I – Aralarında, Hanefi Fıkhının Mihveri Sayılan “El-Hidaye” Kitabının Musannifi Ali Bin Ebu Bekir el- Merginanininde Bulunduğu Bazı Ünlü Ehl-i Sünnet Alimleri Diyorlar Ki: Yüzük Takmak Konusunda Peygamberimizin Sünneti Olan, Yüzüğün Sağ Ele Takılmasıdır. Ancak Sağ Ele Yüzük Takmak, Şia’ların Şiarı Olduğu İçin Bunu Terketmemiz Lazımdır.”
II – Hüccetul İslam Gazali Ebu Hamid Muhammed Diyor Ki: “Mezarların Şekli Konusunda İslamda Meşru Olan, Mezarların Tastih’i Yani Düz Yapılmasıdır. Ancak Bu, Şii’lerin Şiarı Olduğundan, Onu Terkedip Mezarları Tesnim Yani Tepesine Dik Yapıyoruz.
III – Hafızı Irak-i” Olarak Meşhur Olan Abdurrahim Bin Hüseyin (öl.1404) De Diyor Ki: “Sarık Bağlama Konusunda, Taberani’de Zikredilen Bir Hadise Göre Sünnet Olan Şekil, Sarık Ucunun Sağ Taraftan Uzatılıp Sol Tarafa Sarkıtılmasıdır. Ancak, Bu İş Şii’lerin Şiarı Olduğundan, Onlara Benzememek İçin Onu Terketmemiz Lazımdır.
IV – Said Nursi’nin Sakal, Nikah ve Hac Konusunu Terketmesi ve Cuma Namazı Kılmama Sebebi: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cumanın Bir Şartı, Kırk Adam İmam Arkasında Fatiha Okumaktır. Daha Başka Şartlar Da Var. Onun İçin Burada Bana Cuma Farz Değil. Ben, Mezheb-i Âzamîyi Takliden, Bazan Sünnet Olarak Kılıyordum
.
I – Aralarında, Hanefi Fıkhının Mihveri Sayılan “El-Hidaye” Kitabının Musannifi Ali Bin Ebu Bekir el- Merginanininde Bulunduğu Bazı Ünlü Ehl-i Sünnet Alimleri Diyorlar Ki: Yüzük Takmak Konusunda Peygamberimizin Sünneti Olan, Yüzüğün Sağ Ele Takılmasıdır. Ancak Sağ Ele Yüzük Takmak, Şia’ların Şiarı Olduğu İçin Bunu Terketmemiz Lazımdır.”
Bu çalışma, Diyanet İşleri Emekli Başdanışmanı Ali AKIN’ın, Taassuptan Tahkika, Taklitten İçtihada isimli eserinden alınmıştır
Bismillahirrahmanirrahim
Tarihte bir çok Ehl-i Sünnet alim ve yazarları İmam Cafer-i Sadık’tan rivayetlerde bulunup Ondan hadis ve fıkıhla ilgili çok şey naklettikleri halde, Hicri üçüncü asırdan sonra gelen Mutaassıp hadisçiler ve Hicri dördüncü asırdan sonra gelen Mutaassıp Fıkıhçılar, İmam Cafer-i Sadık’ın rivayetlerine yer vermemişlerdir. İmam Cafer-i Sadıktan gelen rivayetlerin bir kısmının ŞÜPHELİ OLMASI “İDDİASI” bu rivayetlerin tamamının terk edilmesini haklı kılacak bir sebep OLAMAZ.
Daha sonra ki asırlarda bu MEZHEP TAASSUBUNUN ne dereceye vardığını anlamak için, ve bu forumdu ki AYDIN EHL-İ SÜNNET ve ŞİA KARDEŞLERİMİN Bu taassubun nelere maal olduğunu anlamaları için birkaç örnek vermek istiyorum:
1 – Aralarında, Hanefi Fıkhının Mihveri sayılan “El-Hidaye” kitabının musannifi Ali Bin Ebu Bekir el- Merginaninin (öl. 1197) de bulunduğu bazı ünlü Ehl-i Sünnet alimleri diyorlar ki:
“Yüzük takmak konusunda peygamberimizin sünneti olan, yüzüğün sağ ele takılmasıdır. Ancak sağ ele yüzük takmak, şia’ların şiarı olduğu için bunu terketmemiz lazımdır.”
Görünen o ki Mezhep taassubu nelere mal oluyor. Öyle ki Mezhep taassubu Resulullah efendimizin hak sünnetini bile değiştirmeye mal olabiliyor. Şiiler yüzük konusunda Resulullahın hak sünnetini uyguladığı için biz tam tersini yaparız diyen taassup dolu ama zirvede bilinen ehl-i sünnet alimleri vardır. Tabi bu zihniyete sahip olan sözde Şii diye geçinen bazı Gulatlarda mevcuttur. Allah onların şerrinden hem sünnileri hem şiileri korusun inş.
Yüzük konusunda ünlü Müfeessir Zemahşeri Mahmud bin Ömer (öl.1144), “Rebiul ebrar”adlı eserinde diyor ki: “peygamberimizin sünnetine aykırı olarak, ilk önce sol Ele Yüzük Takan, Emevi Hükümdarı Muaviye Bin Ebi Süfyandır.
Kaynak: Ali AKIN’ın, Taassuptan Tahkika, Taklitten İçtihada
Kaynak: Facebook/ BEYTU’L EHZAN (hüzünler evi)
.
II – Hüccetul İslam Gazali Ebu Hamid Muhammed Diyor Ki: “Mezarların Şekli Konusunda İslamda Meşru Olan, Mezarların Tastih’i Yani Düz Yapılmasıdır. Ancak Bu, Şii’lerin Şiarı Olduğundan, Onu Terkedip Mezarları Tesnim Yani Tepesine Dik Yapıyoruz.
2 – Hüccetul İslam(!) Gazali ebu hamid muhammed (öl.111) de diyor ki: “mezarların şekli konusunda islamda meşru olan, mezarların tastih’i yani düz yapılmasıdır. Ancak bu, şii’lerin şiarı olduğundan, onu terkedip mezarları tesnim yani tepesine dik yapıyoruz.
Bu taassup aşağıda da örnekler vereceğim gibi bir çok sünnetin kaldırılıp yerini bidatlere bırakmasıyla devam ederek günümüze kadar gelmiştir.
Kaynak: Ali AKIN’ın, Taassuptan Tahkika, Taklitten İçtihada
Kaynak: Facebook/ BEYTU’L EHZAN (hüzünler evi)
.
III – Hafızı Irak-i” Olarak Meşhur Olan Abdurrahim Bin Hüseyin (öl.1404) De Diyor Ki: “Sarık Bağlama Konusunda, Taberani’de Zikredilen Bir Hadise Göre Sünnet Olan Şekil, Sarık Ucunun Sağ Taraftan Uzatılıp Sol Tarafa Sarkıtılmasıdır. Ancak, Bu İş Şii’lerin Şiarı Olduğundan, Onlara Benzememek İçin Onu Terketmemiz Lazımdır.
3 – Bazılarına göre “Muslih ve Müceddid” olarak vasıflanırılan İbni Teymiyye Ahmed (öl. 1327) diyor ki:
“… İşte bundan dolayıdır ki, bazı fıkıh alimlerine göre; şii’lerin şiarı olmuş bazı müstehapları terketmek lazımdır. Çünkü bu müstehaplara muhalefet etmek suretiyle sünniler’in şiilerden ayrılması maslahatı, bu müstehapların maslahatından daha büyüktür. (Minhacus Sünneh c.2 s.143) (Arapça Kaynak)
4 – “Hafızı Irak-i” olarak meşhur olan Abdurrahim bin Hüseyin (öl.1404) de diyor ki:
“sarık bağlama konusunda, taberani’de zikredilen bir hadise göre sünnet olan şekil, sarık ucunun sağ taraftan uzatılıp sol tarafa sarkıtılmasıdır. Ancak, bu iş şii’lerin şiarı olduğundan, onlara benzememek için onu terketmemiz lazımdır.” (Zerkani Muhammedin Şerhul Mevahibi c.5 s.13) (Arapça kaynak)
Ahmet El Makrizi (öl.1441) el- Şafii, “El Mevaiz Vel İtibar bi zikril Hıtati Vel asar” adlı eserinde, Yakut el Hamevi (öl. 1228)de, “İrşadül Elibba (Tuhfetul Elibba) fi ahbaril Üdeba”adlı eserinde belirttiklerine göre; Mısır’da Fatimiler, 1171 tarihinde iktidardan düşünce Kütüphaneler tamamen felce uğradı. Anılan tarihte Fatimi devletini yıkan Selahattin Eyyubi, 10 sene kadar bir zaman için de sarayın hazineleri ile birlikte KIYMETLİ KİTAPLARIDA SATTIRDI. Kalan kitaplar da, kısmen yakıldı, kısmen nil nehrine atıldı ve kısmen de büyük bir küme halinde dışarıya bırakıldı. Öyle ki, bu kitaplardan bile bir tepecik meydana geldi. Sonradan bu kitaplar kumların altında kaldı.
Selahattin Eyyubi’nin askerleri, imha edilen bu kitapların kıymetli ciltlerinden AYAKKABI YAPTIRDILAR.
Yalnız satılan pek değerli kitapların adedi hakkında ki tahminler 120.000 ile 2 milyon arasında değişmektedir. (Makrizi c.2 s.253 – 255) (Yakut, Üdeba c.7 s.20)
Mezhep taassubunun, beyinleri ne denli dondurduğu, islam tarihinde ilim ve kültür yuvalarını ne denli tahrip ettiği konusunda verdiğimiz bu çarpıcı örnekler üzerine ayrıca yorumlar yapmak ihtiyacı kalmaz, sanırız.
Kaldı ki, imha edilen bu kitaplar arasında hiçbir mezhebe ve hatta hiçbir dine göre değişmeyen binlerce kitaplarda vardır.
Kaynak: Ali AKIN’ın, Taassuptan Tahkika, Taklitten İçtihada
Kaynak: Facebook/ BEYTU’L EHZAN (hüzünler evi)
.
IV – Said Nursi’nin Sakal, Nikah ve Hac Konusunu Terketmesi ve Cuma Namazı Kılmama Sebebi: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cumanın Bir Şartı, Kırk Adam İmam Arkasında Fatiha Okumaktır. Daha Başka Şartlar Da Var. Onun İçin Burada Bana Cuma Farz Değil. Ben, Mezheb-i Âzamîyi Takliden, Bazan Sünnet Olarak Kılıyordum
Bediüzzaman’ın kendi ifadeleri ile:
“Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette, yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inâyet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.”
“Bazı âlimler, ‘Sakalı tıraş etmek câiz değildir.’ demişler. Bundan maksatları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok büyük günahlardan çekinmek için, bu sünneti terketmeye karşılık, Risale-i Nur’un irşâdıyla, yirmi sene tek başına hapis hayatı gibi işkenceli bir hayat geçirdik, inşâallah o sünnetin terkine bir kefârettir.”
“Hem bunu kat’iyen ilân ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur’ân’ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, tâ ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur’un kusurlu bir hâdimi ve o elmas mücevherat dükkanının bir dellâlıyım. Benim karmakarışık vaziyetim ona sirâyet edemez, ona dokunamaz. Zaten Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-i ihlas ve benliği bırakmak ve dâima kendini kusurlu bilmek ve kendini beğenmemektir. Kendimizi değil, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisini ehl-i imana gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla- minnettar oluyoruz, ‘Allah razı olsun!..’ deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa nasıl memnun oluruz, kusurumuzu -fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid’âlara ve dalâlete yardım etmemek kaydıyla- kabul edip minnettar oluyoruz.” (1)
(1) bk. Emirdağ Lâhikası – I, (24. Mektup)
Üstad’ın Cuma namazına gitmeyişi daimi değildir ve özel sebeplere dayanır. Kendisi bunu şöyle açıklar:
“… Bu iki meselede büyük mâzeretlerim var.
“Evvelâ: Ben Şâfiîyim. Şâfiî mezhebinde cumanın bir şartı, kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana Cuma farz değil. Ben, mezheb-i Âzamîyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.”
“Saniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men ettikleri için -hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş- hem yirmi beş senedir ben münzevî yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha’nın yarısını okumadan, imam rükûa gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.”(4)
Nur talebelerinin cumaya gitmeme gibi bir hâli söz konusu değildir.
Kaynak: (4) bk. Emirdağ Lâhikası – I/24. Mektup.