Zaten İslam’a, Kur’ana Uymak, Tefsir Okumakla Değil, Ancak Hak Olan Bir Mezhebe Uymakla Olur. Bir Kimse, Kur’an-ı Kerimden, Tefsirden Anladığına Uyarsa, İslam’a Uymuş Olmaz

I – Arapça Bilen Herkese Âlim Denmez. Hakiki Âlim, Kur’an-ı Kerimi, Hadis-i Şerifleri Açıklayan Yetkili Yüksek İnsandır. Çok İlmi Olduğu Halde, Hakkı Bâtıldan Ayıramayan, Hakiki Âlim Değildir. Yetmiş İki Sapık Fırkanın Önderleri De Derin Âlim İdi, Hakkı Bâtıldan Ayıramadıkları, Ehl-i Sünnetten Ayrıldıkları İçin Dalalete Düşmüşlerdir.

(Ayet) Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.

II – İslam’a, Kur’ana Uymak, Tefsir Okumakla Değil, Ancak Hak Olan Bir Mezhebe Uymakla Olur. Bir kimse, Kur’an-ı Kerimden, Tefsirden Anladığına Uyarsa, İslam’a Uymuş Olmaz

(Ayet) Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.

III – En Kıymetli Tefsir, Beydavi Tefsiridir. En Kıymetli Hadis Kitapları Kütüb-i Sitte Denilen Altı Hadis Kitabıdır. Fakat Bizim Gibilerin Dinimizi Bu Kitaplardan Öğrenmesi Mümkün Değildir.

(Ayet) (Yoksa) Yanınızda gökten inmiş bir kitap var da oradan mı okuyup hüküm çıkarıyorsunuz?

.

I – Arapça Bilen Herkese Âlim Denmez. Hakiki Âlim, Kur’an-ı Kerimi, Hadis-i Şerifleri Açıklayan Yetkili Yüksek İnsandır. Çok İlmi Olduğu Halde, Hakkı Bâtıldan Ayıramayan, Hakiki Âlim Değildir. Yetmiş İki Sapık Fırkanın Önderleri De Derin Âlim İdi, Hakkı Bâtıldan Ayıramadıkları, Ehl-i Sünnetten Ayrıldıkları İçin Dalalete Düşmüşlerdir.
Sual: “Elimizde Kur’an var iken âlime ne lüzum var” demek doğru mudur?
CEVAP
Bunları söyleyenler, âlimin dindeki yerini bilmeyenlerdir. Kur’an-ı kerimi herkes kolayca anlasa idi, Peygambere ihtiyaç kalmazdı. Hadis-i şerifler, Kur’an-ı kerimin açıklaması mahiyetindedir. Hakiki âlimler de, hadis-i şerifleri açıklamışlardır. Arapça bilen herkese âlim denmez. Hakiki âlim, Kur’an-ı kerimi, hadis-i şerifleri açıklayan yetkili yüksek insandır. Sünneti, bid’ati bilir. Hakkı bâtıldan ayırır. Selef-i salihin itikadındadır. Yani Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadındadır.
Çok ilmi olduğu halde, hakkı bâtıldan ayıramayan, hakiki âlim değildir. Yetmiş iki sapık fırkanın önderleri de derin âlim idi, hakkı bâtıldan ayıramadıkları, Ehl-i sünnetten ayrıldıkları için dalalete düşmüşlerdir. Mesela Vasıl bin Ata, Hasan Basri hazretlerinin talebesi iken, hocasına itiraz edip, Ehl-i sünnetten ayrılarak Mutezile fırkasını kurdu. İbni Teymiye’nin de ilmi çok idi. Selef-i salihinin yani Ehl-i sünnet âlimlerinin sözbirliğinden ayrıldı. Necdi fırkasının kurulmasına sebep oldu. Bugünkü mezhepsizlerin de önderi durumundadır.
Şu halde, âlim çok bilen değil, hakkı bâtıldan ayıran Ehl-i sünnet itikadındaki din mütehassısıdır. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde övülen âlimler böyle kimselerdir. Bunların sözleri senettir. Bunlar Peygamberlerin vârisleri, vekilleridir. İctihadlarında isabet etmeseler de yine sevap alırlar. Bunlara tâbi olanlar da kurtulur.
Kaynak: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=502

.

(Ayet) Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.
EN’AM Suresi 159. Ayeti
Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.

.

II – İslam’a, Kur’ana Uymak, Tefsir Okumakla Değil, Ancak Hak Olan Bir Mezhebe Uymakla Olur. Bir kimse, Kur’an-ı Kerimden, Tefsirden Anladığına Uyarsa, İslam’a Uymuş Olmaz
Sual: İslam’a ve Kur’ana uymak için tefsir mi okumak gerekir?
CEVAP
İslam’a, Kur’ana uymak, tefsir okumakla değil, ancak hak olan bir mezhebe uymakla olur. Bir kimse, Kur’an-ı kerimden, tefsirden anladığına uyarsa, İslam’a uymuş olmaz. Kur’an-ı kerimde her hüküm var ise de, bunları doğru olarak Resulullah efendimiz açıklamıştır. Resulullaha uymak farzdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(De ki, “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tâbi olun!”) [Al-i İmran 31]
(Ona tâbi olun ki, doğru yolu bulasınız.) [Araf 158]
(Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kati ve kuvvetli olduğunu bildirmek için, (Elbette muhakkak böyledir) buyurup, doğru düşünmeyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı. Yine buyurdu ki:
(Kâfirler, Allahü teâlânın emirleri ile peygamberlerinin emirlerini birbirinden ayırmak istiyorlar. Bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız diyorlar. İman ile küfür arasında bir yol açmak istiyorlar. Onların hepsi kâfirdir. Kâfirlerin hepsine Cehennem azabını, çok acı azapları hazırladık.) [Müjdeci Mektublar 152]
Kaynak: http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Sorularla-Islamiyet/Sesli/Detay/Alimlere-uyan-dogruyu-bulur/1131

.

(Ayet) Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.
RUM-32 ayet
Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.

.

III – En Kıymetli Tefsir, Beydavi Tefsiridir. En Kıymetli Hadis Kitapları Kütüb-i Sitte Denilen Altı Hadis Kitabıdır. Fakat Bizim Gibilerin Dinimizi Bu Kitaplardan Öğrenmesi Mümkün Değildir.
Sual: Dinimizi hangi tefsir ve hadis kitabından öğrenmem daha kolay olur?
CEVAP
En kıymetli tefsir, Beydavi tefsiridir. En kıymetli hadis kitapları Kütüb-i sitte denilen altı hadis kitabıdır. Fakat bizim gibilerin dinimizi bu kitaplardan öğrenmesi mümkün değildir. Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Tefsir, kelam-ı ilahiden murad-ı ilahiyi anlamak demektir. Kendi görüşü ile tefsir caiz değildir. Hadis-i şerifte, (Kur’an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, hata etmiştir) buyuruldu. Hadisleri de, hadis kitaplarından değil, İslam âlimlerinin fıkıh, ahlak kitaplarından naklederek söylemek veya yazmak gerekir. (Berika)
İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
Hadis-i şerifler Kur’an-ı kerimi açıklar. Mezhep imamları hadis-i şerifleri açıklamıştır. Din âlimleri de, mezhep imamlarının sözlerini açıklamışlardır. Tahareti, namazların kaç rekat olduklarını, rüku ve secdelerde okunacak tesbihleri, bayram ve cenaze namazlarının nasıl kılınacağını, zekat nisabını, orucun ve haccın farzlarını Kur’an-ı kerimden çıkarmak mümkün değildir.
İmran bin Husayn hazretleri, (bize yalnız Kur’andan söyle) diyene, (Ey ahmak, Kur’an-ı kerimde, namazların kaç rekat olduğunu bulabilir misin) buyurdu. Hz. Ömer’e de, farzların seferde kaç rekat kılınacağını Kur’an-ı kerimde bulamadık, dediklerinde buyurdu ki:
Allahü teâlâ, bize, Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Biz, Kur’an-ı kerimde bulamadıklarımızı, Resulullahtan gördüğümüz gibi yapıyoruz. O, seferde dört rekatlık farzları iki rekat olarak kılardı. Biz de öyle yaparız. (Mizan-ül-kübra)
Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:
Fıkıh bilgilerini derin âlimler, âyet-i kerimlerden ve hadis-i şeriflerden çıkarmışlardır. Bunlar ancak fıkıh kitaplarından öğrenilir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden öğrenmeye kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayn olan fıkıh kitaplarını okumayı bırakıp, nafile olan tefsir okumak caiz değildir. Zaten müctehid olmayanların tefsirden fıkıh bilgisi öğrenmesi imkansızdır.
Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmiş iki fırkanın âlimleri tefsirlerden yanlış mana anladıkları için sapıttılar. Âlimler sapıtınca âlim olmayanların tefsir okuması felaket olur. Tefsir kitaplarını anlayabilmek için, kolları olan seksen ilimle birlikte yirmi ana ilmi öğrenmek gerekir.
Kur’an-ı kerimin hakiki manasını öğrenmek isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okuması gerekir. (Hadika)
Nahl suresinin 44. âyetinde mealen, (İnsanlara indirdiğimi onlara beyan edesin) buyuruldu. Beyan etmek, Allahü teâlâdan gelen âyetleri, başka kelimelerle ve başka suretle anlatmak demektir. Ümmetin âlimleri de, âyetleri beyan edebilselerdi ve kapalı olanları açıklayabilselerdi, Allahü teâlâ Peygamberine, sana vahy olunanları tebliğ et der, beyan etmesini emretmezdi.
Resulullah, Kur’an-ı kerimde mücmel olarak bildirilenleri açıklamasaydı ve mezhep imamları da kapalı olarak bildirilenleri açıklamasalardı, bunları hiçbirimiz anlayamazdık. Çok büyük âlim olan mezhep imamları da hadis-i şerifleri açıklamıştır. Bu âlimler, Resulullahın vârisleridir.
Resulullahın getirdiklerinin hepsine, hikmetlerini, delillerini anlamasak bile, iman ve tasdik etmemiz gerektiği gibi, mezhep imamlarımızdan gelen bilgilere de, delillerini anlamasak bile, iman ve tasdik etmemiz gerekir.
Peygamberlerin hepsinin dinlerinde amele ait birbirlerine zıt hükümler bulunduğu halde hepsine iman ve tasdik etmemiz gerekir. Mezhepler de, bunun gibidir.
Müctehid olmayanın, mezhepler arasında ayrılıklar bulunduğunu görse de, hepsine iman ve tasdik etmesi gerekir. Müctehid olmayan birinin, bir mezhebi hatalı görmesi, o mezhebin hatalı olduğunu göstermez. O kimsenin, kendisinin hatalı olduğunu, anlayışının kıt olduğunu gösterir. (Mizan-ül-kübra)
Kaynak: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4766

.

(Ayet) (Yoksa) Yanınızda gökten inmiş bir kitap var da oradan mı okuyup hüküm çıkarıyorsunuz?
Kalem Suresi 37. Aye
Abdullah Parlıyan Meali
Yanınızda gökten inmiş bir kitap var da oradan mı okuyup hüküm çıkarıyorsunuz?

Diyanet İşleri Meali (Yeni)
Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın