I – Kadir Mısıroğlu: Saidi Nursi Merhum, Gençken İstanbul’a Geldi. Fatih Camii’ne Direklerine İlan Astı. Fatih Caminin Direklerine Daha 15-16 Yaşındayken İlan Astı “Var Mı Benimle Mübareze İlmiyede Bulunacak Olan!”. Sonra Gördük Ki, Daha Sakalı Çıkmamış Bir Delikanlı. Bu Nasıl Bir Adam, Bu Yaşta Ulemaya Meydan Okuyor. Gidelim Dinleyelim Dedik..
II – Molla Said, Hazret-i Peygamberden İlim Talebinde Bulunmasına Karşılık; Hazret-i Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümmetinden Sual Sormamak Şartıyla ilm-i Kur’anın Talim Edileceğini Tebşir Etmişler. Aynen Bu Hakikat Hayatında Tezahür Etmiş. Daha Sebavetinde İken Bir Allame-i Asır Olarak Tanınmış Ve Kat’iyyen Kimseye Sual Sormamış, Fakat Sorulan Bütün Suallere Mutlaka Cevap Vermiştir
III – Bediüzzaman Hazretleri, Herhangi İlme Sorulan Suale Bila-Tereddüt Derhal Cevap Verirdi. Sorulacak Suallere Cevap Vermeye Hazır Bulunduğu Gibi Kimseye Sual Sormayacağını Da Beyan Ederek Bu Kararda Yirmi Sene Sebat Etti. Hiçbir Ulemadan Soru Sormazdı.
IV – O Bütün Cihan-ı İlme Meydan Okumuş, Her Nerede Olursa Olsun Vaki Olan Bütün Suallere Mutlak Bir İsabetle Ve Asla Tereddüt Etmeden Cevap Vermiş, Ondört Yaşından İtibaren Üstatlık Payesini Taşımış Ve Hakkıyla “Bediüzzaman” Unvan-ı Celilini Bahşettirmiştir
V – “Her Suale Cevap Verilir, Fakat Sual Sorulmaz” Sözü Üstadın Tüm Hayatına Şamil Bir Söylem Değildir. Tarihçe-i Hayatında Bir Dönemin İfadesidir.. Üstat Bu Levhayı Eski Said Dediği Dönemde Ve 21 Yaşında İken İstanbul Şekerci İşhanı’nın Kapısına Asmıştı: “Burada Her Müşkil Halledilir; Her Suale Cevap Verilir, Fakat Sual Sorulmaz”
VI – Ben Medresede Öğrenci İken Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a Gelmişti. Kim Ne İsterse Gelip Benden Sorsun Diye Bütün Ulemaya Bir Meydan Okuyuşu Vardı. Kendime Göre Çok Zor Bir Soru Hazırlayıp Gittim. Daha Yüzümü Görmeden Beni İsmen Çağırması Benim İçin Şoke Edici Bir Olaydı. İçeri Girdim. ‘Soru Mu Soracaksın? Sor Bakalım.’ Dedi. O Anda Ben Sorumu Unutmuştum. ‘Peki, Peki.’ Deyip Sorumu Söyleyerek, ‘Bunu Mu Soracaktın?’ Dedi. ‘Evet.’ Diyebildim. Zaten Oradan Bir An Önce Kaçıp Gitmek İstiyordum.
VII – Said Nursi Kırk Sene Evvel İstanbulda İken, “Kim Ne İsterse Sorsun” Diye, Hârikulâde Bir İlânat Yapmıştır. Böyle Had Ve Hududu Tayin Edilmeyen, Yani “Şu Veya Bu İlimde Veya Mevzuda, Kim Ne İsterse Sorsun” Diye Bir Kayıt Konulmadan İlânat Yapmak Ve Neticede Daima Muvaffak Olmak; Beşer Tarihinde Görülmemiş Ve Böyle İhatalı Ve Yüksek Bir İlme Sahip Böyle Bir İslâm Dâhisi, Asr-ı Saadet Müstesna Şimdiye Kadar Zuhur Etmemiştir
.
I – Kadir Mısıroğlu: Saidi Nursi Merhum, Gençken İstanbul’a Geldi. Fatih Camii’ne Direklerine İlan Astı. Fatih Caminin Direklerine Daha 15-16 Yaşındayken İlan Astı “Var Mı Benimle Mübareze İlmiyede Bulunacak Olan!”. Sonra Gördük Ki, Daha Sakalı Çıkmamış Bir Delikanlı. Bu Nasıl Bir Adam, Bu Yaşta Ulemaya Meydan Okuyor. Gidelim Dinleyelim Dedik..
Saidi Nursi merhum, gençken İstanbul’a geldi.
Fatih Camii’ne Direklerine ilan astı.
Bakın size bir şey söyleyeyim benlik kötü bir şeydir, ama benliği şiddetli olmayan adamlar küfrün galebe zamanda ortaya çıkıp da mücadele edemezler.
Mesela Necip Fazıl, mazişkün harfleriyle yazılmış bir bendi. ben ben ben ben ben
O kadar benliği şiddetli olmasaydı, bir kenarda geçinir giderdi kafa tutmazdı rejime
Bediüzzaman da benliği şiddetlidir.
Şu hadise ile sabittir ki, Fatih caminin direklerine daha 15-16 yaşındayken ilan astı “var mı benimle mübareze ilmiyede bulunacak olan”
Rahmetli Celaleddin Ökten’den dinledim, medresede talebeydik.
Bu ilanı gördük. Biz bunu kelli felli bir adam zannediyorduk. sonra camiye gelirken gördük ki Şabı emret, yani daha sakalı çıkmamış bir delikanlı.
Sonra duyduk ki (…) konferans verecekmiş
Bu nasıl bir adam, bu yaşa bir adam ulemaya meydan okuyor. Gidelim dinleyelim dedik
bunu yaşayan adamdan naklediyorum beyler, daha başka ne kaynat söyleyeceğim? yaşayan adamdan söylüyorum, gören adamdan
Kaynak: Youtube / Said Nursi sahtekar mıydı_ – Kadir Mısıroğlu dk: 1.00
.
II – Molla Said, Hazret-i Peygamberden İlim Talebinde Bulunmasına Karşılık; Hazret-i Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümmetinden Sual Sormamak Şartıyla ilm-i Kur’anın Talim Edileceğini Tebşir Etmişler. Aynen Bu Hakikat Hayatında Tezahür Etmiş. Daha Sebavetinde İken Bir Allame-i Asır Olarak Tanınmış Ve Kat’iyyen Kimseye Sual Sormamış, Fakat Sorulan Bütün Suallere Mutlaka Cevap Vermiştir
o rü’yada mazhar olduğu bir hakikatı sonradan şöyle anladık ki: Molla Said, Hazret-i Peygamberden ilim talebinde bulunmasına karşılık; Hazret-i Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, ümmetinden sual sormamak şartıyla ilm-i Kur’anın talim edileceğini tebşir etmişler. Aynen bu hakikat hayatında tezahür etmiş. Daha sebavetinde iken bir allame-i asır olarak tanınmış ve kat’iyyen kimseye sual sormamış, fakat sorulan bütün suallere mutlaka cevap vermiştir.
Kaynak: Tarihçe-i Hayat, 32, İlk Hayatı.
Kaynak: https://forum.memurlar.net/konu/2084982/
.
III – Bediüzzaman Hazretleri, Herhangi İlme Sorulan Suale Bila-Tereddüt Derhal Cevap Verirdi. Sorulacak Suallere Cevap Vermeye Hazır Bulunduğu Gibi Kimseye Sual Sormayacağını Da Beyan Ederek Bu Kararda Yirmi Sene Sebat Etti. Hiçbir Ulemadan Soru Sormazdı.
Abdullah Tekhafızoğlu:
Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüt derhal cevap verirdi.[1]
Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.[2]
Hiçbir ulemadan soru sormazdı. Yirmi sene daima mûcib kaldı. Bu hususta kendileri derlerdi ki: “Ben ulemanın ilmini inkar etmem. Binaenaleyh kendilerinden sual sormak fazladır. Benim ilmime şüphe edenler var ise sorsunlar onlara cevap vereyim. Şu halde sormak şüphe edenlerin hakkıdır.”[3]
[1] Tarihçe-i Hayat, 34, İlk Hayatı; İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya.
[2] Tarihçe-i Hayat, 37, İlk Hayatı/O Zamanki Hayatına Kısa Bir Bakış; İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat/O Zamandaki Hayatları Şöylece Tasvir Olunur.
[3] İctimâi Reçeteler I, 23-24, Tarihçe-i Hayat/Ders; Tarihçe-i Hayat, 44, İlk Hayatı.
Kaynak: https://forum.memurlar.net/konu/2084982/
.
IV – O Bütün Cihan-ı İlme Meydan Okumuş, Her Nerede Olursa Olsun Vaki Olan Bütün Suallere Mutlak Bir İsabetle Ve Asla Tereddüt Etmeden Cevap Vermiş, Ondört Yaşından İtibaren Üstatlık Payesini Taşımış Ve Hakkıyla “Bediüzzaman” Unvan-ı Celilini Bahşettirmiştir
O Zât-ı zîhavârık; daha hadd-i büluğa ermeden bir allame-i bîadîl halinde bütün cihan-ı ilme meydan okumuş, münazara ettiği erbab-ı ulumu ilzam ve iskat etmiş, her nerede olursa olsun vaki olan bütün suallere mutlak bir isabetle ve asla tereddüt etmeden cevap vermiş, ondört yaşından itibaren üstatlık payesini taşımış ve mütemadiyen etrafına feyz-i ilim ve nur-u hikmet saçmış, izahlarındaki incelik ve derinlik ve beyanlarındaki ulviyet ve metanet ve teveccühlerindeki derin feraset ve basiret ve nur-u hikmet, erbab-ı irfanı şaşırtmış ve hakkıyla “Bediüzzaman” unvan-ı celilini bahşettirmiştir.
Kaynak: Tarihçe-i Hayat, 579, Afyon Hayatı/Risale-i Nur Nedir? Bediüzzaman Kimdir; Şuâlar, 524, Onbeşinci Şua/Elhüccetü?z-Zehra/Risale-i Nur Nedir? ve Hakikatlar Muvacehesinde Risale-i Nur ve Tercümanı Ne Mahiyettedir Diye Bir Takriznâmedir.
Kaynak: https://forum.memurlar.net/konu/2084982/
.
V – “Her Suale Cevap Verilir, Fakat Sual Sorulmaz” Sözü Üstadın Tüm Hayatına Şamil Bir Söylem Değildir. Tarihçe-i Hayatında Bir Dönemin İfadesidir.. Üstat Bu Levhayı Eski Said Dediği Dönemde Ve 21 Yaşında İken İstanbul Şekerci İşhanı’nın Kapısına Asmıştı: “Burada Her Müşkil Halledilir; her Suale Cevap Verilir, Fakat Sual Sorulmaz”
Her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz” sözü üstadın tüm hayatına şamil bir söylem değildir:
Tarihçe-i hayatında bir dönemin ifadesidir..Üstat bu levhayı Eski Said dediği dönemde ve 21 yaşında iken İstanbul Şekerci İşhanı’nın kapısına asmıştı..(2) İstanbula gelmeden evvel, birgün Tahir Paşa, “Şark ulemasını ilzam ediyorsun, fakat İstanbul’a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin?” demişti. İstanbul? a gelir gelmez ulemayı münazaraya davet etti. Bunun üzerine İstanbul’daki meşhur alimler, grup grup ziyarete gelip sualler soruyorlar ve o hepsinin de cevaplarını sahih olarak veriyordu. Bundan maksadı, Şarki Anadolu’daki ilim ve irfan faaliyetine nazar-ı dikkati celp etmekti. Yoksa, Molla Said, katiyen hodfüruşluğu sevmezdi. Her türlü gösteriş ve alayişten müberra olarak hareket ederdi. İlim, cesaret, hafıza ve zeka itibarıyla pek harika idi. Aynı derecede, belki daha ziyade olarak, halis ve muhlis idi. Tasannu ve tekellüften katiyen hoşlanmazdı. İstanbul?daki ikametgahının kapısında şöyle bir levha asılı idi: “Burada her müşkül halledilir, her suale cevap verilir; fakat sual sorulmaz.
Kaynak: http://www.yeniasya.com.tr/ali-fersadoglu/her-suale-cevap-verilir-fakat-sual-sorulmaz_218847
Kaynak: http://www.risaleinur.com.tr/kulliyat/2131.html
İstanbuldaki ikametgâhının kapısında bir levha asılı idi: Burada her müşkil halledilir; her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz.
Kaynak: Tarihçe-i Hayat, 47, İlk Hayatı.
.
VI – Ben Medresede Öğrenci İken Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a Gelmişti. Kim Ne İsterse Gelip Benden Sorsun Diye Bütün Ulemaya Bir Meydan Okuyuşu Vardı. Kendime Göre Çok Zor Bir Soru Hazırlayıp Gittim. Daha Yüzümü Görmeden Beni İsmen Çağırması Benim İçin Şoke Edici Bir Olaydı. İçeri Girdim. ‘Soru Mu Soracaksın? Sor Bakalım.’ Dedi. O Anda Ben Sorumu Unutmuştum. ‘Peki, Peki.’ Deyip Sorumu Söyleyerek, ‘Bunu Mu Soracaktın?’ Dedi. ‘Evet.’ Diyebildim. Zaten Oradan Bir An Önce Kaçıp Gitmek İstiyordum.
Ali İhsan Tola ağabeyim diyor ki:”1950’li yılların başında Dr. Tahsin Tola ağabeyimle, Üstad’ın söylemesi üzerine Menderes’e gittik. Ona tevafuklu yazılmış Kur’an-ı Kerim götürdük. Üstad onun matbaada basılmasını istiyordu. Menderes “Bu benim için çok mühim. Bir itiraz getirse zararı bana olur. Ama bunun hayrı partiye olur.” dedi.
O zaman Diyanet İşleri Reisi Eyüp Sabri Hayırlıoğlu da bu Kur’an-ı Kerim’in bastırılmasını âhiret hayatı için çok mühim gördü. Fakat Müsteşar Salih Korur engel oldu. Eyüp Sabri Bey çok üzüldü. Başkanlıktan ayrıldı… Afyon Mahkemesi münasebetiyle Diyanet İşleri’nin bir rapor vermesini arzulayan Üstad Hazretleri bizi o zaman Müşavere Kurulu başkanı olan Hasan Hüsnü Erdem’e gönderdi. O zaten Ispartalıdır. Üstad, bize büyük Risale kitaplarını verip; “Bunları Diyanet İşleri’ne götürün. Hasan Hüsnü Erdem’e selam söyleyin, bunları tashih buyursun.” dedi.
Biz de kitapları alıp Diyanet İşleri Başkanlığı’na gittik. H. Hüsnü Erdem, bütün büyük hocaları toplamış onlarla bir mesele görüşüyormuş. Biz doğruca onların toplantı salonlarına girdik. Biz girince konuşmayı kesen Hasan H. Erdem “Buyurun.” dedi. Biz de “Bizi Bediüzzaman Hazretleri gönderdi. Size selamı var. Bu kitapları tashih buyuracakmışsınız.” dedik. O önce şöyle bir gülümsedi sonra da “Şimdi sizlere bu tashih buyurma meselesini bir anlatalım.” diyerek başladı anlatmaya: “Ben medresede öğrenci iken Bediüzzaman Hazretleri İstanbul’a gelmişti. Garip kıyafeti, belinde hançeri, kim ne isterse gelip benden sorsun diye bütün ulemaya bir meydan okuyuşu vardı. Biz de o zamanlar medresenin gözde talebelerindeniz. Birilerinin de teşvikiyle, kendime göre çok zor bir soru hazırlayıp gittim. Kapısına vardım. Aralıktan bakıyordum. Daha tam yerini bile tespit edememiştim ki, içeriden ‘Gel bakalım Hasan Hüsnü Efendi.’ dedi. Şaşırmıştım. Daha yüzümü görmeden beni ismen çağırması benim için şoke edici bir olaydı. İçeri girdim. ‘Soru mu soracaksın? Sor bakalım.’ dedi. O anda ben sorumu unutmuştum. ‘Peki, peki.’ deyip sorumu söyleyerek, ‘Bunu mu soracaktın?’ dedi. ‘Evet.’ diyebildim. Zaten oradan bir an önce kaçıp gitmek istiyordum. O başladı cevap vermeye. Ama ben anlamıyordum; zaten onu dinlediğim de yoktu. Karşılaştıklarımın şokunu bile atamamıştım. Neyse sonunda ‘Tamam mı?’ dedi. Ben de ‘Tamam’ dedim. Bu sefer ‘Hayır tamam değil. Ben kasten bir yeri yanlış anlatmıştım ve senin onu tashih etmeni istiyordum. Ama sen tashih buyurmadın. Onun doğrusu da şudur’ deyip meseleyi tamamladı. İşte şimdi anladınız mı bu ‘tashih buyurma’yı?” dedi. Ve hemen Risaleleri alıp öperek başına koydu. “Biz kim, onları tashih etmek kim?” dedi. Sonra ‘Bu eserlerde vatana millete zararlı hiçbir şey yoktur. Bilakis çok faydalı eserlerdir.’ mealinde bir şeyler yazdırıp imzaladı ve bütün heyete de imzalattırdı…” Zaten Eyüp Sabri Hayırlıoğlu’ndan sonra Hasan Hüsnü Erdem başkan oldu.”
Biz, Bediüzzaman Hazretleri’nin, İstanbul’a geldiği zaman Şekerci Hanı’nda ulemaya meydan okurcasına “Herkes istediğini sorsun. Her suale cevap verilir. Kimseye soru sorulmaz.” mealinde kapısına bir levha yazdırmasının sebebini böylece daha iyi anlamış oluyoruz. İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberleyen ve her gün evrad ve ezkâr okur gibi üç saat bu ezberleri tekrarlayarak üç ayda bitiren Bediüzzaman Hazretleri’nin İslâm’ın esaslarıyla ilgili olarak derin vukufunu ve hassasiyetini Risale-i Nur Külliyatı’na aynen yansıttığından da eminiz.
Kaynak: http://www.risaleforum.net/bediuzzaman-said-nursi-ve-risale-253/bediuzzaman-said-nursi-267/sorularla-bediuzzaman-367/22211-said-nursi-hazretleri-bir-soruya.html
.
VII – Said Nursi Kırk Sene Evvel İstanbulda İken, “Kim Ne İsterse Sorsun” Diye, Hârikulâde Bir İlânat Yapmıştır. Böyle Had Ve Hududu Tayin Edilmeyen, Yani “Şu Veya Bu İlimde Veya Mevzuda, Kim Ne İsterse Sorsun” Diye Bir Kayıt Konulmadan İlânat Yapmak Ve Neticede Daima Muvaffak Olmak; Beşer Tarihinde Görülmemiş Ve Böyle İhatalı Ve Yüksek Bir İlme Sahip Böyle Bir İslâm Dâhisi, Asr-ı Saadet Müstesna Şimdiye Kadar Zuhur Etmemiştir
Said Nursi kırk sene evvel İstanbulda iken, “kim ne isterse sorsun” diye, hârikulâde bir ilânat yapmıştır.
Böyle had ve hududu tayin edilmeyen, yani “şu veya bu ilimde veya mevzuda, kim ne isterse sorsun” diye bir kayıt konulmadan ilânat yapmak ve neticede daima muvaffak olmak; beşer tarihinde görülmemiş ve böyle ihatalı ve yüksek bir ilme sahip böyle bir İslâm dâhisi, Asr-ı Saadet müstesna şimdiye kadar zuhur etmemiştir.
Kaynak: Sözler, 702, Teşrin-i Sani (1950) de Ankara Üniversitesinde (…) bir konferanstır
Kaynak: https://forum.memurlar.net/konu/2084982/