I – Mevsim Kıştı. Dışarıda Kar Yağıyor. Hüdâyî Gitti, Bat Karlarla Örtülmüştü. Fakat Ma’neviyâtın Şiddetli Ateşi Önünde Bunun Ne Önemi Vardı. Kütükler Derhâl Yeşillendi, Yeşil Yapraklar Arasında Olgunlaşmış Üzümler Görünüyordu. Hüdâyî Bu Üzümlerden Bir İki Sepet Doldurdu. Sevincinden Yolda Vecde Geldi. Rûhu Taştı, Meczûb Dervişler Gibi Yolda Sallana Sallana İlâhî, Evrâd,. Kasîde Okuyarak Dönüyordu.
II – Hz. Meryem’in Yanında; Yazın Sıcağında Kış Meyveleri, Kışın Soğuğunda İse Yaz Meyveleri Bulunurdu. Hz. Meryem’e Sorulunca O Bu Nimetler İçin; “Hak Teâlâ’nın Bir İhsanıdır” Diye Cevap Verirdi.
.
I – Mevsim Kıştı. Dışarıda Kar Yağıyor. Hüdâyî Gitti, Bat Karlarla Örtülmüştü. Fakat Ma’neviyâtın Şiddetli Ateşi Önünde Bunun Ne Önemi Vardı. Kütükler Derhâl Yeşillendi, Yeşil Yapraklar Arasında Olgunlaşmış Üzümler Görünüyordu. Hüdâyî Bu Üzümlerden Bir İki Sepet Doldurdu. Sevincinden Yolda Vecde Geldi. Rûhu Taştı, Meczûb Dervişler Gibi Yolda Sallana Sallana İlâhî, Evrâd,. Kasîde Okuyarak Dönüyordu.
Hüdâyî’nin mânevi mertebeleri kısa zamanda kat’ ederek yükselmesi ba’zı dervişlerin kıskançlığını mûcib olmuştu. Hüdâyî’nin üç sene gibi kısa bir zamanda bu derece yükselmesini için için çekemeyenler vardı. Durumu sezen Hz. Üftâde, Hüdâyî’nin büyüklüğünü göstermek için şöyle bir plân hazırladı.
Mevsim kıştı. Dışarıda kar yağıyor. fırtınalar esiyordu. Hz. Üftâde mürîdânı ile beraber yemek yiyorlardıı Sofraya pilâv konulduğu zaman Hz. Üftâde :
Şimdi bağdan taze kopmuş üzüm olsa bu yemekle ne güzel olurdu.» deyince dervişler birbirlerinin yüzlerine bakmağa başladılar. Çün-kü söylenen sözde bir gayr-ı tabiîlik vardı zîrâ her taraf karla kaplı idi ve üzüm mevsimi çoktan geçmişti. Fakat Hüdâyî. şeyhinin teklî-findeki işareti keşfederek :
«— Müsâade buyrulursa maksadınızı yerine getireyim.» dedi ve Hz. Üftâde :
— Memnun olurum.» cevabını verdi. Mürîdan hayretler içindai ir-birlerine bakışarak neticeyi beklemeye koyuldular.
Hüdâyî gitti, bat karlarla örtülmüştü. Fakat ma’neviyâtın şiddet-li ateşi önünde bunun ne önemi vardı. Kütükler derhâl yeşillendi, yeşil yapraklar arasında olgunlaşmış üzümler görünüyordu. Hüdâyî. bu üzümlerden bir iki sepet doldurdu. Sevincinden yolda vecde geldi. Rûhu taştı, meczûb dervişler gibi yolda sallana sallana ilâhî, evrâd,. kasî-de okuyarak dönüyordu. Fakat kazara ayağı kaydı ve yanındaki batak-lığa düştü. Kurtulayım diye uğraşıyor bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu. hâlin kendisini son derece mahzun ettiği esnada ansızın bir derviş zuhur ederek yanına geldi ve ona :
«— Evlâdım elini uzat seni kurtarayım.» dedi. Hüdâyî ona kim olduğunu sordu; fakat cevab alamadı. Yalnız :
— Efendi bu el senden başkasına uzatılmaz!» deyince Hüdâyî eli-ni uzattı ve oradan kurtuldu. Meğer bu derviş, Hızır (a.s.) imiş.
Hüdâyî nihayet üzümü huzür-ı şeyhe götürmeğe muvaffak oldu. Bu zâten onun için bir imtihandı.
Hüdâyî, olanları şeyhine anlattı. Bütün mürîdân hayretten dona-kalmıştı. O’nun hakkındaki sû-i kanâatlarından dolayı da ayrıca pişman oldular. Şeyh Üftâde onlara :
«— Gördünüz ya Hüdâyînin kemâlini, o bu hilâfete çoktan hak kazandı» buyurdu.
Kaynak: Aziz Mahmud Hüdayi ve Celvetiyye Tarikati, Doç.Dr. Kamil Yılmaz, Erkam Yayınları, İst-1990(S.79-80)
.
II – Hz. Meryem’in Yanında; Yazın Sıcağında Kış Meyveleri, Kışın Soğuğunda İse Yaz Meyveleri Bulunurdu. Hz. Meryem’e Sorulunca O Bu Nimetler İçin; “Hak Teâlâ’nın Bir İhsanıdır” Diye Cevap Verirdi.
HZ. MERYEM’İN KERÂMETİ
Zekeriyya (a.s.), Beyt-ül Makdis’te Hz. Meryem için hususi bir oda yaptırdı. Bu oda yüksekçe bir yerde olup, çardağa benzerdi ve oraya merdivenle çıkılırdı. Hz. Meryem bu odada yalnız kalırdı. Buraya, Hz. Zekeriyya (a.s.)’dan başka kimse girmezdi. Girerken anahtar ile açıp odaya girer, çıkarken de kapıyı kilitleyip anahtarı üzerine alırdı.
Zekeriyya (a.s.), bu şekilde her gün Hz. Meryem’in odasına bir günlük yiyecek ve içecek götürürdü. Fakat içeriye girdiğinde, odada çeşit çeşit yiyecek ve meyvelerin olduğunu görür ve çok hayret ederdi. İçeriye kendisinden başka kimsenin girip çıkmadığını bildiği halde, bu nasıl oluyordu. Üstelik Hz. Meryem’in yanında; yazın sıcağında kış meyveleri, kışın soğuğunda ise yaz meyveleri bulunurdu. Hz. Meryem’e sorulunca o bu nimetler için; “Hak Teâlâ’nın bir ihsanıdır” diye cevap verirdi. Bu hususta ayet-i kerimede buyuruldu ki: “…Her ne zaman ki, Zekeriyya (aleyhisselam Meryem’in bulunduğu) mihraba (odaya) girse, onun (Meryem’in) yanında bol rızık bulunurdu. “Ya Meryem! Bu rızık sana nereden geliyor? (Normalde bu vakitte böyle meyveler bulunmaz. Üstelik senin üzerine kapılarda kilitlenmiştir)” derdi. Bunun üzerine Meryem; “Bu, Allahü Teâla tarafındandır. Muhakkak ki, Allah Teâla dilediği kimseyi hesapsız olarak rızıklandırır.” (Al-i İmran S. 37)
Fahreddin-i Razi Hazretleri, diğer âlimler gibi bunun Hz. Meryem’in kerameti olduğunu bildirerek buyuruyor ki: “Bu hal, Hz. Zekeriyya (a.s.)’in bir mucizesi olsaydı, kendisinin bu mucizeden haberdar olması yani bilmesi lazımdı. Hâlbuki O (a.s.); “Ya Meryem! Bu rızık sana nereden geliyor?… diye sormuştu. Sualinden onun bu fevkalade durumu bilmediği, dolayısıyla bu halin onun bir mucizesi olmadığı anlaşılmaktadır. O halde bu hal Hz. Meryem’in bir kerametidir ve bu ayet-i kerime, evliyanın kerametinin hak olduğuna delildir.
Kaynak: Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi, c.5, s.7
Kaynak: http://arsiv.mevlanatakvimi.com/2016/04/18/hz-meryemin-kerameti.html