Bu Allah Dostlarını Allah’ın Görevlendirdiği Melekler Gibi Düşünün; Nasılki Azrâîl Aleyhisselâm, Rûh [Cân] Almak İçin Her Ânda, Her Yere Gelir, Allah Dostlarıda Öyle Gelir. Tarih Boyuncada Defalarca Denenmiştir; Defalarca Gavsın Kurtardığına Şahit Olunmuştur; Hatta Ben Kerametine Kendi Gözümle Şahit Oldum. Hala Neyi İnkar Ediyosunuz?

I – Evliyânın Rûhları Ve Sâlih Mü’minlerin Rûhları, Herkim Nerede Ve Ne Zemânda Ve Her Ne Hâlde Çağırırsa, Orada Bulunur, Yardım Ederler. Azrâîl Aleyhisselâm, Rûh [Cân] Almak İçin Her Ânda, Her Yere Gelmesi De, Böyledir. Her Mürşid-İ Kâmilin, Talebesine Yetişmesi De Böyledir Ki, Bunlar Zemânı Ve Mekânlıdır

II – Tecavüze Uğramak Üzere Olan Kadının “Yardım Et (Yetiş, İmdâd) Ey Gavs-Ül-A’zam, Ey İnsanların Ve Cinlerin Gavsı, Yardımcısı, Yetiş! Yetiş Ey Şeyh Muhyiddîn (Dînin İhyâ Edicisi), Yetiş Ey Seyyid Abdülkâdir!” Deyip Dediğinde Gavsın Bastonu İle Kurtarması

III – Bir Er Gölden Gusledip Çıkarken, Çin Askerleri Etrafını Sarıp, Teslim Olmasını İşaret Ederler. Er, Vefat Etmiş Hocasından Yardım İster, (İmdat Hocam!) der. Çin Askerleri, Ne Görmüşse, Hemen Silahlarını Yere Atıp, Ellerini Kaldırır Teslim Olurlar

IV – Bir Değerli Büyüğümüz Bayram Sohbetinde Şöyle Demiş: “Benim Bir Hemşirem (Kızkardeşim) Vardı, Yürüyemezdi. Adana’da O Zaman Bulunan Bütün Doktorlara Gittik, Dışarıda Hepsine Gösterdik Çare Bulamadılar. Nihayet Bize Dediler Ki, Toroslarda Bir Zatın Türbesi Var, Hastayı Götürün Orada Bir Gece Durdurun..

V – 12 Senelik Bakir Kızla Birlikte Olurken Seyyid Abdülazîz Bin Mes’ûd Debbağ’dan Yardım İsteyen Sofi ve Hz Debbağ’ın “Ne Düşünüyorsun, Hadi Yürü, Korkma, İş Kolaydır . Eğer Gerek Duyarsan Ahmed’den Medet (Yardım) İste!” Demesi

.

I – Evliyânın Rûhları Ve Sâlih Mü’minlerin Rûhları, Herkim Nerede Ve Ne Zemânda Ve Her Ne Hâlde Çağırırsa, Orada Bulunur, Yardım Ederler. Azrâîl Aleyhisselâm, Rûh [Cân] Almak İçin Her Ânda, Her Yere Gelmesi De, Böyledir. Her Mürşid-İ Kâmilin, Talebesine Yetişmesi De Böyledir Ki, Bunlar Zemânı Ve Mekânlıdır
Melekler ve Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” ve Evliyânın rûhları ve Sâlih mü’minlerin rûhları, herkim nerede ve ne zemânda ve her ne hâlde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır aleyhisselâmın, sıkıntıda olanların imdâdına yetişmesi böyledir. Fahr-i âlemin “sallallahü aleyhi ve sellem”, ümmetinin her birine, hele ölüm zemânında, imdâda yetişmesi de böyledir. Azrâîl aleyhisselâm, rûh [cân] almak için her ânda, her yere gelmesi de, böyledir. Her Mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de böyledir ki, bunlar zemânı ve mekânlıdır.
Kaynak: Tam İlmihal, Saadet-i Ebediye, Hakikat Kitabevi, 98.Baskı, İst.2000 (s.743)

.

II – Tecavüze Uğramak Üzere Olan Kadının “Yardım Et (Yetiş, İmdâd) Ey Gavs-Ül-A’zam, Ey İnsanların Ve Cinlerin Gavsı, Yardımcısı, Yetiş! Yetiş Ey Şeyh Muhyiddîn (Dînin İhyâ Edicisi), Yetiş Ey Seyyid Abdülkâdir!” Deyip Dediğinde Gavsın Bastonu İle Kurtarması
Temiz bir hanım, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerine talebe olmuştu. Bu kadın dağda iken, ihtiyaç için mağaraya girdiğinde daha önce ona âşık olan bir ahlâksız da ardından girdi. Kadına yanaşıp, onun nâmusunu kirletmek istedi. Kadın kaçıp saklanacak bir yer bulamadı. Gavs-ül-a’zamın ismini söyleyip; “Yardım et (yetiş, imdâd) ey Gavs-ül-a’zam, ey insanların ve cinlerin gavsı, yardımcısı, yetiş! Yetiş ey Şeyh Muhyiddîn (dînin ihyâ edicisi), yetiş ey Seyyid Abdülkâdir!” deyip feryâd etti. O anda Gavs-ül-a’zam medresede abdest alıyordu. Ayaklarında tahtadan nalınlar vardı. Onları çıkarıp mağara tarafına savurdu. Ahlâksız, arzusuna kavuşamadan, nalınlar kafasına ulaştı ve ölünceye kadar başına vurdular. Kadın, o mübârek nalınları alıp hazret-i Gavs’a getirdi ve başından geçeni anlattı.
Kaynak: http://forum.memurlar.net/konu/361835/

.

III – Bir Er Gölden Gusledip Çıkarken, Çin Askerleri Etrafını Sarıp, Teslim Olmasını İşaret Ederler. Er, Vefat Etmiş Hocasından Yardım İster, (İmdat Hocam!) Der. Çin Askerleri, Ne Görmüşse, Hemen Silahlarını Yere Atıp, Ellerini Kaldırır Teslim Olurlar
Sual: Bir evliya yaşarken mi, yoksa vefat edince mi, daha çok feyz verir?
CEVAP
Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri buyuruyor ki:
Vefat eden evliya zat, yaşayandan daha çok feyz verir, daha çok yardım eder. (Mişkat tercümesi)
Kore gazisi Albay Celal Dora, hatıratında özetle diyor ki: Bir er gusletmek için, birlikten biraz uzaklaşıp bir dere, bir gölet arar. Bulunca gusleder. Gusledip çıkarken, Çin askerleri etrafını sarıp, teslim olmasını işaret ederler. Er, vefat etmiş hocasından yardım ister, (İmdat hocam!) der. Çin askerleri, ne görmüşse, hemen silahlarını yere atıp, ellerini kaldırır teslim olurlar. Birliğe gelince, Çinli askerlere silahsız bir ere niye teslim olup geldiniz diye sordum. (Biz buna teslim olmadık. Koskoca dev gibi bir adam vardı, ondan korkup silahları attık) dediler…
Kaynak: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3211

.

IV – Bir Değerli Büyüğümüz Bayram Sohbetinde Şöyle Demiş: “Benim Bir Hemşirem (Kızkardeşim) Vardı, Yürüyemezdi. Adana’da O Zaman Bulunan Bütün Doktorlara Gittik, Dışarıda Hepsine Gösterdik Çare Bulamadılar. Nihayet Bize Dediler Ki, Toroslarda Bir Zatın Türbesi Var, Hastayı Götürün Orada Bir Gece Durdurun..
“Bir değerli büyüğümüz bayram sohbetinde şöyle demiş:
“Benim bir hemşirem (kızkardeşim) vardı, yürüyemezdi. Adana’da o zaman bulunan bütün doktorlara gittik, dışarıda hepsine gösterdik çare bulamadılar. Nihayet bize dediler ki, Toroslarda bir zatın türbesi var, hastayı götürün orada bir gece durdurun. Allah’ın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesilesi olur. Biz artık her türlü tıbbî ümidimiz kesildikten sonra oraya annemle birlikte hemşiremi sırtımızda götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryad etti. Annem, acaba aklına, şuuruna bir şey mi oluyor, korkuyor mu? diye hemen yanına fırladı. Hemşirem halâ bağırıyordu. “İyi oldum, iyi oldum, yürüyorum, aman Allah’ım” diye haykırıyordu. Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük. Sırtımızda götürdü-ğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi.”
(Bir Bayram Sohbeti, Altınoluk Mecmuası, Şubat l997, s. 13.)
Kaynak: Mahmut USTAOSMANOĞLU başkanlığında bir heyet, Ruhu’l-Furkan Tefsiri, İstanbul 1992, c. II,

.

V – 12 Senelik Bakir Kızla Birlikte Olurken Seyyid Abdülazîz Bin Mes’ûd Debbağ’dan Yardım İsteyen Sofi ve Hz Debbağ’ın “Ne Düşünüyorsun, Hadi Yürü, Korkma, İş Kolaydır . Eğer Gerek Duyarsan Ahmed’den Medet (Yardım) İste!” Demesi
“……. Herat şehrinde Şeyh Abdullah adında bir zahid vardı. Otuz senden beri aralıksız oruç tutardı.
Bilinen ve tanınan bir kişi idi. İtibarlı idi, kendisine bağlı olan ağalardan biri, kızını onunla evlendirmişti. Bu kız on iki sene zahidin evinde kaldığı halde henüz bakire! idi.
Şeyhulislam Ahmed, Herad ‘a (şehre) gelince, zahid , biçare kadına :
“Elbisemi getir, Şeyh Ahmed’e gideceğim, onun ulu kişi olduğunu söylüyorlar, bakayım onun hali ne?
“Biçare dedi ki: “Eğer onu imtihan için gidiyorsan sakın gitme ha !.. Zira o senin tasavvur ettiğin adamlardan değil, yok eğer gönlünde onun her dediğini tıutma arzusu var da, bu niyetle gidiyorsan o zaman onu ziyarete git. Eğer onun (iradesi) dairesinde yürümezsen zarar edersin!..”
Zahid: “Sen bilmezsin, hadi yürü elbisemi getir!” dedi. Kaftanını giydi. Şeyh Ahmed’in huzuruna vardı. Selam verdi. Hazreti şeyh selamını aldı ve şöyle buyurdu:
“Bize selam vermek (hal-hatır sormak) için geldin. Fakat hatunun sana söylediğini bilmiyor musun. Buyruk tutmak istermisin?“
Zahid: “ Doğru söyledikten sonra niçin tutmayayım?“ dedi.
Şeyh: “Öyleyse geri dön, Senkin mahallesine var, Muhammed kasap Mervezi’nin dükkanından kuyruk sokumu denilen yer var. Çengele asılı koyun eti var. Onu saatın al, bakkaldan bir miktar pekmez ile yağ al ve elinle getirip evine ilet. Zira “Bir kimse kendi evinin eşyasını taşırsa kibirden uzak olur“ denilmiştir. Evdekilere de ki, o etten kalye, yağ ve pekmezden tatlı yapsınlar. Daha sonra o hatunla iftar eyle ve on iki yıldır yapılması üzerine vacib olan şeyi de yerine getir. Sonra hahama git gusleyle. O saatten sonra bunca yıldan beri olmasını arzu ettiğin ve fakat olmayan şeyler hasıl olmazsa gel Ahmed’in eteğine yapış ki o işin üstesinden gelir”
Bu sözler üzerine zahidin gönlünden şöyle geçti: “Hiç yapamayacağım bir işi bana buyuruyor! Kendimde otuz senedir böyle bir kuvvet görmedim, bakire bir hatunla nasıl münasebette bulunabilirim. “
Hazreti şeyh, Zahid’e: “Ne düşünüyorsun, hadi yürü, korkma, iş kolaydır. Eğer gerek duyarsan Ahmed’den medet (yardım) iste!“ dedi.
Zahid yerinden kalkıp gitti. Şeyhin buyurduklarını yerine getirdi. Kalye ve helva pişirdiler. Bir araya gelip iftar ettiler yemek yerken zahide bir hareket görüldü, cinsi münasebet arzu etti .
Hatun: “Biraz dur“ dedi.
“Yemekten sonra“.
Yemek yedikten sonra Zahid tekrar münasebet arzu etti, fakat kendisinde kuvvet bulamadı. Şeyhten istimdat (yardım) etti. Şeyh cemaatle konuşurken tebessüm etti ve: “Ey Zahid, işe giriş, korkma, doğru yapıyorsun“ dedi. Zahid de o anda maksuda ulaştı. Hamama gidip gusletti. Daha sonra şeyhin yanına gelince: O anda şehrin dört duvarı arasında olan her şey eksiksiz olarak ona keşfolundu.
Şeyhülislam ona: “Senin himmetin şehrin dört duvarıyla sınırlı olunca benim ne kabahatim var, şehrin dört duvarına bedel dünyanın dört köşesini içine alacak şekilde himmetini geniş tutsaydın buralarda var olan her şey sana keşfolunurdu …”
Kaynak: Nefahatü’l –Üns. Molla Cami. Marifet yay. S. 509
Kaynak: http://ihvanforum.org/21978-tasavvufun-arka-bahcesinde-olanlar.html

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir yanıt yazın