I – Tarikat-ı Nakşibendî’de Mürid Tövbe Edip İntisap Edince, Mürşid-i Kamil Müridin Durumundan Haberdar Olur. Günah İşlemeye Yeltenmez, Namaz Vakti Uykudan Uyanamayınca Şeytan Musallat Olunca Allahu Teala’nın Bildirmesiyle Müridi Görür, İkaz Eder Ve Mâni Olur
II – Beyzıd-i Bestami’nin 2 Aylık Mesa Uzaklığındaki Müridini Zinadan Men Etmesi: Sofi, Artık Kadınla Zina Arzusundadır Tam O Sıra Bir De Ne Görsün, Duvar İki Parça Olup İçinde Ebayezid-i Bestamî, Üzerinde Cübbesi, Başında Sangı Olduğu Halde Heybetiyle Çıkmasın Mı?
(Ayet) Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur.
.
I – Tarikat-ı Nakşibendî’de Mürid Tövbe Edip İntisap Edince, Mürşid-i Kamil Müridin Durumundan Haberdar Olur. Günah İşlemeye Yeltenmez, Namaz Vakti Uykudan Uyanamayınca Şeytan Musallat Olunca Allahu Teala’nın Bildirmesiyle Müridi Görür, İkaz Eder Ve Mâni Olur
Tarikat-ı Nakşibendî’de mürid tövbe edip intisap edince Âlemlerin Rabbi mürşidin ervahından bir tane halk eder. O devamlı müritle olur, kalbi ne tasarrufta bulunur. İsterse milyonlarca mürid bulunsun Allahu Teala o kadar ervah ya ratır. Bu alemlerin Rabbi için zor değildir. Allahu Teala dostları olan Sadat-ı Nakşibendî için binlerce, hatta on binlerce ervah yaratır ve böylece tasarrufta bulunmalarına izin verir. Mürşid-i kamil Cenab-ı Hakk’ın izniyle ve yardımıyla ervahı vasıtasıyla müridin durumundan haberdar olur. Günah işlemeye yeltenmez, namaz vakti uykudan uyanamayınca şeytan musallat olunca Allahu Teala’nın bildirmesiyle müridi görür, ikaz eder ve mâni olur.
Kaynak: Seyda – İntizar Erol, Timaş Yayınları, İstanbul 2002 (S.68)
.
II – Beyzıd-i Bestami’nin 2 Aylık Mesa Uzaklığındaki Müridini Zinadan Men Etmesi: Sofi, Artık Kadınla Zina Arzusundadır Tam O Sıra Bir De Ne Görsün, Duvar İki Parça Olup İçinde Ebayezid-i Bestamî, Üzerinde Cübbesi, Başında Sangı Olduğu Halde Heybetiyle Çıkmasın Mı?
Bayezid-i Bestamî (K.S.A.) nin bir etbaı bir gün gelip kendini ziyaret ettikten sonra, Kurban, müsaade olursa bir sorum var, diyor. Bayezid-i Bestamî müsaade edince soruyor: «Kurban, diyor, Şey’in hakkı nedir? Vazifesi nedir? Ve müridin hakkı nedir?» Bayezid-i Bestamî: Çok büyük bir soru sordun sen. Sorduğun çok büyük bir sırdır. Cebavı ancak ihtiyaç hasıl olduğunda veri lir, buyuruyor. Mürid tekrar soruyor : «Kurban, ihtiyaç hasıl ol duğunda, dediniz. İhtiyacı nedir?» Ebayezid-i Bestamî bu sorusuna karşılık kendisine bir mektup uzatarak, «Al bu mektubu. İstan bul’a Sultan Mahmud’a götür» diye emrediyor. Mürid derhal mektubu alarak dışarıya çıkıyor ve yola koyuluyor. Halbuki mü ridin böyle bir yolculuğa hiç hazırlığı yok. Ne parası var, ne azığı var, ne de bineği var. Buna rağmen murid hiç tereddüt etmeden yaya olarak, bineksiz, parasız, pulsuz, hazırlıksız, çıplak olarak Şeyhinin ağzından söz çıkar çıkmaz derhal mektubu alarak yola koyuluyor. İki aylık bir yolculuktan sonra İstanbul’a varıyor. Mek tubu Sultan Mahmud’a takdim ediyor. Sultan Mahmud mektubu alıp okuyunca öpüp başına koyuyor. Sofiye de : Sen yoldan gel mişsin yorgunsun haydi istirahate çekil, diyor. Arkasından da bir cariye çağırarak git bak sofinin neye ihtiyacı var, ne yemek is tiyorsa hazırla, istirahatini temin et, diye emir veriyor. Cariye sofî’nin kaldığı odaya gidip canın ne yemek istiyorsa söyle, hazır- lıyayım, diye sorunca, sofî: Yoldan geldim boğazım toprak dol muş. Şöyle tatlı cinsinden, pekmezli bir şeyler hazırla da yiyeyim, diyor. Cariye kadın ateş, yakıp istediklerini hazırlamaya başladı ğında şeytan da gelip sofiye vesvese vermeye başlıyor. Şehveti depreniyor. Başını kaldırıp kadının saçlarına, güzelliğine bakınca dayanamıyor, elini kadının uzun ve güzel saçlarına dokunduru yor. Dokundurunca şeytan daha da vesvese vererek şehvetini ar tırıyor. Sofi hemen yerinden kalkarak niyetini tam bozmuş ola rak kapıyı kapatıyor. Artık kadınla zina arzusundadır sofi. Tam o sıra bir de ne görsün, duvar iki parça olup içinde Ebayezid-i Bes tamî, üzerinde cübbesi, başında sangı olduğu halde heybetiyle çık masın mı? Sofi kendinden geçerek bir nara atıp yere yıkılıyor.
Ebayezid-i Bestamî (K.S.A.) sofiye dönerek: «Ey gafil ne yapıyorsun ? Yusuf ile Züleyhanın başına gelen fitne şimdi de senin başının üzerindedir.» diyor. Sofi bir müddet yerde kaldıktan sonra aklı başına gelip kalktığında bakıyor ki kimseler yok. Sabah olunca Sultan Mahmud’a gidip mektubunun cevabını alıyor. Tekrar gerisin geriye yola koyuluyor, iki ay gidiş, iki ayda geliş olmak üzere tam dört ay sonra mektubun cevabını getirip şeyhine veriyor.
Ebayezid-i Bestamî: «Ha, geldin mi?» diyor. «Evet, kurban, geldim, diye sofi cevap veriyor. Ebayezidi Bestamî: «İyi, güzel. Sen gelene kadar ben de sorunun cevabını hazırladım. Şeyhin mürid üzerindeki hakkı: Her ne söylerse itirazsız, acizlik gösterme den hemen yerine getirmek. Senin yaptığın gibi. Demedin ki ya yayım, bineğim yok. Demedim ki parasızım, azığım yok, hazırlığım yok. Derhal iki aylık yola revan oldun.
Müridin şeyh üzerindeki hakkına gelince : Onu hatalardan, günahlardan, emre uymamazlıktan muhafaza etmek korumaktır. O da benim seni günahtan koruduğum gibi der.
Kaynak: Sohbetler – Seyyid Abdülhakim El Huseyni, (S.72-73)
.
(Ayet) Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur.
18/ el-Kehf
25- Onlar, mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilâve etmişlerdir.
26- De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını ALLÂH daha iyi bilir.” Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümrânlığına kimseyi ortak etmez.