Allah’ı Teala, Gavsımın Eserinide Şeytandan Korunmuş Kıldı: Velî, Allah’ın Dilediği Bir Şeyi Kalbine Aktarması Esnasında Şeytanın Engellemesinden Veya Mesajı Saptırmasından Korunmuştur. Bu Marifetler İlham Edilirken Allah-u Teâlâ’nın Mukaddes Zâtına Sığındığım Zaman, Melâike-i Kiram’ın Sanki Şeytanları Buralardan Kovdukları Görüldü

I – Bu Marifetler İlham Edilirken Allah-u Teâlâ’nın Mukaddes Zâtına Sığındığım Zaman, Melâike-i Kiram’ın Sanki Şeytanları Buralardan Kovdukları Görüldü. Bu Mekânın Çevresine Girmelerine Müsaade Etmiyorlardı

II – Velî, Allah’ın Dilediği Bir Şeyi Kalbine Aktarması Esnasında Şeytanın Engellemesinden Veya Mesajı Saptırmasından Korunmuştur. Bu, Velînin Allah Katında Büyük Bir Mertebeye Ulaştığının Delilidir

.

I – Bu Marifetler İlham Edilirken Allah-u Teâlâ’nın Mukaddes Zâtına Sığındığım Zaman, Melâike-i Kiram’ın Sanki Şeytanları Buralardan Kovdukları Görüldü. Bu Mekânın Çevresine Girmelerine Müsaade Etmiyorlardı
Yazılan bu marifetlerin hepsinin Allah-u Teâlâ tarafından ilham edilmiş olduklarını, şeytanî vesveselerin hiç karışmadığını umarım. Bunun doğruluğuna delil olarak şunu da söyleyeyim ki, bu bilgileri yazmak istediğim ve Allah-u Teâlâ’nın mukaddes zâtına sığındığım zaman, melâike-i kiram’ın sanki şeytanları buralardan kovdukları görüldü. Bu mekânın çevresine girmelerine müsaade etmiyorlardı. Her işin hakikatini en iyi bilen Allah-u Teâlâ’dır.
Kaynak: Tasavvuf’un Aslı Hakikat Ve Marifethullah İncileri – Ömer Öngüt, Hakikat Yayıncılık, 2.Baskı, İstanbul-2001 (S.420)

.

II – Velî, Allah’ın Dilediği Bir Şeyi Kalbine Aktarması Esnasında Şeytanın Engellemesinden Veya Mesajı Saptırmasından Korunmuştur. Bu, Velînin Allah Katında Büyük Bir Mertebeye Ulaştığının Delilidir
…Kuşeyri’nin dediği gibi, şeriata aykırı hareket eden kimse aldanmış ve tuzağa düşmüştür. Bu korunmanın manası, nebî ve velînin Allah’a asi olmayacağı ve şeriata aykırı iş yapmayacaklarıdır. İkisinin arasındaki fark nebînin günah işlemeyişinin Allah’ın kendisinde yarattığı ismet sıfatına raci olmasıdır.
Bu bakımdan nebî Allah’a isyan etmez, çünkü Allah onu günaha karşı koyacağı bir meleke veya yetenekle donatmıştır.
Velî ise sıradan insanlar gibidir; günah işleyebilir, itaat da edebilir. Allah kalbine ilkâ ettiği bir nurla onu doğru yola ulaştırır ve günahtan korur. Sonuçta nebî ve velî, muayyen bir hastalığa yakalanmayan iki insana benzetilebilir; birisi tabiatındaki bir dirençten dolayı hasta olmazken, diğeri hastalığa engel bir ilaç kullandığı için hasta olmamaktadır, dolayısıyla bu ilacı kullanmadığı takdirde, hastalığın kucağına düşeceği aşikardır.
Buradaki önemli soru, velîlerin korunmuşluk özelliğinin vacip bir sıfat olup olmadığıdır. Kuşeyrî, bu niteliğin zorunlu olmadığını, velîlerin bazen sürçme kabilinden fiiller işleyebileceğini veya nadiren de olsa kendilerinden hataların sadır olabileceğini vurgular.
Ne var ki o, ısrarla üzerinde durduğu bu ayrımı birkaç satır sonra “İtaatin gerektirdiği bütün hallere vakıf olamayan ve her türlü hatadan masum olmayan, velî olamaz” şeklinde bir ifade sarf etmek suretiyle bizzat kendisi göz ardı eder ve esasında ‘ismet’ ile ‘hıfz’ arasında ortaya konulmak istenen ayrımın pratik bir değerinin olmadığını bizzat kendisi itiraf eder.
Kendinden önceki sûfîlerin ‘ismet-hıfz’ ayrımını aynen benimseyenve Fütûhât’ın çeşitli bölümlerinde bu konudaki kanaatlerini açıklayan İbnü’l-Arabî, bir kimse kemale erdiğinde marifet ve korunmuşluğunun da kemale ereceği kanaatindedir.
Artık her açıdan kemale eren kişiye şeytanın ona ulaşması mümkün değildir. Velî söz konusu olduğunda bu koruma ‘muhafaza’ peygamber mevzu bahis olduğunda ise ‘ismet’ adı verilir. Bu farklılık, peygamber ve nebîler açısından saygı ifade ederken, ‘ismet’ isminin peygamberlere tahsis edilmesi de velî ile nebî arasındaki farkı da ortaya koyar. Peygamberler, zahirî ve batınî olarak şeytandan korunmuş kimseler olduklarından bütün hareketlerinde Allah tarafından muhafaza ve koruma altına alınırlar, zira Allah, onları örnek alınmaları için görevlendirmiştir.
Velî ise Allah’ın dilediği bir şeyi kalbine aktarması esnasında şeytanın engellemesinden veya mesajı saptırmasından korunmuştur. Bu, velînin Allah katında büyük bir mertebeye ulaştığının delilidir. Şeytanın velînin ayağını kaydırma çabası, onun Allah’a yakınlaşmasını ve mutluğunu arttırmaktan başka bir işe yaramaz.
Nebîler ise şeytanın bir şey aktarmasından veya fısıldamasından. İşte nebîlere özgü ismet ile velîlere özgü hıfz arasındaki fark budur. Peygamber karşısındaki saygının gereği olarak, hıfz velîlere tahsis edilmiştir. Çünkü şeytanın, ilahi tecellinin velîlerin kalplerine verdiği bilgi sebebiyle onların kalplerine ulaşma imkânı yoktur
Kaynak: KELAM VE TASAVVUF AÇISINDAN NÜBÜVVET: FAHREDDİN ER-RÂZÎ VE İBNÜ’L-ARABÎ ÖRNEĞİ, Faruk SANCAR
Kaynak: http://studylibtr.com/doc/1670624/kelam-ve-tasavvuf-a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan-n%C3%BCb%C3%BCvvet

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın