I – Marifet Yolunda On Yedi Makam Vardır. Bunların En Alttaki, Suyun Üstünde, Havada Yürümek Ve Yeraltı Hazinelerini Ortaya Çıkarmaktır
II – Allah Teala’nın Bir Velisi, Tek Adım Attığında Beşyüz Yıllık Mesafeyi Alır. Bir Ayağını Kaf Dağına Koyduğunda, Diğerini De Başka Bir Dağın Üzerine Koyarak Yeryüzünü Tamamen Aşabilir
III – O Hanım Bana Döndü Ve Şöyle Dedi: İşte, Senin Bu Yolun Zahirilerin Yoludur. Benim Yolum İse Ariflerin Yoludur. Zahidler Yürür: Ama Arifler Uçarlar. Bana Gelince, Hem Yürüyenlerdenim; Hem De Çanlardanım
.
I – Marifet Yolunda On Yedi Makam Vardır. Bunların En Alttaki, Suyun Üstünde, Havada Yürümek Ve Yeraltı Hazinelerini Ortaya Çıkarmaktır
Marifet yolunda on yedi makam vardır. Bunların en alttaki, su-yun üstünde, havada yürümek ve yeraltı hazinelerini ortaya çıkarmaktır. Bütün bunlar, dünyanın süsleridir. Bu meyanda Cüneyd’den (ra) şu hadise nakledilmiştir: Abdal zümresinden dört zat, bir bayram gecesi el-Mansur camiinde toplanmışlardı. Sehere çıktıklarında içlerinden biri, ‘Bayram namazını Beyt-i Makdis’de kılmaya niyet ettim’ dedi. Diğeri, ‘Ben de Tarsus’ta kılmaya niyet ettim’ dedi. Üçüncüleri ise, ‘Ben de Mekke’de kılmaya niyet ettim’ dedi. Dördüncüleri sükut ediyordu. Bu zat, ariflik bakımından hepsinden ileriydi. Ona, ‘Sen neye niyet ettin?’ diye sordular. Şu cevabı verdi: ‘Ben, bütün arzulan terketmeye ve bu mescidden başka bir yerde namaz kılmamaya niyet ettim’. Bunun üzerine di¬ğerleri, ‘Sen içimizde en bilgili olansın’ dediler ve onunla beraber oturdular.”
Kaynak: Kalplerin Azığı – Kutü’l – Kulub, Ebu Talib El-Mekk, Cilt 3 (S.13)
.
II – Allah Teala’nın Bir Velisi, Tek Adım Attığında Beşyüz Yıllık Mesafeyi Alır. Bir Ayağını Kaf Dağına Koyduğunda, Diğerini De Başka Bir Dağın Üzerine Koyarak Yeryüzünü Tamamen Aşabilir
Beyazıd-ı Bestami’ye, ‘Kaf dağına gittin mi?’ diye sorulmuştu. O şöyle dedi: ‘Kaf dağı, Kef, Ayn ve Şad dağlarına göre daha yakındır”. ‘Onlar hangi dağlar?’ diye soruldu. O da, ‘Bu dağlar, aşağı arzları kuşatmış dağlardır. Bu arzlardan her birinde, Kafdağı mesabesin¬de bir dağ vardır. Kaf dağı, bu dağların en küçüğü, bulunduğumuz arz ise o arzların en küçüğüdür.
Ebu Muhammed, Kaf dağına tırmandığını ve Nuh’un (as) gemi¬sinin zirvede bulunduğunu gördüğünü söylemiştir. O, bu dağı da, gemiyi de anlatmıştır. Yine o, şöyle demiştir: Allah Teala’nın Basra şehrinde öyle bir kulu var ki, oturduğu yerden ayağını kaldırdığı zaman onu Kaf dağının üstüne koyabilir. Hatta, bütün dünyanın bir veli için bir adımlık mesafe olduğu söylenmiştir. Allah Teala’nın bir velisi, tek adım attığında beşyüz yıllık mesa¬feyi alır. Bir ayağını Kaf dağına koyduğunda, diğerini de başka bir dağın üzerine koyarak yeryüzünü tamamen aşabilir.
Kaynak: Kalplerin Azığı – Kutü’l – Kulub, Ebu Talib El-Mekk, Cilt 3 (S.229)
.
III – O Hanım Bana Döndü Ve Şöyle Dedi: İşte, Senin Bu Yolun Zahirilerin Yoludur. Benim Yolum İse Ariflerin Yoludur. Zahidler Yürür: Ama Arifler Uçarlar. Bana Gelince, Hem Yürüyenlerdenim; Hem De Çanlardanım
Abdülvahid b. Zeyd anlatıyor;
• Ben, Beyl-i Mukaddeme gitmek istiyordum. Bu niyetle yola çıktım. Bir süre devam ellim. Sonra, yolu şaşırdım Ne tarafa gideceğimi kestiremeden öylece durdum. Aniden önüme bir hanım çıktı. Onu görünce, biraz ferahladım ve sordum:
• Yabancı, sen de mi yolunu şaşırdın?
Buna karşılık bana şöyle dedi:
– Onu bilen nasıl yabancı olur ve onu seven nasıl yolunu şaşırır?
Bundan sonra, bana şöyle dedi:
– Bastonumun ucunu tut ve önden yürü
Haliyle bastonunu tuttum; yürümeye başladım. Bu yürüyüş, sanırım ki, yedi adım kadar oldu. Pek farkında değilim; Belki de, altı veya sekiz oldu: Kendimi Beyt-i mukaddes le buldum. Acaba şaşırdım mı? diye, gözümü oğmağa başladım ve kendi kendime:
– Herhalde bir yanlışlık oldu.
Dedim, Ben, öyle söylenirken, o hanım bana döndü ve şöyle dedi:
– İşte, senin bu yolun zahirilerin yoludur. Benim yolum ise ariflerin yoludur. Zahidler yürür: ama arifler uçarlar. Bana gelince, hem yürüyenlerdenim; hem de uçanlardanım..
Böyle dedikten sonra, güzümden kaybolup gitti.
Kaynak: Onların Alemi – Ahmed-el Rufai, Çev.Abdülkadir Akçiçek, Rahmet Yayınları, 3.Baskı, İst-Tarihsiz. (S.94-95)