazarı olduğuna kuvvetli bir emare şudur ki: Bu âyetin makam-ı cifrîsi olan bin üçyüz kırkaltı adedi Resâil-in-Nur’un bin üçyüz kırkaltıda şifadarane etrafa intişarının tarihine ve Mu’cizat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm namında olan Risale-i harikanın zaman-ı te’lifine tam tamına tevafukudur. Şu tevafuk hem münasebet-i mâneviyeyi te’yid ve onunla teeyyüd eder, hem remizden işaret derecesine çıkarıyor.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 90, Birinci Şua/Onaltıncı Âyet.
.
XI – Saf Suresindeki “Ağızlarıyla Allah’ın Nurunu Söndürmek İstiyorlar” Ayeti Avrupa’nın Bir Müstemlekât Nâzırı, Kur’anın Nurunu Söndürmesine Çalışması Tarihine Ve Resail-in-Nur Müellifi Dahi Ona Karşı O İnkılâb-ı Fikrî Sayesinde O Nuru Parlatmaya Çalışması Aynı Tarihe Denk Geliyor
“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar; Allah ise, kâfirler hoş görmeseler
de, nurunu tamamlayacaktır.”( Saf, 61/8)
Bu âyetteki “nûrullâhi biefvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî” cümlesinin makam-ı cifrîsi, bin üçyüz onaltı veya yedidir. Ve bu tarih ise: Sâbıkan yirmibirinci âyetin hâtimesinde zikredilen inkılâb-ı fitrî sadedinde: Avrupa’nın bir müstemlekât nâzırı, Kur’anın nurunu söndürmesine çalışması tarihine ve Resail-in-Nur müellifi dahi ona karşı o inkılâb-ı fikrî sayesinde o nuru parlatmaya çalışması aynı tarihe (…)
bil’ittifak muvafakatları elbette remizden, işaretten, delâletten ziyade bir sarahattir ki: Risale-i Nur ve Nur-u İlâhînin bir lem’ası olacağını ve düşmanları tarafından gelen şübehat zulümatını dağıtacağını mâna-yı işarîsiyle müjdeliyor.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 103, Birinci Şua/Yirmiyedinci Âyet
.
XII – Fussilet Suresindeki “(Bu), Rahman’dan, Rahîm’den İndirilmiştir” Âyetin Mâna-yı İşarîsi, Resail-in-Nur İle Münasebeti Çok Kuvvetlidir. Resail-in-Nur ve Risale-i Nurun Adedi Olan Beşyüz Kırksekiz Veya Kırkdokuza Şeddeli “Nun” Bir “Nun” Sayılmak Cihetiyle Pek Cüz’î Ve Sırlı Bir Veya İki Farkla Tevafuk Ederek Remzen Ona Bakar, Dairesine Alır..
“Hā, mîm. (Bu), Rahman’dan, Rahîm’den indirilmiştir.”(Fussilet, 41/1-2)
Bu âyetin mâna-yı işarîsi, Resail-in-Nur ile münasebeti çok kuvvetlidir. (…) Hem şu âyet nasılki Resail-in-Nur’un te’lif ve tekemmül tarihine tevafukla parmak basıyor… Öyle de, “tenzîlun” kelimesiyle -vakf mahalli olmadığından tenvin “nun” sayılmak cihetiyle- makamı beşyüz kırkyedi olarak Sözlerin ikinci ve üçüncü ismi olan Resail-in-Nur ve Risale-i Nurun adedi olan beşyüz kırksekiz veya kırkdokuza şeddeli “nun” bir “nun” sayılmak cihetiyle pek cüz’î ve sırlı bir veya iki farkla tevafuk ederek remzen ona bakar, dairesine alır. (…) Birinci vecihde tam tamına
Resail-in-Nur’un te’lifce bir derece tekemmülü ve fevkalâde ehemmiyet kesbetmesi ve fırtınalara tutulması ve şâkirdleri kudsî bir teselliye muhtaç oldukları Arabî tarihiyle şu: Bin üçyüz ellibeş ve ellidört tarihine, hem otuzbir adet Lem’alardan ibaret olan “Otuzbirinci Mektup”un te’lif zamanına, hem O Mektubun “Otuzbirinci Lem’a”sının vakt-i zuhuruna ve O lem’adan Birinci Şuâ’nın te’lifine ve O şuâ’ın yirmidokuz makamında otuzüç adet âyatın Risale-i Nur’a işaretleri istihraç edildiği hengamına ve yirmibeşinci âyetin Risale-i Nur’a îmaları yazıldığı şu zamana, şu dakikaya, şu hale tam tamına tevafuku ise, Kur’anın i’caz-ı mânevîyesine yakışıyor.
Kaynak: Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 10-101, Birinci Şua/Yirmibeşinci Âyet