I – (Yorum) Peygamber Efendimiz Kendisine Vahiy İndirilmeyen Konularda Sual Sorulduğunda ‘Bilmiyorum’ Der Yahut Kendisine O Konuda Vahiy İndirilinceye Kadar O Soruya Cevap Vermezdi;
(Ayet) De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
(Ayet) hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
(Ayet) İşte ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu nereden bileceksin?
(Ayet) De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?
(Ayet) Şayet gaybı bilseydim elbette (zararlı şeylerden korunmak için)hayırlı işleri çoğaltırdım, bana hiç fenalık da dokunmazdı.
.
I – (Yorum) Peygamber Efendimiz Kendisine Vahiy İndirilmeyen Konularda Sual Sorulduğunda ‘Bilmiyorum’ Der Yahut Kendisine O Konuda Vahiy İndirilinceye Kadar O Soruya Cevap Vermezdi;
Hz. Peygamber (s.a.v.) bile böyle mutlak bir iddiada bulunmamıştır. İmam Buharî, Sahih’inde İtisam Bölümünün 8. Babını “Peygamber kendisine vahiy indirilmeyen konularda sual sorulduğunda ‘Bilmiyorum’ der yahut kendisine o konuda vahiy indirilinceye kadar, o soruya cevap vermezdi. Peygamber (s.a.v.): ‘Biz sana Kitabı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hainlerin savunucusu olma!’ (Nisa, 4/105) kavlinden dolayı, rey ile de kıyas ile de söz söylemezdi.” şeklinde isimlendirmiştir. Hemen ardından da İbn Mesud (r.a.)’un şu sözünü rivayet etmiştir:
“Peygamber (s.a.v.)’e ruhtan soruldu da, o konuda ayet indirilinceye kadar sükût etti.”
Nitekim aynı bapta, Cabir b. Abdullah (r.a.)’ın Hz. Peygamber’e bir soru sorduğu ve o konuda ayet ininceye kadar Resulullah?ın hiçbir cevap vermediği de rivayet edilmiştir. Bu konuda birçok hadis vardır. Örneğin:
Resulullah (s.a.v.):
“Uzeyr’in peygamber olup olmadığını bilmiyorum, Tübbeu’nun mel’un olup olmadığını bilmiyorum. Zülkarneyn’in peygamber olup olmadığını bilmiyorum.” buyurmuştur.(Ebu Dâvud, Sünnet, 14/4674.)
Cübeyr b. Mut’ım (r.a.) dedi ki: Bir adam Resulullah (s.a.v.)’a:
-Ey Allah?ın Elçisi! Allah, nereleri daha çok sever, nerelere daha fazla öfkelenir? dedi. Resulullah:
-Bilmiyorum, Cibril (a.s.)?e sorayım, buyurdu. Bunun üzerine Cibril ona gelerek:
-Allah?ın en çok sevdiği yerler mescitler, en fazla öfkelendiği yerler de çarşılardır, haberini verdi.[9]
İbn Mace de Sünen’nin Mukaddime’sinde Reyden ve Kıyastan Kaçınma Babı açmıştır ki, muradı Kitaba ve Sünnete dayanmayan şahsi arzulardan kaçınmak gerektiğini beyandır. Hemen her hadis kitabında bu anlamda bir bölüm vardır. İşte mezkur bapta rivayet edilen bir hadis:
“Şüphesiz Allah Tealâ, ilmi insanlara ihsan ettikten sonra (hafızalardan) zorla söküp almaz. Lakin insanlardan ilmi, bilgileriyle beraber âlimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle alır. Artık geride birtakım cahil insanlar kalır. Onlara halk tarafından dinî sorular sorulur, onlar da şahsi reyleri ve arzuları ile cevap verirler ve böylece hem halkı dalalete sürüklerler, hem de kendileri saparlar.” (İbn Mâce, İ’tisâm,3/22.)
Bir keresinde Resulullah (s.a.v.)’a hoşlanmadığı bazı şeyler soruldu. Sahabiler bu soruları çoğalttıklarında Resulullah öfkelendi ve: “Bana istediğinizi sorun!” buyurdu.( Buharî, İ’tisâm, 3/22.)
Resulullah’ın öfkelenmesinin sebebi, kendisine yöneltilen soruların “Babam kim?”, “Devem nerede?” gibi sorular olmasıydı. “Bana istediğinizi sorun” cümlesi, Resulullah’tan işte böyle bir hâldeyken sâdır olmuştur. Yoksa Said Nurs’ninki gibi her soruya mutlak olarak cevap verme iddiası olmamıştır. Kaldı ki, kendisi Allah’ın Resulüdür, vahiyle muhataptır. Allah’ın bildirmesiyle kendisine sorulan sorulara cevap verebilir.
Allah Resulünün bile böyle bir iddiası olmadığı hâlde, Said Nursi nasıl olur da her soruya cevap verir, üstelik “tereddüt etmeden” ve “mutlak bir isabetle”?…
Kaynaklar:
[9] Abdülazim b. Abdelganî b. Abdillah, Ebu Muhammed Zekiyyuddîn el-Munzirî, et-Tergîb ve?t-Terhîb: Hadislerle İslâm, çev. Heyet, Hikmet Yayınları, İstanbul 1989, 1/329. Hadisi Ahmed, Ebu Ya?lâ, Hâkim ve Bezzâr rivayet etmişlerdir. Lafız Bezzâr?ındır. Hâkim: Hadisin isnadı sahihtir, dedi. Ayrıca bazı değişikliklerle Taberânî ve İbn Hibbân da rivayet ettiler.
Kaynak: https://forum.memurlar.net/konu/2084982/
.
(Ayet) De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.
Hucurât
16. De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir.)
.
(Ayet) hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
Murselat
8-15. Yıldızlar silindiği zaman, gök yarıldığı zaman, dağlar ufalanıp savrulduğu zaman, peygamberlere vakit bildirildiği zaman; ertelendikleri gün için; yani hüküm günü için, -ki hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?- Yalanlayanların vay haline o gün!
.
(Ayet) İşte ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu nereden bileceksin?
Muddessir
26-30. İşte ben onu Sekar’a sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu nereden bileceksin? Bırakmayan ve terk etmeyen bir ateştir. İnsanın derisini kavurur; orada on dokuz bekçi vardır.
.
(Ayet) De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?
Enam,
50. De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”
.
(Ayet) Şayet gaybı bilseydim elbette (zararlı şeylerden korunmak için)hayırlı işleri çoğaltırdım, bana hiç fenalık da dokunmazdı.
Araf,
188. De ki: “Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim: Ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet gaybı bilseydim elbette (zararlı şeylerden korunmak için)hayırlı işleri çoğaltırdım, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.