I – İstanbul Dışından Mektup Yazan Bir Kardeşimiz Efendi Hazretlerimizi Görmüş, Kendisine “Cübbeli Metris’te” Denilince, “Siz Öyle Zannedin” Buyurmuş. Tarikat Dersi Yaparken Bakın Ne Gördüğünü Bildirmiş: “Kur’ân-I Kerîm’in Açılmış Sayfalarından Birinin Ortasında Rasûlüllâh (S.a.v) Görünüyor, Bir Yanında Efendi Hazretlerimiz, Diğer Yanında Da Cübbeli Hocamız!
II – Molla Said Namaz Vakti Gelince, Kelepçelerin Açılmasını Jandarmalara İhtar Eder. Jandarmalar Kabul Etmeyince, Demir Kelepçeleri Bir Mendil Gibi Açarak Önlerine Atar. Jandarmalar, Bu Hali Görünce Teslimiyetle, Rica Ve İstirham ile: Biz Şimdiye Kadar Muhafızınız İdik, Bundan Sonra Hizmetçiniziz! Derler
III – Hapishane Müdürüne: “Ne İçin Bediüzzaman’ı Çarşıya Çıkardınız? Şimdi Çarşıda Gördüm.” Müdür de: “Hayır, Efendim. Bediüzzaman Hapishanede, Hatta Tecriddedir; Bakınız” Diye Cevap Verir
IV – Bediüzzaman Denizli Hapsinde İken, Halk, İki-Üç Defa Üstad’ı Muhtelif Camilerde Sabah Namazını Kılarken Görür, Halbuki Üstad Hapishaneden Dışarıya Katiyen Çıkarılmamış. Eskişehir Hapishanesinde İken De, Bir Cuma Günü, “Benim Mutlaka Bugün Ak Camide Bulunmam Lazım” Diye Bağırır, Jandarma İzin Vermez Ama Cuma Namazını Orada Kılar
(Yorum) İyide Said Nursi Cuma Namazı Kılmazdı ki “Bir Cuma Günü, “Benim Mutlaka Bugün Ak Camide Bulunmam Lazım” Diye Bağırsın; ”Evvelâ:Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cum’anın Bir Şartı; Kırk Adam İmam Arkasında Fâtiha Okumaktır. Daha Başka Şartlar Da Var. Onun İçin Burada Bana Cum’a Farz Değil. Ben, Mezheb-i Âzamîyi Takliden, Bâzan Sünnet Olarak Kılıyordum”
.
I – İstanbul Dışından Mektup Yazan Bir Kardeşimiz Efendi Hazretlerimizi Görmüş, Kendisine “Cübbeli Metris’te” Denilince, “Siz Öyle Zannedin” Buyurmuş. Tarikat Dersi Yaparken Bakın Ne Gördüğünü Bildirmiş: “Kur’ân-I Kerîm’in Açılmış Sayfalarından Birinin Ortasında Rasûlüllâh (S.a.v) Görünüyor, Bir Yanında Efendi Hazretlerimiz, Diğer Yanında Da Cübbeli Hocamız!
ARİFAN DERGİSİ NİSAN 2012
İstanbul dışından mektup yazan bir kardeşimiz Efendi Efendi Hazretlerimizi görmüş, kendisine “Cübbeli Metris’te” denilince, “Siz öyle zannedin” buyurmuş Bu müjdeyi mektupta okudum, fakat tam anlayamadım Sonra evvelki gün başka bir mektup geldi Farklı bir ilden, hiç birbirini tanımayan diğer bir kişiden gelen bu mektupta da bir hanım kardeşimiz rüyada değil, zuhurat da yani tarikat dersi yaparken bakın ne gördüğünü bildirmiş:
“Kur’ân-ı Kerîm’in açılmış sayfalarından birinin ortasında Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)görünüyor, bir yanında Efendi Hazretlerimiz, diğer yanında da Cübbeli Hocamız! Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): ‘Bunlar benim evlatlarım ve torunlarım’ buyuruyor Sonra o hanıma: ‘Git Efendi Hazretleri ile Cübbeli’nin(Peygamberimiz bile bu iki kişiye nasıl hitab etmiş bakın-birine Hazretleri derken,diğerinin de lakabını zikretmiş) benim yanımda olduklarını ihvâna bildir’ buyuruyor”
İşte hiç birbirini tanımayan farklı illerdeki iki kişinin mektubu nasıl birbirini çözdü! Efendi Hazretlerimizin daima Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yanında olduğu zaten izaha muhtaç değil(Neden izaha muhtaç değilasıl izah edilmesi gereken nokta burasıdır bence), inşâallâh bunca iftira ve sıkıntılarla biz de o huzura kabul edilmişizdir
Kaynak: http://www.islamiforum.net/Thread-Ben-anlatsam-komik-olur-Evliyalar-anlat%C4%B1nca-Keramet-olur-Hikayeleri
.
II – Molla Said Namaz Vakti Gelince, Kelepçelerin Açılmasını Jandarmalara İhtar Eder. Jandarmalar Kabul Etmeyince, Demir Kelepçeleri Bir Mendil Gibi Açarak Önlerine Atar. Jandarmalar, Bu Hali Görünce Teslimiyetle, Rica Ve İstirham ile: Biz Şimdiye Kadar Muhafızınız İdik, Bundan Sonra Hizmetçiniziz! Derler
“Molla Said elleri bağlı, muhafız nezaretinde Bitlis’e nakledildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir. Namaz kılmak için, kelepçelerin açılmasını jandarmalara ihtar eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kelepçeleri bir mendil gibi açarak önlerine atar. Jandarmalar, bu hali keramet addedip (keramet olarak düşünüp) hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham ile: Biz şimdiye kadar muhafızınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz! derler. Bir gün Bediüzzaman’a soruldu: Kelepçeyi nasıl açtın? Dedi: Ben de bilmem. Fakat olsa olsa namazın kerametidir. (Tarihçe-i Hayat, s.42)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
.
III – Hapishane Müdürüne: “Ne İçin Bediüzzaman’ı Çarşıya Çıkardınız? Şimdi Çarşıda Gördüm.” Müdür de: “Hayır, Efendim. Bediüzzaman Hapishanede, Hatta Tecriddedir; Bakınız” Diye Cevap Verir
Bediüzzaman hapiste iken, birgün o zamanın Eskişehir müdde-i umûmisi (savcısı) Üstadı çarşıda görür. Hayret ve taaccüble (şaşkınlıkla) ve vazifesine son vereceği ihtarıyla, hapishane müdürüne: “Ne için Bediüzzaman’ı çarşıya çıkardınız? Şimdi çarşıda gördüm.” Müdür de: “Hayır, efendim. Bediüzzaman hapishanede, hatta tecriddedir; bakınız” diye cevap verir. (Tarihçe-i Hayat, s.192)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
.
IV – Bediüzzaman Denizli Hapsinde İken, Halk, İki-Üç Defa Üstad’ı Muhtelif Camilerde Sabah Namazını Kılarken Görür, Halbuki Üstad Hapishaneden Dışarıya Katiyen Çıkarılmamış. Eskişehir Hapishanesinde İken De, Bir Cuma Günü, “Benim Mutlaka Bugün Ak Camide Bulunmam Lazım” Diye Bağırır, Jandarma İzin Vermez Ama Cuma Namazını Orada Kılar
Bediüzzaman Denizli hapsinde iken , halk, iki-üç defa Üstad’ı muhtelif camilerde sabah namazını kılarken görür. Savcı işitir; hapishane müdürüne pürhiddet, “Bediüzzaman’ı sabah namazında dışarıya, camiye çıkarmışsınız” der. Tahkîkat yapar ki, Üstad hapishaneden dışarıya katiyen çıkarılmamış. Eskişehir Hapishanesinde iken de, bir Cuma günü, hapishane müdürü, katip ile otururken bir ses duyuyor: “Müdür Bey! Müdür Bey!” Müdür bakıyor; Bediüzzaman yüksek bir sesle: “Benim mutlaka bugün Ak Camide bulunmam lazım.”
Müdür, “Peki Efendi Hazretleri” diye cevap veriyor. Kendi kendine, “Herhalde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilemiyor” diye söylenir ve odasına çekilir.
Öğle vakti, Bediüzzaman’ın gönlünü alayım, Ak Camiye gidemeyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstadın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar. “İçeride idi; hem, kapı kilitli” cevabını alır.
Derhal camiye koşar. Bediüzzaman’ın ileride, birinci safta, sağ tarafta namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzaman’ı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın “Allahü Ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hadiseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmıştır.)
Kaynak: http://m.harunyahya.org/tr/works/25348/Hz-Mehdi-(as)-Hakkinda-Bilgiler/chapter/8012/Bediuzzaman-Said-Nursi-Hazretlerinin-bazi-kerametleri
.
(Yorum) İyide Said Nursi Cuma Namazı Kılmazdı ki “Bir Cuma Günü, “Benim Mutlaka Bugün Ak Camide Bulunmam Lazım” Diye Bağırsın; ”Evvelâ:Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cum’anın Bir Şartı; Kırk Adam İmam Arkasında Fâtiha Okumaktır. Daha Başka Şartlar Da Var. Onun İçin Burada Bana Cum’a Farz Değil. Ben, Mezheb-i Âzamîyi Takliden, Bâzan Sünnet Olarak Kılıyordum”
Said Nursinin çeşit çeşit Cuma Namazı Kılmama bahaneleri;
(…) Bana itiraz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zahiri bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nuru benim malım zannedip Risale-i Nurun nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: “Said Cum’a cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor” gibi tenkidleri var.
Elcevap: Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki mes’elede büyük mâzeretlerim var.
Evvelâ: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cum’anın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fâtiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cum’a farz değil. Ben, mezheb-i Âzamîyi takliden, bâzan sünnet olarak kılıyordum. (…)[1]
Sâniyen: (…) herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fâtihanın yarısını okumadan, imam rükûa gidiyor. Bizde Fâtiha okumak farzdır.[2]
(…) Hem camiye, cumaya gitmeye beni men’eden merdumgirizlik [3] hastalığı (…)[4]
(…) hem yirmibeş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum (…)[5]
Said Nursi;“Evvelâ: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cum’anın bir şartı; kırk adam imam arkasında Fâtiha okumaktır.”
Nurcuların Savunması;
“Şafii mezhebine göre, cumanın sahih olmasının şartlarından biri de, mükellef, hür, erkek, mukim (sürekli cumanın kılındığı yerde oturan) -imam dahil- kırk kişiden meydana gelen -hutbenin başından namazın bitimine kadar orada bulunan- bir cemaatin olmasıdır. Şayet hutbe esnasında bazıları dışarı çıksa ve bundan ötürü kırk sayısı eksik olsa, o adamlar geri geldiği zaman hutbenin o kısmının yeniden okunması gerekir. (bk. İmam Nevevî, el-Minhac/es-Sirascu’l-Vehhac, s. 86)”
[1] Emirdağ Lâhikası I, 45, Yirmiyedinci Mektuptan
[2] Emirdağ Lâhikası I, 45, Yirmiyedinci Mektuptan
[3]Merdumgiriz: İnsanlardan sıkılan, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteyen
[4] Emirdağ Lâhikası I, 280, Yirmiyedinci Mektuptan
[5] Emirdağ Lâhikası I, 45, Yirmiyedinci Mektuptan
Kaynak: http://ehlisunnetkalesi.blogspot.com/2012/08/cuma-namaz-klmayan-muceddidimiz.html